Ahlak, belirli bir toplumun veya bir bireyin tamamen subjektif bir bakış açısıyla ortaya çıkardığı metafiziktir. Dini inanışlar, yaşam tarzları, gelenekler, toplumsal psikoloji, bu kavramın temel dayanak noktalarıdır.
Ne yazık ki, bilimsel olarak toplumun medeniyet haline gelmesi esnasında ilk olarak dinler mi ahlakı doğurdu, uzun sürelerin ahlaki birikimleri mi dinleri oluşturdu, bununla ilgili net bir şey söyleyemiyoruz. Ancak iki konunun da birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu ifade etmek yanlış değildir.
Eski insanların bir takım batıl inanışları, aslında bazı korkuların eseri olarak insanlara yapılmasında bir sakınca olmadığı ve gözle görülebilir olmasa da neyi önlediği belli olmayan bir takım davranışları toplumun sıhhati için daha eski ataların bıraktığı iddia ediliyor. Bu da sadece bir iddia tabii. Bu konuyla ilgili çok derin araştırma yapmadım ve bu paragrafın kaynağı Sigmund Freud'un Totem ve Tabu kitabıdır.
Fakat, konu maalesef bu kadar yalın ve anlaşılabilir değil, çünkü tarihsel süreçlerin tümünü kapsayan bir dönüşümden söz ediyoruz. Yüzbinlerce yıllık bir güç mücadelesinden ve insanın bugünkü "hayat kutsaldır" iddiasına varana dek ortaya çıkan ve kimisi hala devam eden yıkımlardan etkilenen bir psikolojiden söz ediyoruz.
Pagan kültürün insan kurban eden insanları ile bugün savaş karşıtı protestolara katılan insanlar aynı IQ seviyesinde olsalar bile, aynı mantıkla ve bilinçle hareket etmeleri kesin olarak imkansızdır. Sahip oldukları bilgi seviyesine ve içinde bulundukları ekonomik, sosyokültürel farklar, sahip oldukları inançlar ve popülizm şekli ile birebir paralel bir ahlak anlayışına sahip olmaları kaçınılmaz.
O yüzden de; söz konusu kavramın kendisi için "nesnel" bir zemin oluşturmak istesek bile, bunu tüm bu süreçlerden ve önceden edinilmiş psikolojik temellerden ayırmamız mümkün değildir. Çünkü, belirli bir dönem inancın referans alındığı bir yaşam tarzıyla beraber gelen bir takım ahlaki edinimler, başka bir dönem mantığın -ki bu da dönemin bilgisiyle paralellik gösterecektir- merkeze alınmasıyla çökecek, başka bir dönem mantık ve insani duygular harmanlanarak bir referans oluşturulup merkez alınarak başka bir ahlaki ekolün ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Şuanda geleceğin bize ne gibi kavramlar getireceğini bilemediğimiz için, sahip olduğumuz görece fazla -ama yine de eksik- bilgiyle evrensel bir etik oluşturulabileceğini savunmamız, ahlak kavramına; tıpkı az önceki bahsi geçen referanslarla desteklenen ahlaki yapıları uygulayan insanların kendi yaşadıkları dönemdeki ahlaki algısıyla aynı bakış açısıyla yaklaştığımız anlamına gelir.
Sonuç olarak; ortaya konulabilecek her türlü etik ve ahlaki düşüncenin öznel olması kaçınılmazdır.
Kaynaklar
- S. Freud. (1961). Totem Und Tabu.