Bugüne kadar yapılmaması gereken şeyleri yapan insanlar hep "ahlaksız" olarak damgalandı ve böylece başlangıçta bomboş olan ahlak kavramı kendine karşıt kavram bularak içi her türlü pislikle doldurulmaya çalışıldı. Oysa gerçekte "ahlak" diye bir şey yoktur. İyi ve kötü diye bir şey de yoktur. Benim için iyi olan senin için kötü olabilir. Koşullarımda yaşamayan, benim yaşantımın neleri gerektirdiğini bilmeyen, hatta beni tanımayan birileri benim ne yapmam gerektiğini söyleyecek ve ben hayatımı bu tanımadığım kişilerden gelen rivayetlere göre mi yaşayacağım? Hele bu kişi tanrının bizzat kendisi değilse ( ki değil, çünkü her din kendi farklı ahlakını üretmiştir) benim için ahlaksızlık sorgulamadan, soruşturmadan, gerçeği öğrenmeden kuralları kabul edip hayatımı bu kurallara göre değiştirmektir. Nietzsche'nin bir lafı vardı "Özgür insan ahlaksızdır; çünkü o her bakımdan geleneğe değil kendine bağımlı olmayı ister." Bir çok zihinsel hastalık var, pedofili de bunlardan biri, psikopatlık da, kleptomani de bir hastalıktır, ama bu insanları düz ahlaksız olarak damgalayıp işimize devam edersek asla hastalıklara çözüm bulamayız. Birlikte yaşayan insanlar bazı kurallara ihtiyaç duyarlar, ilk topluluklardan beri, mal sahiplenme dürtüsünün antik zamanlarından bu yana, sürü içgüdüsünün sosyal bir hayvan olan insandaki etkisi, çıkar ilişkilerini korumak için gereken toplu yaşama kurallarını düşünüp belirlemeye dayanır. Bu toplu kurallara ilk ahlaki yasalar diyebiliriz, daha sonra dinlerin devletlerle bağlantısı görevini üstlenip eleştiriye kapalı bir şekilde, coğrafyaya göre, dine göre, tarihe göre, mezhebe göre değişen, başkalaşan, hiçbir evrenselliği olmayan ve dönemine göre o anki toplumun yönetimindeki otoritenin en güçlü dayanağı olan kurallar bütünüdür. Ama zaten bu kuralların insani olanları içinizden gelmektedir. Ne var ki tam da ergenlik dönemine rastlayan zamanlarda zaten yapmak istediğiniz şeyi size dışarıdan dayatarak söylerler ve yapmaktan vazgeçersiniz. Bu yüzden ergenlik döneminde çocuklar her şeye isyan ederler, bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındadırlar... İnsan dışında hiçbir hayvan ergenlik dönemi geçirmez. Toplumsal baskı ve birlikte yaşamanın gerektirdiği kurallar insanları küçük yaşta sinirli bir ergen olmaya zorladığı gibi ilerleyen yaşlarda da yabancılaşmaya neden olarak psikolojik rahatsızlıkların en sık görülen sebebi olurlar. Ahlakın var olduğu zorlaması ahlaksızlığı doğurur. Kural olmazsa onu yıkma isteği de olmaz. Konuyu biraz değiştireceğim: Mesela uzun uzun araştırıp bir fosil bulunuyor ve bilim adamları seviniyorlar değişimi inceleme şansları oluyor ve evrimsel süreci daha yakından takip ettiklerini hissediyorlar. Oysa düşünceler çok daha çabuk evrimleşiyor, onların milyonlarca yıla ihtiyacı yok, düşünce gerekli bilgiyi çok daha çabuk bir sonraki nesle bırakır ve gereksiz bilgiyi çok daha çabuk unutup sonraki nesle aktarmadan hayatına devam eder. Vücutta ise işlevselliğini yitiren bir organın körelmesi milyonlarca yılı bulabilir. Etrafımıza şöyle bir baktığımızda bir nesil önceki insanlardan bile düşünce olarak ne kadar uzakta olduğumuzu fark edebiliriz. Veya bizden sonra gelen nesli anlayamadığımızda bu şaşkınlığı yaşarız. Ahlak yasaları ve ahlak felsefesi de işlevselliği olmadığı için düşünce dünyasında nesli tükenmekte olan soyut dinozorlar gibidir. Sağlıklı bir insan ona hiçbir kural söylenmediğinde bir topluluk içinde yaşıyorsa etrafındaki herkese kendisine davranılmasını istediği gibi davranır. Konfüçyüs bunu 2500 sene önce söylemişti, eğer bir kurala ihtiyaç duyuyorsanız tek bir ahlaki kural yeter. Sana davranılmasını istediğin gibi davran, ki zaten içimizden gelen budur. Eğer içinden gelen seslere, hislenişlere, davranışlara bir isim, bir kural, bir yasa ismi koymak istiyorsan ve buna da "ahlak" demek istiyorsan elbette yalnız yaşarken bile ahlaklı olabilirsin. Ama toplum içinde yapmak zorunda olduğunu hissettiğin davranışların hiçbirini yalnızken yapmak zorunda değilsindir. Bu yüzden insanlar yalnızken daha özgür ve rahattır. Eğer yaşam boyunca yalnızlık korkusu ile korkutulmadıysan ve hep kendini birilerine muhtaçmış gibi hissetmiyorsan ne dine, ne de ahlaka ihtiyacın yoktur. Toplum içinde kimseyi rahatsız etmeden vakitlice eve dönüp, can dostun olan yalnızlığını kucakla. Yalnızlık güvenilirdir ve hep bıraktığın yerdedir. Bir ahlak canavarı gibi görünmek istemem ama zaten bu güne kadar hep ahlakın iyi yönleri bize aşılandı ve zorla aklımıza sokulmaya çalışıldı, ama hey, bir dakika, bu ahlaki kurallar kutsal görevlerden oluşuyorsa zaten benim içimde vardır değil mi? Eğer yoksa senden öğrendiğim kurallar sayesinde cennete mi gideceğim? ya da iyi bir insan mı olacağım? Yani ahlak hep iyi bir şey olarak gösterildi ben de biraz farklı açıdan anlatayım... Ahlaklı olmanın ilk koşulu korkak olmaktır: Çünkü bir şeyleri düşünmeye bile korkan insanlar ahlaklı olmayı seçerek en yakın tanıdığından gereken davranışları öğrenmeye yeltenir. Evet çocukça bir hareket ama zaten bu çocuk yaşlarda yapılıyor... Ahlaklı olmanın ikinci koşulu namussuz olmaktır, belki hiç tanımadığın bir imamdan, hiç tanımadığın bir hocadan duyduğun bir söze güvenerek ailene, kanından, canından olan insanlara bile itimat etmeden, sorgulamadan düşünmeden verilen görevleri yapman beklenir. Bunlara inanıp yaparsan birkaç gün önce sana o hiç tanımadığın nasihat veren ve allaha yakın olduğunu iddia eden adam belki senin de ahlaklı olduğunu düşünecektir. Tanımadığı biri tarafından emin olmadığı sadece var saydığı söylentilere göre kendi ailesine yüz çeviren insan namussuzdur. Ahlaklı olmanın üçüncü koşulu tembel olmaktır; az önceki örneğe dönelim yabancı imama itimat etmedin, kendi ailen ile aranda geçen konuşmalarda sadece senin kanını taşıyor diye aile bireyine hak vermen, düşünmesine yardım etmemen, kendi fikrini söylememen, sadece baban veya annen olduğu için onun söylediği her şeyi doğru kabul etmen tembelliktir. Ahlaklı olmanın dördüncü koşulu ruh hastası veya zihinsel özürlü olmaktır; çünkü bir insan ona kurallar söylenmediği için başka birine zarar veriyorsa, daha doğrusu başkalarına zarar vermemek için kurallara ihtiyaç duyuyorsa hastadır. Ahlaklı olmanın beşinci koşulu ise içten pazarlıklı ve çıkarcı olmaktır; çünkü Ahlak senin zihninde ömür boyu dolaşıp düşüncelerini ve sorularını zincirlemek karşılığında sana cenneti vaat eder. Özet olarak içinden geldiği gibi davranmak yapılması gereken en iyi şeydir. Bunu da en rahat ve başkalarına zarar vermeden yapmanın yolu yalnız kalabilmek için kendine ayıracak vakit bulmaktan geçer. Saygılarımla.