Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Eyüp Akman
Eyüp Akman
128.8K UP
Çeviren 19 Nisan 2005
Orion’un Kuşağı neden bir balonun içinde kalmış gibi görünüyor? Bir emisyon bulutsusu gibi parlıyor olsa da, Barnard’ın Halkası diye bilinen bu kabarcığın kökeni bugün hâlâ bilinmiyor. Olası kaynaklar arasında, parlak Orion yıldızlarının rüzgârları ve çoktan yok olmuş yıldızların süpernova patlamaları sayılıyor. Barnard’ın Halkası çıplak gözle seçilemeyecek kadar sönük. Bulutsu ancak 1895’te, E. E. Barnard tarafından uzun pozlamalı film çekimlerinde keşfedilebildi. Görüntünün ortasından yatay biçimde uzanan üç parlak yıldız, Orion’un Kuşağıdır; üstteki iki yıldızın maviliği özellikle dikkat çekiyor. Orion’un Kuşağı’ndaki en alttaki yıldızın hemen sağında, bir emisyon bulutsusunda küçük bir çentik görülür; daha yüksek büyütmede bakıldığında bu bölge Atbaşı Bulutsusu’na ayrışır. Kuşak yıldızlarının sağında ise parlak, ünlü ve fotojenik Orion Bulutsusu yer alır.
0
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Raşit Arslan
Raşit Arslan
73.1K UP
Uyarlayan 14 Haziran 2014 2 dk.

Bilim insanları, yüzlerce kilometre derindeki kaya tabakasının devasa miktarda su barındıran bir tabaka olduğunu ve bunun, Dünya'nın nasıl biçimlendiğiyle ilgili yeni kuramlar ortaya çıkardığını söylüyor.

On yıllarca süren araştırmaların sonunda bilim insanları, yeryüzünün yüzlerce kilometre derinlerinde, Dünya'mızın nasıl biçimlendiği sorusuna yeni bir soluk getirebilecek ve Dünya okyanuslarını 3 kez doldurabilecek miktarda, devasa bir su kütlesi keşfetti.

20
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ferit Görür
Ferit Görür
78.2K UP
Çeviren 5 gün önce 5 dk.

Doğa korumacıların kayıp yaşam alanlarının bir kısmını eski haline getirmek için başlattıkları proje sayesinde, kaplanlar 70 yılı aşkın bir süredir ilk kez yakında Kazakistan topraklarında yeniden dolaşmaya başlayacak.

Kazakistan'ın Hazar kaplanlarının sonuncusu; yıllarca süren avlanma, habitat kaybı ve av hayvanlarının sayısındaki düşüşün ardından 1940'ların sonlarında ortadan kayboldu. Şimdi ise Orta Asya ülkesi, dünyanın en büyük kedigillerini tarihsel dağılım alanlarına geri kazandırmayı hedefleyen iddialı bir yeniden yerleştirme programı yürütüyor.

5
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ögetay Kayalı
Yazar 5 gün önce 2 dk.

Nanometre, SI yani Uluslararası Birimler Sisteminde bir metrenin milyarda birine karşılık gelen uzunluk birimidir. Matematiksel olarak 1x10−9m1x10^{-9}m olarak ifade edilir. Bir metreyi bir milyar eşit parçaya böldüğümüzde her parça 1 nanometredir. Nano kelimesi etimolojik olarak Yunanca "cüce" anlamına gelen "nanos" kelimesinden gelmektedir.[1] Ölçek; atomların, biyomoküllerin ve pek çok modern nanoteknolojik yapının boyut aralığını temsil etmektedir.[3]

Nanometreyi çok daha iyi anlayabilmek adına milimetre (mm) ve mikrometre (μm) ile kıyaslayabiliriz. Neredeyse hepimiz milimetreye aşinayız, gündelik hayatta çok ufak olarak kabul ettiğimiz ölçüler artık bunlar oluyor. Yaptığımız mekanik tasarımların önemli bir kısmı, milimetrik hataları tolere edebiliyor. Bu noktada 1 milimetrenin, 1 metrenin 1000'de 1'i ya da 1 santimetrenin 10'da 1'i olduğunu hatırlayalım.

5
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yusuf Berat İlgin
Yazar 5 gün önce 2 dk.

Dünya'dan yaklaşık 650-700 ışık yılı uzaklıkta, Kova (Lat: "aquarius") takımyıldızında yer alan Helix Bulutsusu (NGC 7293), gökbilimciler tarafından en çok incelenen gezegenimsi bulutsulardan biridir. Genellikle "Tanrı'nın Gözü" olarak da anılan ve devasa bir gözü andıran bu yapı, aslında ölen Güneş benzeri bir yıldızın dış katmanlarını uzaya fırlatmasıyla oluşmuştur. Ancak Helix'in en çarpıcı özelliklerinden biri, James Webb Uzay Teleskobu'nun (JWST) kızılötesi gözlemleriyle daha da belirginleşen, merkezden dışarıya doğru uzanan binlerce "kuyruklu yıldız benzeri" gaz düğümüdür.

NASA'nın James Webb Uzay Teleskobu tarafından çekilen yakın kızılötesi görüntüler, bu yapıları daha önce hiç görülmemiş bir netlikte ortaya koydu. Bulutsunun genişleyen gaz kabuğunun iç çevresini saran bu yapılar, arkalarında uzanan kuyruklarıyla adeta birer kuyruklu yıldızı andıran sütunlar veya düğümler şeklindedir.

8
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Doruk Fidan
İnceleyen 6 gün önce
ilk başta şunu söylemeliyim film final olduğu için fazla bütçe ayırmışlar filmin konusu ve oyunuları çok iyi iş çıkarmışlar ve size hafta sonları veya tatilerde gitmeyin kalablık olur ben ara tatilin ilk günü gittim filimi açıksası çok beğendim eğer il veya ilçenizde cinemapink varsa orayı gidin gayet konforlu neyse reklama girmesin film çok iyi gidip izlemenizi öneririm
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Betül Parlak
Seslendiren 7 Ekim 27:20
Eskiden yaşamış varlıkların korunmuş kalıntıları, işaretlerine (İng: "impression)" ve izlerine (İng: "trace") fosil denir. Örneğin...
11
Evrim Ağacı'na Destek Ol
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 25 Ocak 2015 8 dk.

Evrimsel biyolojide değişim 2 temel seviyede incelenir: mikroevrim ve makroevrim. Bunların ne anlama geldiği, isimlerinden kolaylıkla anlaşılabilir: mikroevrim, dışarıdan kolay kolay görülemeyen; ancak detaylı incelemelerle varlığı anlaşılabilen evrimsel değişimlere verilen isimdir. Tıpkı bakteriler gibi canlıları normalde göremememiz; ancak mikroskop kullanarak bunları görebilmemiz gibi... Mikroevrim, genellikle bir türün kendi içerisinde meydana gelen değişimlere verilen isimdir. Çoğu zaman bu değişimler genler ve proteinler bazında olur (ki bu nedenle "mikro" denir); ancak mikroevrim, bu kimyasal değişimlerin fiziksel görünüm (fenotip) üzerindeki etkilerini de kapsayabilir. 

Mikroevrim gücünü genellikle evrimin resmi tanımından alır. Hatırlayacak olursanız evrim, bir canlı popülasyonu içerisindeki her bir özelliğin görülme sıklığının (frekans) nesiller içerisinde değişmesi demektir. Örneğin insan popülasyonlarında sarı saç renginin oluşmasını sağlayan genler 1940'ta %24, 1970'te %21 oranında bulunuyorsa, bu evrimsel bir değişimdir. Ancak örneğin bir bebeğin 1 yaşındayken saçlarının hayali bir renk skalasında %90 sarışın, 25 yaşındayken %10 sarışın olması evrim değildir. Bu, bireyin ömrü içerisinde yaşanan bir değişimdir ve bu nedenle evrimsel biyolojinin değil, gelişim biyolojisinin ilgi alanıdır. Öte yandan sarışınlığa neden olan genlerin görülme sıklığının popülasyon içerisinde nesilden nesle değişimi evrimdir. İşte mikroevrim de; aslında tam olarak budur. Dışarıdan baktığımızda sarışın veya kahverengi saçlara sahip olmasıyla ilgisi olmaksızın insanın "insan" olduğunu biliriz. Fakat "insan" dediğimiz bu canlı, gözlerimizin önünde evrimleşiyor olsa da, bu evrimsel değişim dikkatli bakılmazsa görülemez. Tıpkı bakteriler gibi... Bu nedenle buna mikroevrim denir.

182
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ayşegül Şenyiğit Özdil
Yazar 21 Mayıs 2019 7 dk.

Bilgisayara kıyasla bir insan, dört kediye, dört elmaya veyahut dört adet kaleme baktığında bunların ortak noktasının soyut bir kavram olan "dört" olduğunu onları saymaya gerek duymadan hemen anlar. Acaba yapay zeka da bir gün böyle bir yeti geliştirebilir mi?

İşte Science Advances adlı dergide Andreas Nieder ve ekibinin yayımlamış olduğu bir çalışma, bu sorunun cevabına yönelik bulgular tespit etti. Nieder'e göre bu çalışma yapay zekanın (YZ), insanların ve hayvanların sayı algısına benzer bir algı geliştirmeye başladığına dair ipuçları barındırıyor.

55
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ashlee Lane Bakırcı-Taylor
Çeviren 29 Kasım 2018 5 dk.

“Melek öpücükleri”, “Café au lait lekeler”, “Belgin Doruk beni” veya “leylek ısırıkları”; tüm bunlar bazılarımızın cildindeki lekeler, hepimizin bildiği adıyla doğum lekeleri için kullanılan metaforlardır. Doğum lekeleri çok çeşitli renk ve şekillere sahiptir. Yüzeysel veya hafif bir kabartı halinde olabileceği gibi cildin çok daha derinlerine inen türleri de vardır. Doğum lekelerinin çoğu doğuştan var olabilir ya da doğumdan kısa bir süre sonra ortaya çıkabilir. Kayıp çocukları ve hatta suçluları belirlemede doğum lekelerinden faydalanırız. Çoğu doğum lekesi ciddi bir tıbbi soruna yol açmazken bazıları da bir sağlık sorununa işaret edebilir. Her durumda ebeveynlerin endişelenmesine neden olurlar.

Doğum lekeleri kişiden kişiye farklılık gösterdiği halde genellikle pigment kaynaklı ve vasküler olmak üzere iki grupta toplanır. Pigment kaynaklı doğum lekeleri cildin bir bölgesinde yoğunlaşan melanosit nedeniyle oluşur. Temel biyoloji derslerinden hatırlayacağınız üzere melanositler melanin üretir, yani cildinizin pigmentini veya rengini belirler. Bu lekeler çoğunlukla kahverengimsi renktedir. Vasküler doğum lekeleri ise farklı deri katmanlarındaki kan damarlarının anormal gelişimi nedeniyle oluşur. Bu lekeler ise genellikle kırmızı, mor veya pembe renktedir.

17
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Fatih Birinci
Fatih Birinci
400.8K UP
Yazar 29 Ocak 2019 11 dk.

Okullardaki tarih kitaplarının içeriğini hatırlayın; eğitim süreci içinde size öğretilen tarih sanat tarihi ya da bilim tarihi değil, ağırlıklı olarak savaş tarihidir. İnsanlık tarihi gerçekten de büyük savaşlar ve katliamlarla doludur. İnsanlığın tuttuğu kayıtların atılım yapması dolayısıyla yirminci yüzyıl içinde yer alan bu korkunç şiddet olaylarına daha detaylı olarak tanıklık etmekteyiz. Görsel ve işitsel belgeler, savaşların ve katliamların sarsıcı dehşetine ilişkin bizlere daha çok bilgi veriyor.

Örneğin Japonya’nın, Nanking Katliamı’nda 300.000’den fazla sivili öldürdüğünü biliyoruz. Sovyet askerlerinin Doğu Avrupa’da en azından binlerce, potansiyel olaraksa yüz binlerce kadına tecavüz ettiğinden haberdarız (Rzheshevsky, 2002), (Beevor, 2002). ABD tarafından Hiroshima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının yüz binlerce insanın ölümüne, daha fazlasının ise sakat kalmasına neden olduğuna tüm dünya şahit oldu.

626
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Evrim Ağacı
Alıntıyı Ekleyen 3 Şubat 2019
Gerçek devrimciler tanrı gibidir: kendi hayallerindeki dünyaları yaratırlar. Kendi kendimize sorumluluğumuz, çocuklarımız için iyi bir dünya yaratmaktır. Çünkü gelecek, hayal gücümüzün asaletine muhtaçtır.
Bu alıntı Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
31
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
M. Oguz Dişli
M. Oguz Dişli
25.0K UP
Üye 9 Kasım 2020
Anlatmaya çalışacağım kişiyi buraya yönlendirmekten korkuyorum çünkü yaratılış ile varoluşa inanıyor. Ve aynı anlatımı bir fen bilimleri öğretmenine de anlatmam gerekiyor ki yaratılışçı olduğunu söylemeye gerek yok. Dardayım. 😂
1 Cevap - 147 görüntülenme
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.

Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.

Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.

Yaşam Ağacı Gözlemi
Abdullah Vatansever
Gözlemi Yapan 1 gün önce Türkiye, Ankara
Ankara keçiörende, yağmurlu bir gün sonrası kara yosunundan alınan örnekte bulunmuştur.
3
1 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Fatih Oğulcan Kaya
İnceleyen9 19 Mayıs 2024
Bilime ilgi duyanların kesin izlemesi gereken filmlerden biri. Film ailece izlemeye de uygun, sonrasında minik bilimsel tartışmalar yapmak isteyenler içinde tercih edilebilir. Ne amaçla izlerseniz izleyin, şimdiden iyi seyirler.

Öncelikle şuna bir açıklık getirelim artık. Beynin tamamını kullanıyoruz. Fjfjfj Açıklıyorum, soruyu doğru sormakla başlayalım bence. Başlıyorum. Beynin yüzde kaçını kullanıyoruz? Cevap, tamamını. Beynin aynı anda yüzde kaçını kullanıyoruz? Cevap, tam net cevap verememekle birlikte duruma göre değişir diyebilirim. Aslında buradaki diyaloğu kurma ve yazma sebebim bir soruyu doğru şekilde sormanın aldığınız cevabın kalitesini ve cevabın kendisini nasıl değiştirdiğini göstermek istedim. Soruya dönecek olursak bu filmden sonra ciddi anlamda ilk sorunun etrafında tartışmalar döndüğünü söyleyebilirim ama kanıtlayamam. Ha! Bilim dünyasında değilde bu tartışmanın daha çok halk arasında döndüğünü de eklemek gerekir. İlla halk miti olmuş tartışmayı yapmak istiyorum derseniz filmi izleyip tartışmaya başlamakta bir seçenek olarak kenarda durabilir tabi.

Unutmadan; bilgiyi edinmek kadar aktarabilmenin, aktarmanın önemini de birnevi barındıran bir film, son olarak bunu yazmadan yapamazdım işte.
Film
8.8/10
(31 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
8
1 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ece Müker
Ece Müker
606.2K UP
15 saat önce
İspanya’daki araştırmacılar tarafından yürütülen ve Frontiers in Psychology dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, şempanzelerin kristallere belirgin bir ilgi gösterdiğini ortaya koydu. Bulgular, insan atalarının yaklaşık 780.000–800.000 yıl önce kristalleri neden topladığına dair evrimsel bir açıklama sunabilir.

Arkeolojik kazılarda, Homo türlerine ait kalıntıların yanında işlevsel amaçla kullanılmadığı anlaşılan kristaller sıkça bulunuyor. Bu taşların silah, alet ya da süs eşyası olarak kullanılmadığı biliniyor. Araştırmacılar, bu davranışın kökenini anlamak için insanın en yakın akrabalarından biri olan şempanzeler üzerinde deneyler gerçekleştirdi.

Çalışmanın başyazarı Juan Manuel García-Ruiz ve ekibi, Rainfer Vakfı’ndaki kültürlenmiş şempanzelere büyük bir kuvars kristali ile sıradan bir kaya sundu. İlk aşamada her iki nesne de ilgi çekse de, kısa süre içinde kristalin tercih edildiği gözlendi. Şempanzeler kristali farklı açılardan inceleyerek döndürdü, eğdi ve bazı bireyler kristali yaşam alanlarına taşıdı. Bakıcılar kristali geri almak için yiyecek takası yapmak zorunda kaldı.

İkinci deneyde ise şempanzeler, yuvarlak çakıl taşları arasından küçük kuvars kristallerini saniyeler içinde ayırt edebildi. Kuvarsın yanı sıra pirit ve kalsit kristalleri de eklendiğinde, hayvanların farklı kristal türlerini de doğru şekilde seçebildiği görüldü. Şempanzeler kristalleri göz hizasına kaldırarak içlerinden bakmaya çalıştı ve uzun süre inceledi. Araştırmacılar, özellikle şeffaflık ve geometrik şeklin dikkat çekici özellikler olduğunu belirtti.

Kristaller doğada düz yüzeylere ve keskin kenarlara sahip nadir yapılardan biridir. Araştırmacılara göre, doğal çevrede çoğunlukla eğrisel ve düzensiz formlar arasında yaşayan erken homininler için bu tür düzenli, çokyüzlü yapılar bilişsel olarak dikkat çekici olabilir. Bulgular, estetik algının ve nesnelere yönelik merakın evrimsel kökenlerinin milyonlarca yıl öncesine uzanabileceğini düşündürüyor.

58 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
162.4K UP
İnceleyen 2 gün önce
Merhaba
Bazen bir kitabı okumaya başlamadan önce, onunla kavga edeceğimi hissederim. Daha kapağını açmadan içimde hafif bir gerilim olur. Çünkü bazı metinler sadece bilgi vermez; insanın inandığı, tutunduğu, hatta sığındığı yerlere dokunur. İnancın Sonu tam da böyle bir kitap. Okurken sadece satırları değil, kendi zihnimi de tarttım. Nerede savunmaya geçiyorum, nerede susuyorum, nerede hak veriyorum diye.

İnancın Sonu, Sam Harris’in inanç ile aklı bir düelloya çıkardığı metni. Bu kitapta uzlaşma yok. Yumuşatma yok. Harris, modern dünyanın en büyük sorunlarından birinin sorgulanmayan dini inanç olduğunu söylüyor ve bunu neredeyse bir cerrah soğukkanlılığıyla masaya yatırıyor.

Kitabın ruhunu taşıyan cümlelerden biri olan “Dini inançlar eleştiriden muaf tutulduğu sürece, insanlığın ilerlemesi her zaman tehlike altında olacaktır.” Bu cümle bir iddia değil sadece; bir meydan okuma. Çünkü Harris’e göre din, diğer tüm düşünce sistemleri gibi eleştirilebilir olmalı. Bilim hata yapabilir, siyaset yanlışlanabilir, felsefe çürütülebilir. Ama din çoğu zaman “kutsal” olduğu için tartışma dışı bırakılır. O ise tam tersini yapıyor: Kutsalın üzerine ışık tutuyor.

Bir başka bir ifadede ise şunu söyler . “İnsanlar, kanıt olmadan inanmayı bir erdem haline getirdiler.”
Burada durup düşünmemek zor. Çünkü gerçekten de birçok kültürde “iman”, sorgulamamakla eş anlamlıdır. Oysa Harris için kanıtsız inanç bir erdem değil; epistemolojik bir boşluk. Ona göre akıl, insanlığın en güçlü aracıdır ve bu araç, inanç söz konusu olduğunda askıya alınmamalıdır.

Kitap özellikle dini şiddet üzerinden çarpıcı bir analiz yapar ve şu cümleyle hafızayı kazımaya çalışır .
“İntihar bombacısını motive eden şey umutsuzluk değil, cennete olan inancıdır.” Bu söz ürpertici. Çünkü burada din, teselli veren bir sistem değil; eylemi, hatta ölümü anlamlandıran bir güç olarak resmedilir. Harris’e göre iyi niyetli insanlar, kutsal bir amaç uğruna korkunç şeyler yapabilir. Bana kalırsa en çok tartışılması gereken cümle şudur. “İyi niyetli insanların kötü şeyler yapabilmesi için din gerekir.” Bu iddia abartılı mı? Belki. Ama insan tarihi düşünüldüğünde tamamen yabana atılacak bir söz de değil. İnanç, insanı yüceltebildiği kadar, körleştirebilir de. İşte Harris bu kör noktaya bakıyor. Kitap boyunca hissettiğim bir eksiklik var: İnancın içsel, varoluşsal boyutu. Mesela Søren Kierkegaard inancı bir “atlayış” olarak tanımlar; aklın ötesine geçen ama insanın varoluşunu derinleştiren bir deneyim olarak görür. Ya da William James, dini deneyimi psikolojik gerçeklik üzerinden anlamaya çalışır. Harris ise daha keskin bir yerde durur. Onun için soru nettir: “Doğru mu, yanlış mı?”

Ama insan sadece doğru veya yanlış çizgisinde yaşamıyor. Bazen inanmak, anlam arayışıdır. Bazen yalnızlığa karşı bir dirençtir. Bazen ölüm korkusuna karşı sessiz bir cevaptır. Harris bu duygusal ve sembolik alanı pek dikkate almaz; o daha çok inancın toplumsal ve politik sonuçlarına odaklanır.
belki de kitabın en çarpıcı yanı burada , İnancı kutsallıktan indirip tartışılabilir bir nesne haline getirmesi. Bu kolay değil. Hele inancın kimlik haline geldiği toplumlarda hiç değil. İnancın Sonu bir saldırı mı, yoksa bir uyarı mı? Belki ikisi de. Okurken insan ya savunmaya geçiyor ya da düşünmeye başlıyor. Ama kayıtsız kalmak mümkün değil.

Ben kitabı kapattığımda şunu düşündüm: İnanç ile mantık gerçekten düşman mı? Yoksa biz mi onları düşmanlaştırıyoruz? Belki mesele inancın varlığı değil, sorgusuz kabul edilişi. Belki de asıl korkulan şey, Tanrı’nın değil, soruların gücü. Bazen bir kitap, cevap vermek için değil, insanın içindeki sessiz çatışmayı görünür kılmak için yazılır. Bu kitap tam olarak bunu yapıyor sanırım.
Puan Ver
İNANÇ VE MANTIĞIN KAFA KAFAYA ÇARPIŞMASI
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Eser
Yusuf Taha Yılmaz
Eseri Ekleyen 3 Şubat 2022 Youtube Kanalı
9.7/10
(14 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)