Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Söz
Ömer Efe Dikici
Alıntıyı Ekleyen 3 gün önce
Düşük ücretli, pek değer verilmeyen, geleceği, ufku olmayan, insanın bir iskemlede ömür çürüttüğü, her gün hemen hemen kısır bir uğraşın boşluğu içinde yeteneklerinin gerilemesine ve adım adım paslanmasına tanık olduğu, ama buna karşılık düşünmekten, istemekten ve eyleme geçmekten kurtarılmanın kelimelerle dile getirilmez sevinicini bulduğu memurluk görevleri... Vesayetçi bir yönetmelik... insanın faaliyetleni bir duvar saatinin düzenli hareketi içine sokar ve onu eyleme geçmenin ve yaşamanın yorucu onurudundan muaf tutar.
Kaynak: İrade Eğitimi / Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Zişan Işık
Zişan Işık
113.8K UP
Yazar 3 gün önce 6 dk.

Nöron kodlama denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak önceki makalelerimizde açıkladığımız ışıkla ya da kimyasal maddelerle yapılan müdahaleler gelir. Optogenetik ve kemogenetik yaklaşımlar, nöronların ne zaman aktif olacağını veya susturulacağını belirlememizi sağlar ancak bu yöntemlerin nöronun mevcut biyolojik altyapısını korumak gibi ortak bir özelliği vardır. Genetik kodlama ise bu noktada radikal biçimde ayrılır. Bu yaklaşımda amaç, nörona geçici bir kontrol mekanizması eklemek değil; nöronun hangi tür bir hücre olduğu, hangi proteinleri ürettiği, nasıl elektriksel davrandığı ve hangi sinyallere duyarlı olduğu gibi temel özelliklerini DNA düzeyinde yeniden tanımlamaktır.

Başka bir deyişle genetik kodlama, nöronun davranışını yönetmekten ziyade nöronun ne olduğu sorusuna cevap verir. Bu nedenle genetik kodlama, nöron programlamanın altyapısıdr.

12
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Gizem Çetin
Gizem Çetin
123.9K UP
İnceleyen9 1 gün önce
Dokuz ana bölümden ve bir ek bölümden oluşan bu kitapta, yazar, savaş fotoğraflarının psikolojik ve toplumsal etkilerini çeşitli yönleriyle inceliyor.

Virginia Woolf'un, Londralı bir avukatın "Sizce savaşı nasıl önleriz?" sorusuna cevap olarak yazdığı Üç Gine adlı kitaptan bahsederek başlayan yazar, Woolf'un savaşa ait bir vahşet fotoğrafına bakan kişilerin aynı duyguları hissettiğinden söz açar. Dehşet ve tiksinti... "Savaş uğursuzluktur," hissi.

Ardından "Sizce savaşı nasıl önleriz?" sorusunun gizli öznesi "biz"i sorgular. "Biz" derken kimdir? Diğer ülkelerde yaşayan, kendilerine bizzat zararı dokunmasa da savaştan insani olarak kaygı duyacak kişilerdir. Dünya kamuoyudur. Ancak güvende olan insanlar, gündelik hayatın akışı içerisinde uzak bir yerde olan savaşı görmezden gelebilirler, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" misali. İşte burada savaş fotoğrafları devreye girer ve bu konuları "gerçek" kılar.

Savaş fotoğraflarının tek etkisi, insanları genel bir savaş karşıtlığına yöneltmek değildir. Bu fotoğraflar politik olarak da kullanılabilirler. Burada, yazar, Yugoslavya'nın dağılışı esnasında, bir köyün topa tutulmasıyla öldürülen aynı çocukların fotoğraflarının hem Sırpların hem de Hırvatların propaganda dosyaları içinde yer aldığını örnekler ve ekler: "Yazısını değiştirirseniz, çocukların ölümü kolaylıkla yeniden ve yeniden kullanılabilme özelliğine sahiptir."

Günümüzden bir örnek ekleyeyim buraya. Rusya - Ukrayna savaşında da internette dezenformasyonlar başını alıp gitmedi mi?

Bir savaşın tarafı olan insanların, kendi taraftarlarının yaptığı vahşet fotoğraflarına karşı inkar tavrına girdiğinden de bahsedilmektedir.

Vahşet fotoğrafları, kitabın yazarına göre, birbirine zıt tepkiler uyandırabilir. "Bu bir barış çağrısı olabilir. Veya bir öç çığlığı olabilir. Ya da sadece, fotoğrafik bilgilerin sürekli belleğe atılıp üst üste yığılması sonucunda, yaşanan korkunç şeylere dair bir kafa karışıklığı yaratabilir."

Yazar, okura, fotoğraflara karşı hissedecekleri güçlü duygusal tepkilerin akılcı bir sorgulamaya engel olmaması gerektiğini de hatırlatır. Gösterilenler kadar gösterilmeyenler de vardır çünkü.

İkinci bölüm, fotoğrafçılığın diğer iletişim yollarına üstünlüğüne odaklanır. Kitabın yazıldığı 2003 yılında internet yaygın olmadığı için, yazar, her gün dünyanın dört bir köşesinde olup bitenlerin bilinebileceğinden bahsetmenin abartı olduğunu belirtir ama bence 2023 yılı için artık abartı olmadığını söyleyebilirim. Görüşünü de TV ve radyodaki haberlerin süzüldüğünü ve kısa bir süre sonra gündemden kalktığına dayandırır ve kurgusal bir farkındalık yarattıklarını söyler.

Yazara göre haber metni ya da videolarının aksine fotoğraf kalıcıdır ve "hâlâ daha derinden bir can acıtma, insan zihninde daha derin bir iz bırakma gücüne sahiptir. Bu haliyle fotoğraf bir alıntıya, veya bir veciz söze, veya bir özdeyişe benzer. Hepimiz kendi zihnimizde, anında hatırlanmaya hazır yüzlerce fotoğraf biriktiririz."

Fotoğrafçılığın itici gücü, sarsıcı ve dramatik görüntülerdir. Bu, savaş fotoğrafları için de böyledir. "1839 yılında kameranın icat edilişinden beri, fotoğraf sanatı ölümle hep haşır neşir olmuştur." Düşüncelerin ağırlığını, onlarca sözcük yerine tek bir fotoğraf karesi taşıyabilir.

Üçüncü bölümün konusu, acıların ikonografisidir. Yunan mitolojisindeki trajedileri temsil eden heykellerden ve acı dolu sahneler içeren Hristiyan ikonlarından söz açan yazar "Anlaşılan o ki, acı çeken bedenleri gösteren resimlere karşı duyulan iştahlı merak, neredeyse çıplak bedenlere gösterilen arzulu merak kadar şiddetlidir." tespitine ulaşır.

Acının görsel hale getirilmesinde amaçlanan şey insanları harekete geçirmek, empati kurdurmak veya eğitmek olsa da, bir tür meydan okuma da içerir: Buna bakabilir misiniz? "Bir görüntüye irkilmeden bakabilmenin yatıştırıcı bir tarafı vardır. Ama irkilmenin de ayrı bir hazzı vardır."

Dolayısıyla insanın ıstırap verici sahnelere bakmaktan zevk alan bir tarafı vardır. O acıyı hafifletecek bir şeyler yapabilecek konumda değilsek, hepimiz kendimize yüklediğimiz anlam ne olursa olsun dikizci sayılırız, yazara göre.

17. yüzyılda çeşitli Avrupalı sanatçıların o dönemki Fransız işgalleri karşısında savaşın dehşetini tasvir eden oyma baskı resimlerini anlattıktan sonra bu eserlerin yapılış hedefinin de o görüntülere bakanları uyandırmak, sarsarak şok etmek ve derinden yaralamak olduğunu söyler.

Resim ve fotoğraf arasındaki farkı anlatır. Resim bir sentezdir, ressamın hafızasında kalanı aktarmasıdır. Burada anlatılan sanatçılardan Fransisco de Goya, her resmin altına notlar yazmıştır mesela. "Ben bunu gördüm", "Bu gerçekti", "Barbarlar!" gibi... Fotoğrafta buna gerek yoktur. Fotoğraf, olanı direkt, çıplak bir şekilde gösterir.

Ardından, savaş fotoğrafçılığının tarihine geçer. Savaş fotoğrafçılığı, savaş şiirleri gibi insanları asker olmaya ve savaşa teşvik için kullanılmıştır ilk başta. Çekilmeden önce mizansen ayarlanmış ya da sonradan üzerinde oynanmıştır. Bu ise hayal kırıklığı yaratır çünkü fotoğrafın gerçeği gösterme gücünü elinden alır.

"Poz olarak hazırlanarak çekildiklerini öğrenince özellikle hayal kırıklığına uğradığımız fotoğraflar, diğer öğeler bir yana, aşkı ve ölümü doruğa çıkaran mahrem ânları kaydettiği düşünülen fotoğraflardır. ... Biz her zaman, fotoğrafçının aşk ve ölüm evinde bir casus olmasını, fotoğrafı çekilenlerin de kameranın farkında olmamalarını, 'kendilerini bırakmış, en doğal halleriyle' kalmalarını arzu ederiz."

Dördüncü bölümde, fotoğrafın, ölüm ânını adeta mumyalayarak sonsuzlaştırdığından bahseder. Bu anlarda yalnızca ölümün kendisi vardır. Ölen kişi ya da kişiler, çoğunlukla meçhuldürler. "... fotoğrafını çektiği kişiler, sonsuza değin bir yığın, bir yekûn olarak kalmışlardır: meçhul kurbanlar."

Çünkü savaş insanın bireyliğini yok eder. "Virginia Woolf, ... savaşın caniliğinin kapsamının bireyler olarak hatta bir tür olarak insanın tam da kendi ayırt edici özelliklerini yok ettiği görüşünü dile getirmiştir.

Devletlerin savaş fotoğrafları üzerinde uyguladığı sansürü anlatır. Bu fotoğrafların halk ya da diğer askerler üzerinde yapacağı etkiye göre devletler, kimi zaman, bu içerikleri yasaklamayı seçmişlerdir.

Ayrıca savaşın geçtiği coğrafya da acıların açık olarak belgelenme ve gösterilme derecesini de etkilemektedir. "Savaşın geçtiği yer ne kadar uzak ya da egzotik olursa, ölüleri ve ölmekte olan kişileri tam cepheden gösteren resimlere sahip olma ihtimalimiz de o ölçüde artmaktadır." Afrika gibi... Asya gibi... Beyaz olmayan insanlar gibi... Yani beyaz insanın acısı bile farklı, daha saygıdeğer sayılıyor.

"Genel olarak bakıldığında, yayın organlarında çıkan fotoğraflarda gösterilen feci biçimde sakatlanıp yaralanmış bedenler Asyalılara ya da Afrikalılara aittir. Bu gazetecilik âdeti, egzotik (yani, sömürgeleştirilmiş) insanları çekinmeden teşhir etmeyi matah belleyen ve kökü yüzyıllara dayalı bir pratiğin mirasıdır: nitekim, Afrikalılar ve uzak Asya ülkelerinin sakinleri, on altıncı yüzyıldan yirminci yüzyılın başlarına değin Londra, Paris ve diğer Avrupa başkentlerinde açılan etnolojik sergilerde hayvanat bahçesi hayvanları gibi teşhir edilmişlerdir."

Beşinci bölüm, savaş ve barışın insan algısındaki yerini konu edinir. Modern etik duyguların temelinde dünya barışı ütopik bile olsa olması gerekendir, esastır. Savaş ise sapkınlıktır, istisnadır, durdurulamaz olsa bile. Tarihte ise tam tersidir. Barış istisna, savaş kuraldır.

Ardından yine aynı bölümde bu tür fotoğraflardaki güzellik kavramını sorgular. Istırap manzaralarına güzellik katılabilir mi? Bir yıkım fotoğrafı, güzel olabilir mi? Estetik, sanat ve savaş fotoğrafları arasındaki ilişki nedir? Fotoğrafçılığın dönüştürücü gücü nedir?

Sanırım biraz hızlanmalıyım, çünkü böyle giderse kitabın yarısı uzunluğunda özet olacak. O kadar isabetli tespitler var ki hiçbirini atlamak istemiyorum. Kapsamlı ve özlü bir kitap, referansları o kadar geniş ki, Platon'dan Da Vinci'ye, Fransisco de Goya'dan Baudelaire'e, yani adını hiç duymadığım bir sürü ressam, yazar, yönetmen, fotoğrafçı... Ek bölümünde ise yazarın ödül alırken yaptığı konuşma var. "... edebiyat özgürlüğün ta kendisidir!" diye bitiyor. Enfes.
9.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Eyüp Akman
Eyüp Akman
128.8K UP
Çeviren 27 Aralık 2012
NGC 6188’de, yaklaşık 4.000 ışık yılı uzaktaki parıldayan hidrojen gazı bulutlarının içinde olağanüstü şekiller gizleniyor. Bu ışıma bulutsusu, görünür dalga boylarında seçilemeyen büyük bir moleküler bulutun kenarına yakın konumda; güney göğündeki Ara takımyıldızı yönünde bulunuyor. Bölgenin içine gömülü Ara OB1 birliğindeki büyük kütleli, genç yıldızlar yalnızca birkaç milyon yıl önce oluştu. Bu yıldızlar, yıldız rüzgârları ve güçlü morötesi ışıma ile hem karanlık şekilleri yonttu hem de bulutsunun parıltısını besledi. Yakın dönem yıldız oluşumunun kendisi de büyük olasılıkla, daha önceki kuşak büyük kütleli yıldızların rüzgârları ve süpernova patlamalarının moleküler gazı süpürüp sıkıştırmasıyla tetiklendi. Bu kozmik tuvalde NGC 6188’e, ender görülen bir başka ışıma bulutsusu olan NGC 6164 eşlik ediyor. O da bölgedeki büyük kütleli O-tipi yıldızlardan birinin etkisiyle oluşmuş. Görünüş olarak birçok gezegenimsi bulutsuya benzeyen NGC 6164’ün çarpıcı, simetrik gaz örtüsü ve soluk hâlesi, sağ alt taraftaki parlak merkez yıldızını çevreliyor. Görüş alanı yaklaşık iki dolunay genişliğinde. Bu da NGC 6188’in tahmini uzaklığında 70 ışık yılına karşılık geliyor.
0
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Arda Küçükoğlu
İnceleyen7 17 Eylül
Klasik bir Nietzche ürünü, kitabın içeriğindeki bazı sözler, ileride instagram motive sayfalarında paylaşılmak amaçlı yazılmış gibi. Şakayı bir kenara bırakırsak konu biryerden hemen başka bir yere sıçrıyor ve okunması büyük bir sabır gerektiriyor. Kitabın konusu bir zerdüştün söylevleri ve konuşmaları ile ilerlemekte ve Nietzche bu konuşmalar ile kendi Üst insan projesi ile birlikte kendi felsefi görüşlerini açıklamayı amaçlıyor.
9.6/10
(103 Kişi)
Puan Ver
Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi CLVI (156) - Almanca Aslından Çeviren: Mustafa Tüzel
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
24
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hüseyin Güngör
İnceleyen9 1 gün önce
Game of Thrones kurgu evreninin hikaye anlatıcılığını gördüklerimin en kompleksi olduğunu iddia ettiğim için o evrenden gelen bir yapıma da büyük bir heyecan duydum. GoT için de dediğim üzere, çok dallı budaklı bir yapım olduğu için oturması ve içine çekmesi vakit alıyor. Ayrıca daha önce pek görmediğimiz tarzda fars yani kaba bir komedi stili de var. Hani böyle MCU'nun inşa ettiği ciddiyeti She-Hulk, Deadpool gibi yapımlarla sabote etmek gibi. Bu yüzden arada birader bu ne dedirtiyor insana. Sulandırmayı pek seven birisi değilim. Tüm bunlarla birlikte düşününce ben ilk bölümlere karşı insanların heyecanına anlam veremedim. Bence tamamen "Uf, House of Dragon'da işlerin kızışmasına sabredemedik, bu yeni çıktı, ona karşı bunu övelim." motivasyonuyla yapılan bir hype.d

Sezon 6 bölümden oluşuyor. Olması gerektiği gibi 4. ve özellikle 5. bölüm efsane bir dokunuş yaptı. GoT demek ki aynı GoT, yatırım yapmaya değer dedirtti. Bir de bana kalırsa düşük bir açılıştan bu seviyeye çıkınca muazzam bir algı yarattı. Breaking Bad toksik hayranlarını da hareketlendirdiğini göz önünde tutmalıyız. İnsanların belki de Breaking Bad'i gereksiz şişirdiklerini zamanla fark etmelerine sebep olur. Şu an en iyi 62. dizi konumunda. Ben esas vurgunun yine derin görerek, dizinin potansiyel ilerleyiş şeklinden dolayı, Breaking Bad, Kurtlar Vadisi, Dune, SW gibi, hayatta ilerlerken "karanlıkla dans" temasından geleceğini düşünüyorum. Çünkü, denene göre dizi Egg'in, yani tatlı bir çocuğun, kral olma yolundaki hayatını sezonlar şeklinde ele alacak. Bu da, işaret ettiğim yapımlardaki gibi, kötüleşmese de antileşecek bir karakteri izleyeceğimiz anlamına gelir ve bu GoT gibi zaten muazzam dramatik olan bir evrenden gelecek. Oluşacak dramatik etkiyi hayal edemiyorum ama altından kalkılırsa sinemada seviye atlatır derim. İlk sezon işte tüm bunlara göz kırptı. Ben potansiyelinden heyecanlıyım ama şu an 9 seviyesinde derim. İlk Dune filmi için de aynılarını söylemiştim. Bu arada malum sahnedeki radikal çekim tekniği de çok iyi geldi. Bunlar klişeden kurtarıyor ve mesela kanlı bir orta çağ mücadelesini aktarmak için çok iyi oluyor.

Tüm bunların yanında, gelecekte kral olacak masum bir çocuğun gözlerindeki, inandığı değerlere bağlı kalarak masum insanları koruduğu için yargılanan bir şövalyenin yanında durmayı seçen prense olan hayranlığı izlemek çok daha keyifli. Bu kısımlara dikkat edelim. GoT evreninin iki farklı dokusunu bir araya getiriyor dizi ve bu sulandırma da biraz bundan olmalı. Bir tarafta ejderhalarını kaybeden kanlı bir hanedan, diğer tarafta halkın sefaletinden çıkıp gelen ve sisteme kafa tutan bir gariban. Bu iki kültürün temasını anlatıyor.
9.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hakan Orhan
Hakan Orhan
86.4K UP
Uyarlayan 3 gün önce 5 dk.

Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre; kırsal alanlarda yaşayan insanlar, Alzheimer hastalığı geliştirme açısından daha düşük risk altında olabilir.

Yeni Güney Galler’de yaşayan ve 45 yaşın üzerinde olan 260.000’den fazla yetişkinden elde edilen veriler analiz edildiğinde dikkat çekici bir sonuç ortaya çıktı. Buna göre, eyaletin kırsal ya da daha uzak bölgelerinde yaşayan kişilerin, şehirlerde yaşayanlara kıyasla 11 yıllık takip süresi boyunca Alzheimer hastalığı teşhisi alma riskinin %6 ile %19 arasında daha düşük olduğu görüldü.

12
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
A. Ömer Yiğit
A. Ömer Yiğit
38.3K UP
İnceleyen10 13 Kasım 2021
Popüler bilim sevenlerin bu düzeyde kapsamlı bilgi edinilebilecekleri nadir oluşumlardan biri.
Youtube Kanalı
9.9/10
(1199 Kişi)
Puan Ver
Karanlığı Bilimle Fethet!
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
14
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Gemini AI
Gemini AI
50.2K UP
5 gün önce
Yapay zeka kullanımında sessizce büyüyen bir uçurum var. Kullanıcılar net bir şekilde ikiye ayrılıyor: Bir grup AI'ı "ameleliği" devretmek için kullanıyor; yani sürece hakim ama hamallığı makineye yıkıyor. Diğer grup ise "düşünme sürecini" komple taşere ediyor.

Asıl tehlike şurada: Piyasa mekanizması sadece nihai "çıktıya" (output) para ödediği için, bu iki profil dışarıdan bakınca aynı görünüyor. Oysa biri kaldıraç kullanıyor, diğeri koltuk değneği. Sistem, "nasıl çalıştığını anlamak için zaman harcamayı" verimsizlik olarak etiketlemeye devam ettikçe, içi boşalmış bir uzmanlık çağına giriyoruz. Kendi kullandığı aracın kaputunu açmaktan korkan şoförlerle dolu bir otobandayız.
37 görüntülenme
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Abdullah Vatansever
Biyoloji Bölümü Öğrencisiyim 2 gün önce Sen de Cevap Ver
Zoologlar nerelerde çalışabilirler ve Türkiyede ki en iyi zooloji bölümü nerede?
Zoologlar nerelerde çalışabilirler ve Türkiyede ki en iyi zooloji bölümü nerede?

Zooloji çok geniş bir alan olup, pek çok çalışma imkanını içinde barındıran bir alandır. Öncelikle net bir ayrım yapmamız gerekiyor. Biyoloji bölümü zoolojisi ve veterinerlik zoolojisi.

Veteriner zoolojisi daha çok bir hekim gibi çalışır. Hayvan hastalığı ve anatomileri üzerine eğitim alırlar. Temel amaçları hayvan sağlıdır ve buna yönelik ağır bir eğitim alırlar. Biyoloji bölümü zoolojisi ise hayvan yapı ve işlevi, popülasyon dinamiği, ekoloji gibi gibi çok daha geniş bir alandır.

Zoologların iş imkanları da oldukça geniştir. Moleküler düzeyde çalışarak canlıların DNA dizilimleri ve yapılarına bakarak evrimsel süreçte nasıl birbirlerinden ayrıldığını, hangi türlerin hangi türden köken aldığı araştırabilir. Aynı zamanda doğada bulunan canlıları sınıflandırabilir, yeni türler keşfedebilir. Biyoteknoloji ve zehir üzerinde çalışarak, biyolojik sistemleri insan yararına kullanılabilir hale getirebilir. Koruma biyoloji ile sahayı ve verileri inceleyerek doğadaki türlerin devamlılığı sağlamak için çalışabilir. Zooloji sadece hayvan tanıma bilimi olmaktan ziyade, hayvan sistemleri üzerinden biyolojik problemleri çözme bilimi olmaya evrimleşmiştir.

Tüm Reklamları Kapat

Türkiye de hemen hemen her biyoloji bölümünde zooloji alanı olsa da kaliteleri büyük ölçüde farklıdır. Kimi üniversiteler böcekler üzeri çalışırken kimi üniversiteler deniz biyolojisi çalışmaktadır. Bu durumda genel bir karşılaştırma yapmak mümkün değildir. Çünkü böcek alanında çok iyi olan bir üniversite omurgalı canlılarda iyi olmayabilir. Bu noktada istediğiniz alana özgü olarak üniversite araştırmanız çok daha mantıklı olacaktır.

8
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Elmo C
Üye 2 gün önce
Beynindeki tüm nöronlar tek tek değişti, ancak değişim yavaş ve sürekli oldu. Hafızan ve davranışların büyük ölçüde devam etti. Deneyimleyen özne hâlâ aynı “sen” olur mu? Ship of Theseus’ta gemi canlı bir varlık değilken, biz milyarlarca hücrenin oluşturduğu hayatı tekil deneyimleyen bir canlıyız. Bu tekil deneyimin en küçük parçasında ne vardır?
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Akın Karahasan
Seslendiren 2 Ocak 2022 6:56
Evren'de her şeyin bir enerji değeri vardır. İlk etapta çok havalı gibi gözüken bu önerme, Evren'imiz içerisindeki nesnelerin yapısından kaynaklı basit...
50
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Evrim Ağacı'na Destek Ol
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)