Bir kaç ihtimal!
Muhtemeldir ki arama motorumuz devreye giriyor ve kafamızdaki dahili belleği tarayıp en uygun cevabı arıyor, buluyor, dilimize taşıyor.
Bu, hazır cevap olmaktan, karşıdaki bir şey söylediğinde söylenene değil de verilecek cevaba odaklanmaktan ve en önemlisi düşünmeden hemencecik konuşmaktan daha iyidir.
Çünkü hem söyleneni değerlendirme fırsatı verir hem de daha az hata yapma imkanı sunar.
Tabi eğer iradi ise. Yok, iradi değil ve her zaman böyle ise; kanımca burada odaklanma sorunu var. Hele ki karşıdakinin söylediğini tekrar ediyor, arada bir "ne!" veya "efendim!" şeklinde ve "anlamadım" içerikli bir karşılık veriyorsanız; karşıdaki doğal olarak ona kulak vermediğinizi, kulak vermişseniz bile onu önemsemediğinizi düşünebilir ve iletişim kopabilir.
Bu durum genelde kafamızda ve bizden bağımsız, ortalığı karıştıran birçok tilkinin dalaştığına da delalet edebilir.
Bana kalırsa böyle bir durumda karşıdakine bunu dürüstçe söylemek ve o an için dikkatini veremeyeceğini beyan etmek iletişimin ve özellikle var ise, dostluğun sürekliliği açısından son derece önemlidir.
Neticede herkesin az ya da çok, uzun ya da kısa süreliğine böyle durumları olabilmektedir.
Bunlardan biri olup olmadığına ve ya hangisi olduğuna siz karar vereceksiniz. Sevgiyle. ( Bu bilimsel bir içerik iddiası taşıyan bir değerlendirme değildir. Sadece Etkili İletişim içerikli ders deneyimidir.) Bu konuda Özcan Köknel'in , Doğan Cüceloğlu'nun, Üstün Dökmen'in (vb.) kitapları kapsamlı bilgiler içermektedir.
Kaynaklar
- Üstün Dökmen. (2019). İletişim Çatışmaları Ve Empati. Yayınevi: Remzi Kitabevi. sf: 392.