Zaman Yönetimi, Yoğun Yaşamlarımızı Sadece Daha Kötü Hale Getiriyor

Yazdır Zaman Yönetimi, Yoğun Yaşamlarımızı Sadece Daha Kötü Hale Getiriyor

"Tess... aceleyle ilerlemenin mümkün olmadığı, karanlık ve eğri olan yola çıktı; birkaç santimetrelik topraklar değerlenmeden ve tek kollu saatler, günü yeterince bölüme ayırmadan önce kurulmuş bir sokağa doğru." —Thomas Hardy

Hayatınızda zamanın olmadığını, sürekli geç kaldığınız hissi yaşamadığınızı, işleyen saatin karşı konulmaz gücüne karşı verdiğiniz savaşı bir daha kaybetmenin verdiği hayal kırıklığını yaşamadığınızı kafanızda canlandırın. Gün içinde keşke daha fazla saat olsaydı demediğinizi hayal edin. 

Zamana her zaman kafayı takmış değildik. Aslında, tarihçi E.P. Thompson'ın bir yüzyıl önce üzerini çizdiği gibi, Sanayi Devrimi'nden önce saatler geniş ölçüde konu dışıydı. İnsanlar zamana uyum sağlamak yerine işe uyum sağlıyordu. Yapacak oldukları işler vardı ve bu yüzden onları doğal zamanda, doğal bir sırayla yapıyorlardı. Bu durum, geniş ölçüde tarımsal bir toplumda etkili oldu. Ancak, Sanayi Devrimi'nin fabrikaları, yüzlerce insanın eş zamanlı şekilde aynı zamanda işe gitmesini düzenlemeye ihtiyaç duymuştu ve bu durum saatleri gerektirdi. Bu yüzden iş liderleri, ellerindeki işgücüne "saat zamanı"nı (dirençle karşılaşmış olsalar da) kabul ettirdiler ve Benjamin Franklin gibi ünlü liderler "vakit nakittir" gibi sözlerle bunun değerini pekiştirdiler.

Bu yıllardan itibaren saati 250 yıl ileriye aldığınız zaman, hepimizin zamanı saplantı haline getirdiğini görürüz. Zaman disiplinini bize kabul ettirecek idarecilere ihtiyacımız yok, bunu kendimiz yapıyoruz çünkü artık çok meşgulüz. Görünüşe göre, istek ve beklenti tsunamisinin karşısındaki tek seçenekle her gün karşı karşıya kalıyoruz: Zamanımızı düzenliyor ve bütün verimliliğimizi her bir güne sıkıştırıyoruz. Zaman yönetiminin, meşguliyetimizin çözümü olduğuna inanıyoruz: Eğer zamanımızı daha iyi düzenleyebilirsek, daha az bunalacağımızı, daha mutlu ve daha verimli olacağımızı sanıyoruz. Üç varsayımın tümünde de tamamen hatalıyız ve bu, özel yaşamımız ile iş yaşamımıza zarar veriyor. 

Zaman Yönetimi Bizi Sadece Daha Meşgul Yapıyor

Araştırmaların gösterdiğine göre, eğer insanların zaman farkındalığını artırırsanız (örneğin onların önüne büyük bir saat yerleştirerek), daha fazla şey yapıyorlar (tatilinizden önceki son gün ne kadar fazla iş yaptığınızı düşünün). Daha fazla şey yaparak, olaylara daha fazla hakim durumdaymışız gibi hissediyoruz. Bundan ayrı olarak, zaman yönetiminin en büyük düşlerinden birisi şudur: Eğer daha düzenli olursanız, her şeyin üstesinden gelirsiniz. Ancak, bu sadece sınırlı bir dünyada işe yarıyor. Uzun bir süredir o dünyada yaşamıyoruz. Bizim sınırsız dünyamızda, hiçbir zaman herşeyin üstesinden gelemeyeceğiz çünkü yapılacak çok fazla şey bulunuyor. Yunan mitolojisinde, Hidra'nın başlarından birisini kestiğiniz yerden iki baş daha çıkar. Hidra'da olduğu gibi, daha fazla işi bitirdiğimiz zaman tüm olan şey, bunların yerlerine yenilerinin gelmesidir, daha fazla e-posta göndeririz, daha fazla yanıt alırız. Aslında, zamanımızı daha iyi yönetmenin bir sonucu olarak daha fazla şey yaparsak, hepsini bitiremeyiz; sadece daha meşgul hale geliriz. 

Zamanımızı En Yüksek Düzeye Çıkarmak, Dikkatimizi Dağıtmak Anlamına Geliyor

Cihazlarla donanmış olarak bizler, "zamanımızı en yüksek düzeye çıkarmak" için hiçbir zaman bundan daha iyi kuşanmamıştık. Hep yanımızda olan telefonlarımız, zamanımızın tamamını üretken bir şekilde doldurmamıza, gerçek zamanlı olarak iletişim kurmamıza ve birden fazla iş üzerinde hokkabazlık yaparak, güçlü ve etkili bir şekilde, gelen isteklere bir ninja gibi vurmamıza olanak sağlıyor. Zamanımızı en üst düzeye çıkarmaya çalıştıkça, onu çok daha küçük parçalara bölüyoruz. Bu durum, Brigid Schulte'ün zaman konfetisi adını verdiği şeye yol açıyor; buna rağmen gerçek etki, zamanımız üzerine değil, dikkatimiz üzerine oluyor. Dikkatimizi bin adet küçük iş üzerine dağıttığımız zaman, kendimizi iş üzerine yoğunlaşmaktan veya düzgün bir şekilde düşünmekten alıkoyuyoruz.

Sevdiklerimiz ile yaptığımız yaşam arttırıcı sohbetler, sık sık gelen kutusuna attığımız "üretken" bakışlarla birlikte yok oluyor; düşünme becerimiz, bildirim sesinin dikkatimizi dağıtmasıyla önemli ölçüde azalıyor. Mihaly Csikszentmihalyi'nin psikolojik entropi olarak adlandırdığı kaotik bir zihinsel etkinlik durumunu sürdürüyoruz. Bu durum, kesintisiz şekilde bir işe dalmak için kendimizden geçtiğimiz, düşüncelerimizin, eylemlerimizin ve hedeflerimizin uzun süreler boyunca mükemmel bir uyum içinde olduğu en uygun psikolojik akış halinin zıttıdır. Akış, ufak zaman parçalarında değil, büyük dikkat yığınlarında gerçekleşir. Son birkaç haftanızı düşünün. Sahip olduğunuz gerçek kavrayış veya mutluluk anlarının tümü, umursamaz bir kendinden geçmeyle dikkatinizi o ana ve o işe gömdüğünüz zamanlardan gelmişti. Aslında, akışın gerçek özelliklerinden birisi, zaman duygusunu kaybetmektir. Zamanımızı en üst seviyeye çıkarırken, o anları, renklerinden yoksun bırakıyoruz.

Zamanın Farkında Olmak Bizi Daha Az Verimli Yapıyor

Bütün bunları duyduktan sonra hâlâ, verimli olabildiğiniz müddetçe daha meşgul ve daha az mutlu hissetmeye istekli olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz. Maalesef, zaman yönetimi bu alanda da verimimize engel oluyor. Verimlilik iki çekirdek yetenekten gelir: öncelik verme ve başarma. Önceliği doğru bir şekilde belirlediğimizde, sadece belli olan şeyleri değil, doğru şeyleri yapmayı seçeriz. Fakat güçlü bir zaman farkındalığına sahip olduğumuzda, dikkatimiz daralır ve iyi seçimler yapma becerimiz geriler. Uzaklaşıp daha büyük resme bakmak yerine, acil isteklere dayalı seçimler yaparız. Önemli ve taktiksel olanlar yerine, acil olanları önceliklendiririz. Zamanın kontrolü ele geçirmesiyle çılgına dönen bizler, gelen kutusu ve görev listesi gibi şeylerden gözlerimizi nadiren çeviririz. Örneğin Microsoft tarafından yapılan araştırma, İngiltere'deki işçilerin yüzde 77'sinin, eğer gelen kutularını temizlemişlerse daha verimli bir gün geçirdiklerini hissettiklerini öne sürmüştü. Boş bir gelen e-posta kutusuna sahip olma veya 'görevi tamamla' hedefine odaklanan blog ve kitapların sayısını görmek beni korkutuyor - sanki iki hedef de uğraşmaya değermiş gibi! Hiçbir iş veya yaşam, boş bir gelen kutusu tarafından çözülmemiştir ve bütün görevlerini tamamlamış birisi, sözcüğün en basit haliyle, hayalgücünden yoksundur!

Kötü seçimler yapmaya ek olarak, Michael DeDonno ve Heath Demaree tarafından yapılan araştırma, zaman baskısını hissetmenin, başarma yeteneğimizi de düşürdüğünü gösteriyor. Bulduklarına göre, zaman yoksunluğu hissiyatı (gerçek bir zaman yoksunluğundan ziyade) verimimizi azaltıyor. Ayrıca Harvard Üniversitesinden Teresa Amabile de zamana odaklanma arttığında, sorun çözme becerimizin ve yaratıcı çözümler üretme kapasitemizin azaldığını göstermişti. Saatin gölgesi altında çalışırken, daha az verimli düşünüyoruz.

Zaman Yönetimi Çağının Sonu

Şu durum gerçek ki eğer zamanımızı yönetmeye odaklanırsak, daha fazla şey yapabileceğiz. Fakat bugünün iş ortamında, Sanayi Devrimi'nde olduğu gibi fazla tekrara dayanan ve eşzaman gerektiren eylemlere ihtiyacımız yok. Daha fazla düşünmeye, daha çok yaratıcılığa ve daha fazla sorun çözmeye ihtiyacımız var. Zamana odaklanmak, tüm bunların altını kazacaktır. Sizi daha boğulmuş ve daha perişan halde de hissettirecektir. Zaman yönetimi parlak bir icattı ve 250 yıl önce toplumu dönüştürmeye yardımcı olmuştu. Fakat artık yardımcı olmuyor; aslında, çok fazla şeyin olduğu bir dünyada zararlı. Farklı bir taktik geliştirmenin zamanı geldi; bu da şu fikri kabul etmekle başlıyor: Meşguliyetlerimizin çok fazla olduğu dünyamızda, en büyük eksiklik zaman değil, dikkattir. Başka bir deyişle söylemek gerekirse, vakit artık nakit değildir. 

Yazar: Tony Crabbe

Düzenleyen: Ayşegül Şenyiğit

Kaynak: Quartz

6 Yorum