Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Tüm Reklamları Kapat
Efil Saylam
Efil Saylam
126.3K UP
Aktaran 29 Temmuz 2024 3 dk.

Korku, insanlığın en temel ve en ilkel duygularından biridir. Genetik yapımızın vazgeçilmez bir parçasıdır ve binlerce yıldır evrimleşerek hayatta kalmamızın ana nedenlerinden biri olmuştur. Ancak aşırı korku ya da gündelik hayatın bir parçası olan şeylerden korkma durumu, kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durum, kişinin sosyal hayatına önemli bir engel teşkil edebilir ve günlük aktivitelerini sınırlayabilir. Peki, bir kişi kendi korkularının üstesinden nasıl gelebilir? Ya da gelebilir mi?

Colorado Boulder Üniversitesi ve Icahn Tıp Fakültesi araştırmacılarının gerçekleştirdiği beyin görüntüleme çalışması, hayal gücünün korku ve kaygı bozuklukları ile başa çıkmada yardımcı güçlü bir araç olabileceğini ortaya koyuyor. Ancak burada klasik anlamdaki "sadece olumlu düşün" yaklaşımından bahsetmiyoruz.

21
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Esra Akkoyun
Esra Akkoyun
3,510 UP
Çeviren 14 Ağustos 2018 11 dk.

Bir kişinin genlerinin davranışı sadece genlerin DNA dizilimine bağlı değildir, epigenetik faktörler de gen davranışlarını etkiler. Bu faktörlerdeki değişiklikler hastalıkta önemli bir rol oynayabilir.

Dış çevrenin genler üzerindeki etkisi hastalığa yol açabilir ve bu etkilerin bazıları insanlarda kalıtsal olabilir. Çevresel faktörlerin bir bireyin yavrusunun genetiğini nasıl etkilediğini araştıran çalışmalar tasarlamak zordur. Fakat toplumsal düzenin oldukça merkezileştirilmiş olduğu bazı bölgelerde, aileleri etkileyebilecek çevresel bilgi elde edilebilir. Örneğin İsveç bilim insanları son zamanlarda beslenmenin kalp ve damar hastalıkları ve diyabetle ilişkili ölüm oranını etkileyip etkilemediğini ve bu etkilerin ebeveynlerden çocuklara ve torunlara geçip geçmediğini inceleyen araştırmalar yürüttüler (Kaati et al., 2002). Bu araştırmacılar İsveç’teki ailelerin 1980’lerden başlayarak üç nesil boyunca yıllık mahsullerinin ve yiyecek fiyatlarının kayıtlarını inceleyerek bireylerin yiyeceğe ne kadar erişimi olduğunu tahmin ettiler. Araştırmacılar, bir babanın ergenliğinden hemen önceki gelişiminde kritik bir dönem boyunca yeteri kadar yiyeceğe erişimi olmadığı durumlarda, erkek evlatlarının kalp ve damar hastalıklarından ölme olasılığının daha düşük olduğunu buldular. Baba tarafından büyükbaba için bu kritik dönem boyunca yiyeceğin bol olması durumunda, çocukların diyabetle ilişkili ölümleri önemli ölçüde artıyordu. Aşırı yiyeceğin babanın dönemine denk düşmesi durumunda ise çocukların diyabetle ilişkili ölümleri azalıyordu. Bu bulgular, diyetin bir ailedeki erkekler tarafından nesilden nesile aktarılan  gen değişikliklerine sebep olabildiğini ve bu değişikliklerin bazı hastalıklara karşı hassasiyeti etkileyebildiğini göstermektedir. Peki, bu değişiklikler nelerdir ve nasıl hafızada tutulur? Bu tarz soruların cevapları epigenetik kavramının içinde yer alır.

102
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.

Gizem Çetin
Gizem Çetin
122.4K UP
Üye 2 gün önce
Diyelim ki insanlık, ışınlanma teknolojisini çözdü.  Dünyadaki vücudunuzun her bir atomu taranıyor, veriye dönüştürülüyor ve bu sırada orijinal vücudunuz tamamen yok ediliyor. Bu veri başka bir yerdeki, mesela Mars'taki bir istasyona gönderiliyor ve oradaki ham maddelerle saniyeler içinde sizin birebir kopyanız (hafızanız, duygularınız ve hücre yapınızla birlikte) inşa ediliyor. Soru şu: Mars'ta gözlerini açan o kişi gerçekten "siz" misiniz, yoksa siz Dünya'da öldünüz ve Mars'taki varlık sadece sizin hatıralarınıza sahip olan bir taklitçi mi?
2 Cevap - 387 görüntülenme
Işınlanınca karşı tarafta uyanan kişi gerçekten siz misiniz?
Işınlanınca karşı tarafta uyanan kişi gerçekten siz misiniz?
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Çeviren 6 Mayıs 2014 2 dk.

Göze küçük gelebilir ama Y kromozomunun insana sağladığı çok fazla şey var ve merak etmeyin, muhtemelen bizimle kalacak. Bu ufak görünümlü kromozomun cinsiyet belirleme haricinde sadece birkaç ek özelliğe katkı sağladığı düşünülüyordu. Ancak Nisan 2014'te Nature dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre bu kromozomu boyutuna göre yargılamamamız gerektiği, sahip olduğu az sayıda genin erkeklerin hayatta kalabilmesi konusunda kilit rol oynadığını ortaya koydu. Bir diğer deyişle, boyu değil işlevi önemli diyebiliriz.

Memeli hayvanlarda 2 adet cinsiyet kromozomu bulunur: X ve Y. Cinsiyet açısından bakıldığında, dişilerde iki adet X kromozomu, erkeklerde ise bir adet X, bir adet Y kromozomu bulunur. Bu kromozomlar, "otozom" adı verilen, cinsiyetlere ait olmayan kromozomlardan evrimleşmişlerdir. Bu evrim, yaklaşık 300 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. Bu süreçte Y kromozomu şaşırtıcı bir şekilde özelliklerini kaybederek nihayetinde üzerindeki tüm genlerin %97'sini yitirmiş, geriye sadece 100 genden biraz az sayıda gen kalmıştır.

25
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Gözlemi
Sinan Arslan
Sinan Arslan
108.2K UP
Gözlemi Yapan 5 gün önce Türkiye, Bartın
Polyphylla fullo (Haziran böceği)
2
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'na Destek Ol
Ece Müker
Ece Müker
605.8K UP
2 gün önce
NASA, ajans tarihindeki ilk tıbbi tahliyeye ilişkin yeni ayrıntıları açıkladı. 58 yaşındaki deneyimli astronot Mike Fincke, geçen ay Uluslararası Uzay İstasyonu’nda sağlık sorunu yaşayan mürettebat üyesinin kendisi olduğunu duyurdu.

Fincke, rahatsızlığının niteliğini açıklamadı ancak mürettebat arkadaşları ve yer kontrolündeki uçuş doktorlarının desteğiyle durumunun hızla stabilize edildiğini belirtti. Olayın “acil bir durum” olmadığını, ancak uzay istasyonunda bulunmayan gelişmiş tıbbi görüntüleme olanaklarından yararlanmak istediklerini ifade etti. ISS’teki ultrason cihazının kriz sırasında önemli rol oynadığı aktarıldı.

Fincke ve üç astronot, görevlerinin planlanandan erken sona ermesinin ardından Pasifik Okyanusu’na iniş yaptı ve San Diego’daki bir hastaneye götürüldü. Astronotlar ertesi gün Houston’a döndü. Sağlık sorunu, planlanan bir uzay yürüyüşünün de iptal edilmesine yol açtı.

1996’dan bu yana astronot olan ve dört görevde toplam 549 gün uzayda kalan Fincke, şu anda sağlık durumunun iyi olduğunu açıkladı.

240 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
9
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 13 Ağustos 2018 13 dk.

Schrödinger'in Kedisi, büyük fizikçi Erwin Schrödinger tarafından geliştirilmiş meşhur bir düşünce deneyidir. Schrödinger, bu düşünce deneyini Kopenhag Yorumu olarak bilinen ve modern fizikçilerin çoğu tarafından kabul edilip kullanılan bir kuantum mekaniği yorumuna tepki olarak geliştirmiştir.

Kopenhag Yorumu'na göre Evren'deki tüm temel parçacıklar, bir dalga fonksiyonu tarafından tanımlanan olasılıklar çerçevesinde belli bir hız ve konuma sahiptir. Yani atom etrafındaki bir elektron, aslında belirli bir noktada değildir; belirli bir olasılıkla belirli bir noktada ve hızda bulunur. Ancak biz, bunu kesin olarak bilemeyiz. Ta ki gözlem (ölçüm) yapana kadar. Heisenberg'in Belirsizlik Kuramı çerçevesinde, gözlem yapsak bile hız ve konumu aynı anda tespit edemeyiz; ancak en azından bir tanesini ölçmemiz mümkündür. Ancak nasıl olur da belirli olasılıklar çerçevesinde herhangi bir konumda ve hızda bulunabilecek olan bir elektron, gözlem yapıldığı anda belirli bir konuma veya hıza sahip olur? Eğer ki gözlem öncesinde bu elektronun pozisyonu ve hızı belirsiz ise, gözlem sonrasında bu pozisyon veya hızdan en azından 1 tanesi nasıl belirli hale geçer?

198
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 14 Aralık 2015 10 dk.

Canlılığın en temel yapıtaşı olan hücrelerin yuvarlak olma davranışını/eğilimini anlamak için, canlılığın kökenlerine inmemiz gerekiyor. Canlılığın başlangıcına... Yani, "cansız" olarak tanımladığımız kavramların, belirli çevre şartları altında kademeli değişerek "canlı" olarak tanımlayacağımız kavramların ortaya çıkışına... Bunu inceleyen teori, Evrim Teorisi değil, Abiyogenez Teorisi'dir.

Abiyogenez Kuramı dahilinde cansız varlıklardan, yaklaşık 500 milyon yıl süren bir deneme-yanılma süreci sonucunda, ilk defa canlı varlıkların kimyasal evrim yoluyla oluştuğunu biliyoruz. Bu sürecin en önemli basamaklarından birisi, belki de canlılık tarihinin en önemli olayı olan "bölünme" ("üreme") olayıdır. Bu ilk bölünme, günümüzde de prokaryotik canlılarda görebildiğimiz "amitoz bölünme" (binary fission) ile olmuştur. Yani hücre, yaklaşık olarak ortadan, mümkün olduğunca eş (ancak içerikler heterojen olarak dağılabilir) bir şekilde ikiye bölünmüştür. İyi ama... Neden? Neden bir varlık "bölünme" ihtiyacı duysun ki? Canlılar, üremeden de evrimleşemezler miydi?

148
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Çağrı Mert Bakırcı
Çeviren 14 Kasım 2019 2 dk.

DNA, Dünya'daki her türlü yaşamı tanımlayan, 4 adet veri kodlayan molekülden oluşan bir diziyi bünyesinde barındıran, burulmuş bir yapı iskelesidir. Ama DNA, biyolojik veriyi depolamak için var olan en iyi depo aracı mıdır? Ya bazı diğer amaçlar için, DNA'dan bile daha iyi biyolojik veri depoları varsa?

Journal of Chemical Information and Modeling dergisinde yayımlanan yeni bir makalede şöyle söyleniyor:

71
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Ege İlhan
Ege İlhan
112.4K UP
Alıntıyı Ekleyen 4 gün önce
Hayatta kalan, en güçlü olan değil, değişime en uyumlu olandır.
Kaynak: Evrim teorisinin temelini özetleyen bu söz, organizmaların hayatta kalabilmesinin güçten çok çevresel değişimlere uyum yeteneğine bağlı olduğunu vurgular. (GoodReads)
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Gizem Çetin
Gizem Çetin
122.4K UP
İnceleyen10 4 gün önce
Mutluluk ve istikrar kavramı üzerine kurulmuş bir dünya düşünün. Aile yok. Aitlik yok. Annelik ve babalık ayıp sayılıyor. Kadınlar ve erkekler arasında eğlencelik ilişkiler desteklenirken, ciddi ilişkiler ahlak dışı sayılıyor. "Herkes herkes içindir." Gelişim yok. Sınıflara ayrılmış bu toplumda hangi sınıfa aitseniz, o sınıfın gereksinimlerine göre embriyo döneminden itibaren şartlandırılıyorsunuz.

... ve yaşadığınız hayatı ne olursa olsun seviyorsunuz. Örneğin Epsilonlardansanız kasten kısa boylu, çirkin, bedensel işinizi yapmaya yetecek kadar düşük zekalı bırakılmanıza rağmen isyan etmiyor, mutluluk duyarak çalışıyorsunuz. Ya da güzel, yakışıklı, sağlıklı, uzun boylu bir Alfa'ysanız bile sizin şartlarınıza sahip olmayan Epsilon ve Betaları sorgulamak aklınıza gelmiyor.

Bu kitabı okumadan önce konforun bu kadar ürkütücü bir kavram olabileceği aklıma gelmezdi. Okurken insan olarak zıtlıklara ihtiyacımız olduğunu düşündüm. Mutluluk kadar üzüntüye de, zevk kadar mahrumiyete de, istikrar kadar istikrarsızlığa da... Uygarlık kadar vahşiliğe de.

Vahşi ya da asıl adıyla John, ormanda Kızılderililerle büyümüş bir karakter. Böylece insanlığını koruyabilmiş. Onun sesi sizin de iç sesiniz oluyor. Sanki siz John'sunuz, sizsiniz yoz uygarlıktan zehirlenen, "soma" paketlerini avuç avuç dışarı atıp insanlara uyanmaları için haykıran...

İnanılmaz bir kitap. İnanılmaz derken lafın gelişi, inanılır, hatta ucundan kıyısından yaşadığımız bir kitap. Defalarca okuyabilirim. Elimden gelse herkese okuturdum. İnsanın özünden kopuk ütopya düşlerinin en büyük distopyaları doğurduğunu söylerdim.

Aldous Huxley'in Kadim Felsefe adında bir kitabı varmış. Doğu ve Batı felsefelerinden bahsediyormuş, Mevlana ve Gazali de varmış kitapta. Yazara saygı duydum. Zaten Cesur Yeni Dünya'nın derin bir sorgulamanın ve öze varışın meyvesi olduğu o kadar belli ki...
9.7/10
(62 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Brave New World
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
2
3 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Leonidas I
Leonidas I
37.2K UP
Araştırmacı 2 gün önce Sen de Cevap Ver

“Neden Osmanlı sömürgeciliğe girişmedi?” suali, zahiren basit bir mukayeseye işaret ediyor gibi görünse de, hakikatte erken modern dünya sisteminin jeopolitik, iktisadî ve idarî dinamiklerini kavramadan verilecek her cevap eksik ve yüzeysel kalacaktır. Mamafih, meselenin esasını teşkil eden unsurlar dikkatle tetkik edildiğinde, Osmanlı Devleti’nin Avrupa tipi denizaşırı sömürgecilik modeline yönelmemesinin tesadüfî değil; bilakis coğrafî konum, askerî öncelikler, maliye yapısı, ticaret siyasetleri ve dünya tasavvurunun bileşkesi olarak tebellür ettiği görülür.

Evvela coğrafî mevkî meselesi zikredilmelidir. Osmanlı Devleti, üç kıtayı birbirine rapteden kara ve iç deniz hatlarının kavşağında teşekkül etmiş bir imparatorluktu. Bu durum, devletin tabiatı icabı “yakın hinterlandın tahkimi”ni esas kılmış, Atlas Okyanusu’na açılan keşifçi denizciliği ise tali bir mevkiye itmiştir. Halil İnalcık’ın isabetle vurguladığı üzere, Osmanlı siyasî aklı, fetih siyasetini ekseriyetle kara yolları ve stratejik boğazlar üzerinden yürütmüş; devletin askerî ve idarî teşkilâtı da bu kara merkezli genişlemeye göre tanzim edilmiştir. Bu itibarla Osmanlı’nın temel hedefi, Hint Okyanusu’na ulaşmak suretiyle doğu-batı ticaret yollarını kontrol altında tutmak olmuş; fakat bu teşebbüs, Portekizlilerin Atlas merkezli okyanus hâkimiyeti karşısında sınırlı neticeler vermiştir. Filhakika, Osmanlı’nın Hint Okyanusu seferleri (Pîrî Reis, Seydi Ali Reis gibi kaptanlar marifetiyle) bir “sömürgeleştirme” değil, ticaret yollarını muhafaza ve Müslüman limanları himaye etme maksadı taşımaktaydı.[1]

İkinci olarak askerî-stratejik öncelikler meselesi göz ardı edilemez. Osmanlı Devleti, XV. ve XVI. asırlarda en büyük rakipleri olan Habsburglar, Safevîler ve Memlüklerle mütemadiyen mücadele hâlinde bulunmuş; bu durum devletin insan gücü ve mali kaynaklarını ağırlıklı olarak kara cephelerine tahsis etmesine sebebiyet vermiştir. Avrupa devletleri ise Reconquista’nın hitamından sonra Atlantik’e yönelerek denizaşırı keşif ve istilâ hareketlerine hız kazandırmışlardır. Osmanlı’nın ise Balkanlar, Orta Avrupa ve İran sahası gibi geniş ve sürekli tehdit arz eden cepheleri mevcut idi. Bu sebeple devletin askerî bünyesi, okyanus ötesi kolonyal maceralardan ziyade sınır boylarının müdafaası ve merkezî otoritenin tahkimiyle meşgul olmuştur. Suraiya Faroqhi’nin de işaret ettiği üzere, Osmanlı askerî sistemi timar ve kapıkulu esasına dayanan kara ordusu ağırlıklı bir yapıya sahipti; bu yapı okyanus aşırı, müstakil koloniler tesis etmeye elverişli değildi.[2]

Tüm Reklamları Kapat

Üçüncü olarak maliye ve iktisat telakkisi zikredilmelidir. Avrupa merkantilizmi, denizaşırı kolonilerden maden, şeker, tütün ve köle emeği temin ederek metropol ekonomilerini besleyen bir sömürge düzeni inşa etmişti. Osmanlı iktisadî zihniyeti ise klasik çağda iaşe (provizyonizm) ve fiskalizm prensiplerine dayanıyor; devletin önceliği halkın temel ihtiyaçlarının temini ve iç piyasada fiyat istikrarının sağlanması olarak beliriyordu. Bu sebeple Osmanlı, uzak diyarlardan hammadde ithali için pahalı ve riskli sömürge teşebbüslerine girişmek yerine, mevcut vergi sistemi ve ziraî üretim üzerinden gelir temin etmeyi daha rasyonel bulmuştur. İnalcık’ın tahliline göre Osmanlı maliyesi, Avrupa’daki gibi sermaye birikimine dayalı bir burjuva sınıfı üretmemiş; dolayısıyla denizaşırı şirketler ve koloniler tesis edecek bir ekonomik sınıf da zuhûr etmemiştir.[3]

Dördüncü mühim amil, idarî ve siyasî zihniyet meselesidir. Osmanlı Devleti, fethettiği toprakları doğrudan merkezî idareye bağlamayı ve timar sistemiyle entegre etmeyi tercih eden bir “klasik imparatorluk” modelini temsil ediyordu. Avrupa sömürgeciliği ise metropolden kopuk, yarı-özerk ticaret şirketleri (meselâ Doğu Hindistan Kumpanyası gibi) vasıtasıyla yürütülmekteydi. Osmanlı bürokrasisinin bu tarz yarı-özel, ticaret odaklı ve merkezden bağımsız kolonyal yapılara müsaade etmesi düşünülemezdi. Nitekim Osmanlı idare geleneği, “mülk-i sultanî” anlayışıyla, fethedilen bölgelerin doğrudan padişah otoritesi altına alınmasını esas kabul ediyordu; bu da Avrupa tarzı sömürge imtiyazlarının ortaya çıkmasını engellemiştir.[4]

Beşinci olarak dünya tasavvuru ve ideolojik meşruiyet meselesi ele alınmalıdır. Avrupa kolonyalizmi, Hristiyan misyonerlik ve merkantilist yayılmacılıkla meşrulaştırılmış; yeni topraklar “keşif” ve “medenileştirme” retoriğiyle istilâ edilmiştir. Osmanlı ise kendisini “nizam-ı âlem” fikri etrafında şekillenen, İslam dünyasının hamisi bir cihan devleti olarak telakki etmiş; fetihleri dahi ekseriyetle komşu coğrafyalarda siyasî hâkimiyet kurma çerçevesinde yürütmüştür. Bu anlayış, okyanus aşırı, yerleşimci ve ticaret şirketleri eliyle yürütülen sömürgecilik modelinden zihniyet itibarıyla ayrışmaktadır. Cemal Kafadar’ın belirttiği üzere, Osmanlı yayılmacılığı “sınır boyu gazası” ve komşu bölgelerin siyasî ilhakı üzerinden gelişmiş; bu süreçte Atlantik dünyasında görülen tipte bir kolonyal kapitalizm ortaya çıkmamıştır.[5]

Mamafih, cevap giren zatlardan birinin meseleyi “Osmanlı’nın dinen caiz görmemesi” gibi münhasıran teolojik bir çekinceye irca etmesi, tarihî ve hukukî veriler muvacehesinde kâfi derecede isabetli görünmemektedir. Zira Osmanlı siyaset telakkisi, daha halifelik unvanı hanedana intikal etmeden asırlar evvel, devlet maslahatını ve nizam-ı âlem fikrini merkeze alan bir hukuk ve siyaset anlayışı üzerine bina edilmişti. Filhakika Fatih Sultan Mehmed devrinde tedvin edilen Kanunnâme-i Âl-i Osman’da yer alan ve devlet nizamının muhafazası uğruna en ağır tedbirlere dahi cevaz tanıyan hükümler, Osmanlı siyaset aklının salt dinî çekincelerle mahdut olmadığını, bilâkis maslahat-ı devlet prensibiyle hareket ettiğini açıkça göstermektedir. Bu itibarla, Osmanlı’nın denizaşırı hâkimiyet tesisine yönelmemesini doğrudan “dinen caiz görmeme”ye hamletmek, klasik devir Osmanlı hukuk zihniyetini anakronik bir perspektiften yorumlamak olur.[7]

Tüm Reklamları Kapat

Binaenaleyh, Fatih’ten dahi geriye uzanan bu cihanşümul siyaset telakkisi nazar-ı dikkate alındığında, Osmanlı’nın sömürgecilik modeline yönelmemesi dinî bir yasak telakkisinden ziyade, coğrafî ve stratejik önceliklerin tayin ettiği tarihî bir tercihin neticesi olarak tebarüz eder. Nitekim Osmanlı fetih ideolojisi, halifelik makamının resmen iktisabından çok önce dahi Balkanlar’dan Akdeniz adalarına kadar genişleyen bir hâkimiyet siyasetini meşru addetmiş; dolayısıyla devletin dünya nizamını tesis etme iddiası, yalnızca teolojik bir çekinceyle sınırlandırılamayacak derecede köklü bir siyasî geleneğe dayanmıştır.[6]

Netice itibarıyla Osmanlı Devleti’nin sömürgeciliğe girişmemesi bir “eksiklik” yahut “geri kalmışlık” alameti olarak değil; bilakis devletin coğrafî mevkii, askerî-stratejik öncelikleri, maliye yapısı, idarî gelenekleri ve dünya görüşünün tabiî bir neticesi olarak değerlendirilmelidir. Mamafih, Osmanlı’nın hiç denizaşırı teşebbüste bulunmadığını iddia etmek de isabetsiz olur; Hint Okyanusu seferleri ve Kızıldeniz politikası bunun aksini göstermektedir. Lakin bu teşebbüsler, Avrupa merkantilist kolonyalizminin tesis ettiği kalıcı, yerleşimci ve ekonomik sömürüye dayalı modelle mukayese edildiğinde, mahiyet itibarıyla farklı ve sınırlı kalmıştır.

Kaynaklar

  1. H. İnalcık. (2019). Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, 1300-1600. ISBN: 9786057635099. Yayınevi: Kronik Kitap.
  2. S. Faroqhi. (2014). Osmanlı'da Kentler Ve Kentliler. ISBN: 9789753330060. Yayınevi: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
  3. C. Kafadar. (1995). Between Two Worlds: The Construction Of The Ottoman State. ISBN: 9780520206007.
  4. F. Braudel. (2021). Akdeniz Ve Akdeniz Dünyasi 1. ISBN: 9789752410848.
  5. P. J. Brummett. (1994). Ottoman Seapower And Levantine Diplomacy In The Age Of Discovery (S U N Y Series In The Social And Economic History Of The Middle East). ISBN: 9780791417010.
  6. İ. Ortaylı. (2025). Fatih Sultan Mehmed. ISBN: 9786256228665. Yayınevi: Kronik Kitap.
  7. S. M. II. (2017). Atam Dedem Kanunu : Kanunnâme-I Âl-I Osman. ISBN: 9789752430129. Yayınevi: Kronik Kitap.
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Emirhan Kurtak
Emirhan Kurtak
55.3K UP
Blog Yazarı

Sanat öncelikle iki gurup üzerinde incelenmektedir bunlardan biri ise, güzel sanatlar diğeri ise, endüstriyel Sanatlar olarak ikiye ayrılır, Sanat, halkın duyu ve duygularına dokunmaya yönelik gerçekleştirilen insan çalışmalarının tümünü bir araya getiriyor. Resim gibi heykel, video, çizim, fotoğraf, dans, edebiyat, müzik da birer sanattır. Sanat, hayatımızın her alanında yer alan bir akımdır.

4
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)