İsyan Kontrolünde Kullanılan Yöntemler ve Biyolojik Etkileri

Yazdır İsyan Kontrolünde Kullanılan Yöntemler ve Biyolojik Etkileri

Türkiye Cumhuriyeti'nde 29 Mayıs 2013'ten beri yaşanan polis şiddeti ve vahşetini kıllarımız diken diken olmuş vaziyette, dehşet ve acıyla izliyoruz. Binbir farklı görüşten insanın, bu kadar sert ve acımasız bir savunmaya rağmen, özgür bir yaşam alanı için verdikleri mücadeleyi de takdir ve tebrik ediyoruz. Olayın siyasi boyutlarını analiz etmek Evrim Ağacı olarak bizleri aşacaktır; ancak bu konunun biyolojik ve kimyasal tarafını ele almamız mümkündür.


Dünya'nın dört bir yanındaki polisler, askerler ve güvenlik güçleri, isyan kontrolü (İng: "riot control") adıyla bilinen bir dizi protokole uymaktadırlar ve bu kapsamda birçok farklı yöntemle ülke yönetimlerinin hoşuna gitmeyen protesto, ayaklanma veya isyanları bastırmakta veya bastırmaya çalışmaktadırlar. Burada "isyan kontrolü" adıyla bahsedeceğimiz konu, illa bir "isyan" olması gerekmemekte, her türlü protesto, gösteri ve benzeri anayasa tarafından korunan ve hatta ödev olarak verilen hakları içermektedir (yani bir bir "şapka terim" olarak kullanacağız, kolaylık açısından). İsyan kontrolünün belli adımları bulunmaktadır ve en düşük şiddetten başlayarak giderek sertleşmektedir.

İsyan kontrolünün esasında ilk adımı, yüksek ve rahatsız edici sesler uygulamaktır. Çünkü insan beyni ani olarak sesle uyarıldığında ürkecek ve içinde bulunduğu durumu değerlendirerek kurtulma yolları arayacaktır. Bu psikolojik mücadele, çoğu zaman güvenlik güçleri tarafından es geçilir, çünkü neredeyse hiçbir zaman işe yaramaz. Bunun da sebebi isyanın amacına psikolojik olarak odaklanmış bir beynin, her hayvan türünde (dolayısıyla ve elbette insanda) gördüğümüz kaç veya savaş seçiminden ikincisine yönelmesi daha muhtemel olmaktadır. Öfke, azim, kararlılık, istek, vb. duyguların bunda etkisi büyüktür.

Bu aşamadan sonra uygulanan yöntemler ülkeden ülkeye ve yönetimden yönetime değişmektedir. Ancak uluslararası literatürde bu noktadan sonra uygulanan hemen her yöntem az ölümcül silahlar kategorisine girmektedir: coplar, batonlar, kırbaçlar, göz yaşartıcı gazlar, biber gazları, plastik mermiler, elektrik şok cihazları bunların arasında bulunmaktadır. Bunun haricinde çeşitli zamanlarda uzun menzilli ses şoku araçları, tazyikli su silahları, zırhlı savunma araçları (ülkemizde TOMA ve panzer olarak bilinmektedir), hava gözlem araçları (helikopterler, uçaklar, uydular ve insansız hava araçları), eğitimli köpekler ve zırhlı görevliler bu silahlar arasına girmektedir. Bilindiği gibi bu araçları kullanan görevliler de birçok savunma ekipmanına sahiptirler: zırhlar, yüz kalkanları, vücut kalkanları, gaz maskeleri ve el kalkanları buna örnektir.

Ne var ki devlet baskısının kontrolsüzleştiği ve insani sınırları aştığı zamanlarda, eldeki daha tehlikeli unsurlar devreye girmektedir: güvenlik güçlerinin gerçek mermiler kullanması (ülkemizdeki olaylarda ve Boston Katliamı'nda görüldüğü gibi), bombalı saldırılar düzenlenmesi (örnek: Haymarket ayaklanması, Chicago), kimyasal silahların kullanımı (özellikle 1. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi), askeri silahlı araçların kullanımı ve benzerleri... 

Biz burada şu anda siyasi bir tartışma içerisinde olmadığımız için, bunlardan bir ateşli silah gibi doğrudan ölümcül veya bir cop saldırısında olduğu gibi sadece fiziksel etkisi olmayan, doğrudan veya dolaylı olarak ölüme ve biyolojik bütünlüğün bozulmasına neden olabilecek kimyasallara değineceğiz.



İsyan Kontrolünde Kullanılan Kimyasallar ve Biyolojik Etkileri

Günümüzde Dünya'nın dört bir yanında çok sayıda kimyasal, isyan kontrolünde kullanılmaktadır. Bunların hepsi ölümcül tehlikeli olmasa da, bazıları bu etkiye sahiptir ve uluslararası yasalarca denetlenmekte ve yasaklanmaktadır. Bu noktada ufak bir uyarı yapalım: aşağıda birçok farklı kimyasal gazdan bahsedeceğiz. Esasında bunların neredeyse hiçbiri gaz değildir, hepsi aerosol adı verilen, çözünmüş gaz solüsyonlarıdır. Ancak biz kafa karışıklığı yaratmamak adına buna "gaz" deyip geçeceğiz; yine de doğrusunu bilmenizde fayda var. Şimdi, konumuza dönelim:


Su

Bir isyan kontrolünde kullanılabilecek en basit kimyasal, sudur. Bilindiği gibi yüksek basınçta püskürtülen su, adeta bir mermi gibi, ancak noktasal olmayan bir etki yaratabilir ve bu sayede protestocuları dağıtmaya yarayabilir. Bir su püskürtme panzeri ortalama 8000 litre su taşıyabilir ve saniyede 15 litre su püskürtebilir. Dolayısıyla aralıksız bir püskürtme sonunda, yaklaşık 10 dakikada suyu tükenmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu kadar bir noktada yoğunlaştırılmış bir sıvının insanın hayati organlarına zarar verebilecek olmasıdır. Dolayısıyla operatör, suyu göstericilerin ayaklarına veya bacaklarına doğru sıkması gerekir. Ne var ki ülkemizdeki olaylarda da görüldüğü gibi, güvenlik güçleri bunu dikkate almamakta ve göstericilerin doğrudan kafalarına ya da göğüslerine nişan almaktadırlar. Bunun sonucunda bireyler havada takla atacak kadar şiddetli bir biçimde geriye itilmekte ve ölümcül hasarlar alabilmektedirler. Bunun birincil olası etkisi göğse gelen darbenin kalp krizine, kafaya gelen darbeninse boyun kırılmasına ve ölüme neden olabilecek olmasıdır. Ayrıca göze doğrudan isabet eden bu basınçlı su, körlüğe veya görüş kaybına da neden olabilir. Bu sebeple su, sanıldığı kadar masum bir kontrol aracı değildir.

Bu etkilerden korunmak için birincil görev güvenlik güçlerinindir. Ancak eğer ki bu denetlenemiyorsa, suyun menzilinde olan kişilerin ya su püskürten araçların çok yakınına gelerek suyun minimum menzilinin de altında kalması gerekmektedir (çünkü araçlar suyu en azından 1 metre veya daha uzağına sıkabilmektedirler) veya araya engeller koyarak (bir cismin arkasına saklanarak) basıncın etkisini düşürmelidirler. Aksi takdirde kalıcı hasarlar alabilirler.







Koku Silahları

Pek sık başvurulan bir yöntem olmasa da, bir diğer psikolojik, dolayısıyla biyolojik savaş aracı olarak koku silahlarını örnek verebiliriz. Bu silahlar içerisine doldurulan organosülfür bileşiği veya skatol gibi kimyasallar, karşı tarafa püskürtüldüğünde iğrenç bir koku bırakır ve dokunduğu her cisme bulaşır. Bu sayede birey kusma ihtiyacı duyar ve protestoya odaklanamaz. Ne yazık ki kimi zaman bu kimyasalların toksisitesi (zehir oranı) gereğinden fazla yapılarak bireylerin kalıcı bir şekilde hasar görmesine neden olabilmektedir. Bir örnek olması açısından, Kokarca isimli aracın Eylül 2008'de İsrail'deki bir isyanı bastırmak için kullanıldığı bilinmektedir (aşağıda görülüyor).

Böyle bir kimyasaldan kurtulmanın pek bir yolu bulunmamaktadır. Bu kimyasal kolay kolay yıkanamamakta ve kokusu geçmemektedir. Bu sebeple bireylerin kokuyu hissetmelerine engel olacak yöntemler kullanmaları gerekmektedir (burunlarını tıkamak gibi).





Biber Gazı

Biber gazı, bir oleoresin kapsiyum bileşiğidir. Kırmızı biber veya Gine biberi olarak bilinen, bilimsel adı Capsicum annuum olan bitkiden elde edilir. Teknik tabiriyle ismi OC Gazı'dır (Oleoresin Capcium Gas). Lakrimatoridir; yani temas edildiğinde göz yaşartıcı etkisi bulunmaktadır. Bitkiden etanol kullanılarak çıkarılan kapsiyum çözeltisi buharlaştırılır ve geriye kalan mumsu reçine, propilen glikol ile su içerisinde çözülür ve basınçlı hale getirilerek silahlara yüklenir. Burada en kritik olan nokta, bu gazın içerisindeki biber oranının ayarlanmasıdır. Ne yazık ki bu silahlar üzerine yazılan biber oranı, çoğu zaman gerçeği yansıtmamakta ya da yanıltıcı olmaktadır (normalde ortalama %1 oranında kapsiyum veya türevlerinin bulunması gerekir ve genelde maksimum %5 konsantrasyona izin verilmektedir). Bu gaz, birçok farklı renkte olabilir: gri-beyaz bir renk ise en sık görülen türüdür. Bu kimyasalın rengi, içerisine katılan biber miktarına ve diğer yan kimyasallara bağlı olarak değişebilmektedir. Sarımsı turuncu, turuncu, kahverengimsi turuncu da olası renklerdir. Kimi zaman özellikle renklendiriciler eklenerek gazın görüşü engellemesi veya göstericileri boyaması hedeflenmektedir.



Biber gazı, paintball tabancası benzeri basınçlı silahlarla fırlatılmaktadır. Dolayısıyla yakın mesafeden atıldığında gerçek bir silah gibi etki etmesi çok olasıdır. Bu sebeple bu gazın yerden en az 45 derecelik bir açıyla havaya atılması ve bu şekilde yere düşmesi gerekmektedir. Silahtan çıkan gaz kutusu sıcak ve hızlı olduğundan, kısa mesafede yanıklara, parçalanmalara ve ciddi beyin/görüş hasarlarına neden olabilmektedir. 

Biber gazının etkileriyle ilgili birçok araştırma yürütülmektedir. En belirgin etkileri gözlerin acıyla kapanması, nefes darlığı ve zorlanması, burun akıntısı ve öksürmedir. Etkileri gazdan gaza değişmekle birlikte ortalama 30-45 dakika boyunca sürebilmektedir. Ne var ki yan etkileri saatlerce sürebilir. Journal of Investigative Ophthalmology and Visual Sciencedergisinde yayınlanan bir makaleye göre yapılan araştırmalarca biber gazının göze herhangi bir zarar vermediği tespit edilmiştir. Ancak yine aynı çalışmada, sürekli ve uzun süreli temasın kornea hassaslığında bozulmalara neden olduğu da ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla kullanılan gazın miktarı ve süresi çok büyük öneme sahiptir. Avrupa Bilimsel ve Teknolojik Seçenekler Değerlendirmesi raporunda şu ifadelere yer verilmektedir:

"(...) Biber gazının etkileri çok daha ciddidir ve kimi durumda 15-30 dakikalık geçici körlüğe, 45-60 dakikalık bir deri yanmasına ve vücudun üst kısmında kontrol edilemeyen kasılmalara ve öksürmelere neden olabilmektedir ve 3-15 dakika boyunca konuşmaya engel olabilmektedir."





Biber gazının özellikle astım hastaları için ölümcül etkiye sahip olduğu bilinmektedir. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre sadece 1990-1995 yılları arasında polisin uyguladığı biber gazından ötürü tam 61 kişi yaşamını yitirmiştir. 1993-1995 yılları arasında sadece ABD'de biber gazının etkilerinden ötürü hastaneye kaldırılan 27 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu sonradan gelen ölümlerde biber gazı ölüme etki etmiştir; ancak doğrudan nedeni olarak tespit edilememiştir.

Yakın mesafeden yapılan sıkımlarda (genellikle yukarıdaki görseldeki gibi bir tabancayla veya en üstteki gibi bir kutuyla yapılır), mutlaka eliptik bir hareket uygulanmalıdır ve asla doğrudan yüze püskürtülmemelidir. Çünkü doğrudan püskürtülen gaz "hidrolik iğne etkisi" denen bir etkiye neden olarak göze, özellikle de korneaya zarar verir ve yırtılmalara neden olabilir. 

Biber gazından kurtulmanın yolu su değildir. Çünkü kapsaisin, su içerisinde çözünmez ve dolayısıyla çok miktarda su uygulansa bile yıkamak mümkün olmayabilir. En pratik ve her zaman uygulanabilecek bir çözüm, bireyin gözlerini sürekli olarak kırpıştırması ve gözyaşının çıkmasını kolaylaştırmasıdır. Çünkü gözyaşı, gazın etkisini azaltıcı etkiye sahiptir. Günümüzde yaygın olarak 5 farklı çözüm önerisi sunulmaktadır: Maalox isimli bir anti-asit ilacı, lokal anestezik bir madde olan lidokain kimyasalının %2'lik jeli, bebek şampuanı, süt ve su. Ne var ki 2008 yılında yapılan bir araştırma, bu 5 yöntemin de acıda dikkate değer bir azalmaya neden olmadığını göstermektedir. Muhtemelen sıvı teması rahatlatıcı bir etkiye neden olmaktadır; ancak doğrudan gazın etkilerini giderici bir faydasına rastlanamamıştır. Yine de, bir akışkanın temasından ötürü gazın acı verici etkilerini kısmen de olsa azaltmaya yarayabileceği için kullanılmaktadır. Bu 5 yöntem arasında en başarılı bulunansa bebek şampuanıdır ve bazı ambulanslarda bile bu yöntem kullanılabilmektedir. Genelde bu ek yardımlar sayesinde biber gazının etkileri 7-15 dakika içerisinde geçirilebilmektedir.





Göz Yaşartıcı Gaz

Yine lakrimator (göz yaşartıcı) bir kimyasal olan göz yaşartıcı gaz, 1993 senesinde yapılan bir çalışmada muhtemel olarak ölümcül şeklinde tanımlanmış bir kimyasal silahtır. Korneadaki sinirlere etki ederek göz yaşına, acıya ve körlüğe neden olabilir. Birçok farklı tip göz yaşartıcı gaz bulunmaktadır:

  • OC: Oleoresin kapsiyum olarak bilinen ve yukarıda özel olarak, yaygınlığından ötürü ayrıca ve önceden tanımladığımız biber gazı, en düşük seviyeli göz yaşartıcı gazlardan biridir.

  • CS: 2-klorobenzalmalononitril isimli siyanokarbon, yine en sık kullanılan göz yaşartıcı gazlardan biridir ve genellikle ölümcül olmayan bir gaz türü olarak bilinir. İstanbul'daki olaylarda toplanan bir kovan aşağıda gösterilmektedir. Her ne kadar "ölümcül olmayan gaz" olarak tanımlansa da, yapılan bazı araştırmalar bu kategorizasyona şüpheyle yaklaşılmasına neden olmuştur. Çünkü bu araştırmalarda gazın kalbe ve karaciğere ciddi zararlar verebileceği gösterilmiştir. Yapılan araştırmaların sonucunda, bu gazın kullanıldığı ortamda ya gaz maskesi bulunmasının zorunlu olması gerektiği, ya da kapalı bir alana asla atılmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Prof. Dr. Uwe Heinrich çalışmasının sonucunda şu karara varmaktadır:

    "Eğer ki bu gaz kapalı ortama atılacak olursa veya ortamda gaz maskesi bulunmuyorsa, CS gazına maruz kalmanın ölümcül sonuçlara neden olabilmesi çok muhtemeldir."

    CS gazına maruz kalma sonucunda düşüklerin yaşandığına dair birçok farklı rapor bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda bu gazın canlıların kromozomlarında anormal değişimlere neden olabildiği, dolayısıyla düşük doğum raporlarının mantıklı olduğu gösterilmiştir. CS gazı metabolize edildiğinde siyanür oluşmaktadır ve bu siyanür, insan dokusunda birikerek zehirli bir etki yaratmaktadır. Sadece CS değil, genellikle CS kimyasalının içerisinde çözündüğü metil izobütil keton da solunduğu zaman zararlı olan, gözlere ve solunum sistemine zarar veren ve sürekli temas sonucu deride kuruluğa ve çatlamaya neden olabilen bir kimyasaldır.

    CS'ten kurtulmak göreceli olarak kolay ve açıktır: bazik bir su çözeltisinde %5 sodyum bisülfit (sodyum hipokloritli bir su çözeltisi veya klorlu bir çamaşır suyu işinizi görecektir) çözünerek gazın temas ettiği yerler temizlenecek olursa, CS'in etkileri giderilebilmektedir. 

    Birçok ülkede CS gazının kullanımı sınırlandırılmış veya yasaklanmıştır. CS gazı, açık bir turuncu renktedir. Çözünme miktarına bağlı olarak beyaza yakın tonlarda da görülebilir.



  • CR: Dibenzozazepin olarak bilinen bu kimyasal, yine göz yaşartıcı bomba olarak kullanılabilmektedir. Soluk bir sarı renkte olan CR gazı, biber benzeri bir kokuya sahiptir. Suda çok az çözünür ve dolayısıyla etkileri su ile pek başarılı bir şekilde giderilemez. Ayrıca isminin aksine, esasında bir gaz değil, oda sıcaklığında bir katıdır. Bu yüzden mikropartiküller olarak propilen glikol gibi bir sıvıyla karıştırılarak kullanılır ve tüplerden sıkılır. Bunun haricinde, yukarıda da belirttiğimiz gibi bir gaz çözeltisi (aerosol) olması sağlanacak şekilde, kovanla da atılabilmektedir. Bu kovanlar atıldığında aniden ısınırlar ve etrafa bu gazı aerosol olarak yayarlar. 

    CR gazı, CS gazından ortalama 6-10 kat daha güçlü bir etkiye sahiptir. Özellikle de nemli ve terli olan bölgede deriyi yakar, geçici körlüğe neden olur, öksürtür, nefes darlığı yaratır ve paniğe neden olur. Ani bir biçimde bireyleri etkisiz kıldığı için isyan kontrol aracı olarak kullanılmaktadır. Ne var ki CR gazının karsinojen (kansere neden olan) bir etkisi olduğundan şüphelenilmektedir.

    CR gazı da CS gazı gibi zehirlidir; ancak solunum ve direk temas açısından CS'ten daha az zehirlidir. Ancak eğer ki dozu gereğinden fazla olacak olursa, ölümcül etkilere neden olduğu bilinmektedir. Özellikle havalandırması iyi olmayan ortamlarda ya da açık havada çok miktarda gaz kullanılacak olursa, sadece birkaç dakika içerisinde ölümcül olabileceği bilinmektedir. Ölüme neden olan etmeni ise nefessiz bırakıyor oluşu ve kalpte ödem yaratıyor olmasıdır.

    CS'ten farklı olarak CR gazının etkisi kalıcı ve uzun sürelidir. Belli yüzeylerde CR'ın 60 gün kadar etkisini koruyabildiği bilinmektedir. 

    CS gazının etkileri çok miktarda su tüketimiyle az çok geçirilebilecek olsa da, CR gazı suda biraz daha fazla çözünüyor olmasına rağmen, nemli bölgelerde yarattığı etkilerden ötürü çok daha olumsuz etkilere neden olabilmektedir. CR gazının maruz kaldığı deri bölgelerine dökülen su, 48 saat boyunca sürebilen yanmalara neden olabilmektedir. 

    Ne yazık ki CR gazının kesin bir tedavisi bulunmamaktadır ve tek yapılabilecek olan, CR gazının temas ettiği kıyafetleri çıkarmak ve onlardan kurtulmaktır. Buraya tıklayarak CR gazına maruz kalan bir insanda olan değişimlere ait bir videoyu izleyebilirsiniz. 

    Mısır'da bu gazın kulanıldığı bir şahıs, hissettiklerini şöyle anlatmaktadır:

    "Sanki gözleriniz yuvalarından çıkacak gibi olur, boğulduğunuzu hissedersiniz ve görüşünüz kapanır, adeta kör olursunuz."

    CR gazının çok farklı ülkelerde, farklı zamanlarda kullanıldığı belirtilmektedir. Özellikle Ukrayna, İsrail ve Mısır'da kullanımı yaygındır. Ukrayna'da bu gazın "Kobra 1" isimli şahsi savunma şişelerine doldurularak kullanıldığı iddia edilmektedir. Ancak Kobra 1 kutularıyla satılan kimyasalın normalde OC, yani biber gazı olduğu üreticinin sitesinde belirtilmektedir. Dolayısıyla bu gazın CR olup olmadığını bilmek zordur. Ne yazık ki bu gaza has, ne olduğunu net bir şekilde gösteren bir kovanın fotoğrafı bulunmamaktadır, bu yüzden burada yayınlayamamaktayız. Elimize geçtiği zaman buradan yayınlayacağız.

  • CN: Fenasil klorid olarak bilinen bu kimyasal silah, 1. ve 2. Dünya Savaşları'nda icat edilmiş; ancak kullanılmamıştır. Aşırı toksik bir maddedir ve bu yüzden isyan kontrolünde kullanılmamaktadır. Bunun bir diğer nedeni de CN'in o kadar hızlı yayılamıyor olmasıdır. Etkileri CS'e oldukça benzemektedir; ancak bunun haricinde yüksek toksisite sebebiyle bayılmaya ve geçici olarak denge-oryantasyon kaybına neden olabilmektedir. Hatta nadiren de olsa alerjiye ve dermatite neden olabildiği bilinmektedir. Ancak eğer ki çok miktarda kullanılacak olursa, korneayı yırtabilir ve gözde kemoz adı verilen ödemlere neden olabilir. Şimdiye kadar CN gazından ötürü 5 kişinin öldüğü bilinmektedir. CN, günümüzde seyreltilmiş olarak kişisel savunma için geliştirilen biber gazlarında kullanılmaktadır. Aşağıdaki gibi bir kutusu bulunmaktadır:


  • Nonivamit: PAVA (Plearjonik Asit VanillilAmit) olarak da bilinen bu organik bileşik bir kapsainosittir; yani biber gazının bir türevidir. Biber gazından ısı açısından daha stabil olduğu için tercih edilebilmektedir. Etkileri oldukça geçicidir, bu yüzden genellikle tüp içerisindeki biber gazına dahil edilir. TRPV1 reseptörlerine etki etmesinden ötürü sadece memeli hayvanlar üzerinde etkilidir ve kuşlara veya böceklere etki etmez. 

  • Zizil Bromit: Aşırı toksik olan bu kimyasal sadece 1. Dünya Savaşı'nda göz yaşartıcı gaz olarak kullanılmıştır. Renksiz bir sıvıdır; ancak diğerlerinin aksine ilginç bir şekilde hoş, aromatik bir kokuya sahiptir. 

  • BA: Bromoaseton olarak bilinen bu kimyasal, renksiz bir sıvıdır ve ilk olarak 19. yüzyılda üretilmiştir. 1. Dünya Savaşı'nda kimyasal silah olarak kullanılmıştır. Ancak aşırı toksik olmasından ötürü sonradan yasaklanmış ve isyan kontrol aracı olmaktan çıkmıştır.

  • syn-Propanetiyal-S-Oksit: Organosülfürlerden olan bu kimyasal, tiyokarbonil S-oksitler grubundandır ve soğandan (Allium cepa) yayılan kimyasal budur. Göz yaşartıcı gaz olarak pek kullanılmasa da, bu etkiyi yaratıyor olmasından ötürü burada bulunmasında fayda görüyoruz.

Burada bazı göz yaşartıcı gazlara yer vermeye çalıştık. Ancak bundan çok daha fazlası da mevcuttur. Bunun haricinde, daha önemli bir diğer konu ise, bu gazların çeşitli şekillerde karışımıyla elde edilen, çok daha güçlü, çok daha etkili olan kimyasallardır. Bunlara da kabaca bir göz atacak olursak:

Gökkuşağı Kimyasalları olarak bilinen bir dizi kimyasal, Vietnam Savaşı sırasında ABD'nin kullandığı gazların genel adıdır. Her biri farklı amaçlarla üretilen bu 8 kimyasal, birçok sebeple uluslararası düzlemde yasaklanmıştır. En meşhuru Turunju Ajan ya da Portakal Gazı olarak bilinen kimyasaldır. Bunların tamamı bitki örtüsünü yok etmek amacıyla üretildiği söylenen (ve bu etkiye sahip de olan) kimyasallardır; ancak bunun haricinde insanlara aşırı zarar verdikleri de bilinmektedir. Bu sebeple savaş sırasında isyan kontrolü ve saldırı aracı olarak kullanılmıştırlar. Hepsine genel bir bakış atacak olursak:

  • Pembe Ajan: İsmini gazın renginden değil, kutusu üzerine çizilen pembe çizgilerden almaktadır. İçerisinde bol miktarda TCDD isimli bir dioksin (ve daha doğrusu, bu kimyasalı açığa çıkaran 2,4,5-T isimli bir kimyasal) bulunmaktadır ve bu yüzden kansere neden olmaktadır. 

  • Yeşil Ajan: Bitkilere dayalı tarımı yok etmek amacıyla üretilen bir kimyasaldır. ABD, sadece 2 yıllık bir deneme programı amacıyla 80.000 litre Yeşil Ajan üretmiştir. Pembe Ajan ile birlikte kullanıldığında ekinleri hızlı bir biçimde öldürebilmektedir. Yine dioksin oranlarından ötürü karsinojen etkilidir.

  • Mor Ajan: Turuncu Ajana oldukça benzer bir yapıdadır. Her ne kadar o kimyasal ile aynı derişimlere sahip olsalar da, Mor Ajan içerisindeki n-bütil ester, iki farklı tuzun karışımından oluşmaktadır ve bu, Turuncu Ajan'da olmayan bir özelliktir. Öte yandan bu kimyasalda, Turuncu Ajan'ın 3 katı dioksin bulunmaktadır ve kanser yapıcı etkisi çok daha güçlüdür. 3 yıllık bir süreçte toplamda 2 milyon litreye yakın Mor Ajan üretilmiş ve kullanılmıştır. 

  • Mavi Ajan: Pirinç tarlalarını yok etmek için üretilen bu dengeli asit içerisinde 2 farklı arsenikli kimyasal bulundurmaktadır: sodyum kakodilat ve kakodilik asit. Mavi Ajan, pirinçlere ve bitkilere doğrudan etki etmek yerine, onların tükettiği suya etki etmekte ve zehirlemekteydi. Dolayısıyla kullanımı çok ciddi ve kalıcı hasarlara neden olabilmektedir. Vietnam Savaşı'nda toplamda 19.6 milyon litre sıkılan bu gaz 2.000 kilometrekarelik bir alandaki tüm pirinç tarlalarını kullanılamaz hale getirmiştir. 

  • Beyaz Ajan: Tordon 101 olarak da bilinen bu kimyasal, dioksin içermemektedir; ancak bunun yerine yine karsinojen olan hekzaklorobenzen ve nitrosaminler içermektedir. Turuncu Ajan'ın tükendiği zamanlarda kullanılan bu kimyasaldan ortalama 25 milyon litre tüketilmiştir.

  • Turuncu Ajan (Portakal Gazı): İnanılmaz zehirli olan bu gaz, Vietnam'da ortalama 500.000 çocuğun doğuştan özürlü olmasına, 400.000 kişinin doğrudan ölümüne, 1 milyondan fazla kişininse sakat kalmasına neden olmuştur. Aşırı zehirli ve karsinojen kimyasallar olan 2,4,5-T ile 2,4-D'den %50'şer bir oranda içerir. İsmini gazın renginden değil, taşındığı varillerdeki turuncu şeritlerden alır. Vietnam Savaşı boyunca, yani 1962-1971 yılları arasında yaklaşık 76 milyon litre sıkılmıştır. Beyaz renkli olan bu gaz, yine bitki örtüsünü tamamen ortadan kaldırmak için kullanılmış olsa da, yukarıda verdiğimiz miktarda kişiye zarar vermiş ve ölümüne neden olmuştur. Aşağıda, bu gazın sıkımı sırasında çekilmiş bir fotoğrafı görüyorsunuz:








Görüldüğü gibi özellikle Vietnam Savaşı sırasında üretilen birçok zararlı kimyasal bulunmaktadır. Bu kimyasalların, özellikle de Portakal Gazı'nın çok ciddi zararları bulunmaktadır: özellikle boğaz kanseri ve lösemiye neden olmakta, sinir sistemini harap etmekte ve sinirsel hastalıklara neden olmakta, sindirim sistemini iflas ettirmekte ve deri ile solunum yolu hastalıklarına neden olmaktadır. Portakal Gazı'nın ayrıca Hodgkin Lenfoması'na, prostat kanserine, akciğer kanserine, bağırsak kanserine, yumuşak doku sarkomasına ve karaciğer kanserine neden olduğu bilinmektedir. Bu gazların birçok ülkede kullanılması ve hatta bulundurulması yasaklanmıştır. 

Portakal gazı, topluma veya isyanlara müdahale etmek amacıyla üretilmiş bir gaz değildir! Dolayısıyla polisin kullandığı OC, CS, CR ve CN'in aksine "kovan" adı verilen ve çeşitli tüfeklerle fırlatılan şekilde bir gaz değildir. Yukarıda görüldüğü gibi hava araçlarıyla (C123 tipi uçaklar ya da savaş helikopterleri ile), adeta "sulama" yapar gibi, litrelercesi bir anda sıkılır. Şimdiye kadar el bombası ya da tüfekle fırlatılabilir halde olan bir portakal gazına sadece ülkemizin tarihinde (ve son olaylarda) değil, insanlık tarihinde hiç rastlanmamıştır. Bunlar genellikle büyük kutular ve gaz tüpleriyle uçaklara ya da helikopterlere yüklenerek sıkılırlar. 

Belirttiğimiz gibi bu kimyasalın içerisinde yüksek diyoksin bulunmaktadır. Özellikle bu kimyasal grubundan olan TCDD aşırı zehirli bir kimyasaldır. Daha önce de söylediğimiz gibi bu kimyasal topluma müdahale amacıyla kullanılmamaktadır ve kullanılamaz da. Bunun yerine, kitlesel ölümleri hedefleyenler tarafından şehir suyuna karıştırılabilir ve bu durumda katliama neden olabilir. Tam olarak bilimsel bir analizi olmasa da, 2002 yılında New York'ta bulunan Columbia Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre 80 gram TCDD, 8 milyon bireyin hayatını alabilecek kadar zehirlidir. Bu bakımdan TCDD, bilinen en güçlü doğal zehirden bile 1 milyon kat daha zehirlidir. Yapılan hesaplara göre Vietnam'da sıkılan gazın miktarı (yaklaşık 84 milyon litre), bir insan için ölümcül olan düzeyden tam 40 milyar kat daha fazladır! Bir diğer deyişle, ABD'deki standartlara göre bir bireyin günlük alabileceği TCDD miktarı kişinin kilogramı başına 6.4 femtogram (1 kilogramın trilyonda biri) iken, Vietnamlı bazı bireylerde yapılan analizlerde kilogram başına 900.000 femtogram TCDD'ye rastlanmıştır.

Dolayısıyla, portakal gazı amiyane bir tabirle "şakası olan" bir gaz değildir. Bu gazın kullanımıyla ilgili çok ciddi yasaklamalar bulunmaktadır ve kolay kolay erişilip, tüketilebilecek bir gaz değildir. Bu yüzden, gazın ülkemizde veya bir diğer toplumsal müdahalede kullanılmış olması neredeyse imkansızdır. Ne demek istediğimizi, bu gazın sonuçlarından birkaçını görsel olarak vererek anlatmamıza izin verin:









Ayrıca bu kimyasallar haricinde de kullanılabilen çeşitli tehlikeli gazlar bulunmaktadır. Bunlardan en temel birkaçına bakacak olursak:

  • Klor Gazı, Fosjen ve Difosjen: Boğucu bir gaz olarak üretilmiştir. Çamaşır suyu gibi kokar ve yeşil-sarı bir renge sahiptir. Kokusunu bazı askerler ananasla karıştırılmış biber kokusu olarak da tanımlamışlardır. Son derece ölümcül bir gazdır ve solunum sistemini harap ederek boğulmaya neden olur. Klorin gazından çok daha etkili ve ölümcül gazlar da kimyasal silah olarak üretilmiştir ve kimi zaman savaşlarda kullanılmıştır. 48 saat içerisinde uygulanan kişiyi boğarak öldürdüğü bilinen fosjen ve difosjen bunlara örnektir.

  • Hardal Gazı: Deriyi yakarak kabartan ve deri üzerinde kabarcıklara neden olan bir kimyasal silahtır. Sitotoksik bir kimyasal olarak bilinir. Kimyasal gaz olarak kullanıldığında sarı-kahverengi bir renge sahiptir ve tıpkı hardal gibi kokar. Bazı diğer insanlar sarımsak kokusu olarak da algıladıklarını söylemişlerdir. Kimyasal doğrudan DNA'mızdaki Guanin'i hedef alır ve bununla tepkimeye girerek hücre bölünmesini durdurur ve doğrudan programlı hücre ölümü tepkimelerini başlatır. Eğer hücre hemen ölmezse, kanser oluşumu gözlenir. Ne yazık ki hardal gazının kullanıldığı yerler kısa sürede orada hiçbir şey olmamış gibi görünür; ancak gaz halen oradadır. Üstelik gazın etkileri ani olarak belirmediği için, kişiler yavaşça zehirlendiklerini fark etmezler. 

  • Bunlar haricinde Sarin gazı, Tabun, Soman ve V-ajanları olarak bilinen kokusuz, tatsız ve renksiz sinir gazları ile kusturucu gazlar da bulunmaktadır. Bunlar da kısa ve uzun vadede ölümcül etkileri olan gazlardır. Ne var ki bu gazların kullanımı sıkı bir şekilde yasaklandığı için, bir isyan kontrol aracı olarak görülemez.


Gazların Son Kullanma Tarihi ve Etkileri

Okurlarımızdan en sık gelen sorulardan biri de kullanılan gazların son kullanma tarihlerinin geçmesinden doğabilecek sorunların olup olmadığı yönünde olmaktadır. Ne yazık ki son kullanma tarihi geçmiş gazların insan üzerinde nasıl bir etkisi olabileceği bilinmemektedir. Bu bilinmezlik bile süresi dolmuş gazların kullanılmaması için yeterli bir sebeptir. Ancak yapılacak bilimsel çalışmalar, herhangi bir biyolojik veya kimyasal farklılık olmadığını da gösterebilecektir, bu da bir seçenektir. Ancak böyle bir seçeneğe kör atış atmak, güvenlik güçlerinin veya devletlerin alabileceği bir karar olmamalıdır.

Daha önceden yaşanan bazı olaylarda (özellikle Hindistan, Kahire, Ürdün ve Yunanistan'da), son kullanma tarihi 30 yılı aşkın bir süre geçmiş olan gazların kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu konuda ilgili ülkelerin gazetelerinin (örneğin Al-Masry Al-Youm gazetesinin) bazı uzmanlarla yaptığı görüşmelerde, son kullanma tarihi geçmiş olan gazlar ile uzun süreli temas halinde kalmanın, normal gazlardan daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği söylenmiştir. Bu bilginin güvenilirliği tartışılırdır ve kesin bir karara varmak, bilimsel bir analiz olmaksızın mümkün değildir.

Bazı iddialara göre son kullanma tarihi geçen gazların etkisinin azaldığı iddia edilmekteyken (dolayısıyla etkisinin tam olarak hissedilmesi için bu tarihten önce kullanılması gerektiği savunulurken), bazı diğer iddialara göre gazın son kullanma tarihinden uzun bir süre beklemesi sonucu daha hasar verici ve kontrolsüz bir etki yaratabileceği ileri sürülmektedir. Bazı doktorlara göre beklemiş gazların, normalde görülmeyen yan etkiler yaratması olası hale gelmektedir. 

Ancak şu söylenebilir: özellikle biber gazlarında kullanılan kimyasallar, dengesiz olan moleküllerdir ve belli bir süre sonra bozunmaya başlarlar. Dolayısıyla, bu bozunma sonucu oluşan kimyasallar vücuda zararlı olabileceği gibi, etkisiz de olabilirler. Ne var ki bunun bir diğer sonucu da, bozunan gazın göz yaşartıcı etkisinin de azalıyor oluşudur. Dolayısıyla detaylı bir analiz gerekmektedir.


Nasıl Korunulabilir?

Bununla ilgili birçok tavsiye verilebilecek olsa da, biz şöyle bir derleme yapmayı tercih ettik:

  1. Temastan Kaçının: Genellikle etkileri ortalama yarım saat süren bu kimyasallar ile doğrudan temas etmekten mümkün olduğunda kaçının. 

  2. Hazırlıklı Olun: Vücudunuzu mümkün olduğunca kapatın ve hava alan yerlerini sıkıştırarak engelleyin. Mutlaka amatör ya da profesyonel gaz maskesi kullanın. Bunun bulunmadığı zamanlarda bir bandanayı sirke veya limon suyuyla ıslatın ve ağzınız ile burnunuzu kapatacak şekilde örtün. Hava geçirmez gözlükler kullanın (örneğin yüzücü gözlükleri). Mümkünse lens kullanmayın, çünkü lens ile gözünüz arasına girebilecek olan gaz, gözlerinizin daha fazla yanmasına ve etkinin daha uzun süreli olmasına neden olabilir. Su ve %5 oranında kabartma tozundan oluşan bir karışım hazırlayın. Sakın güneş kremi veya vücut yağı sürmeyin, bunlar kimyasalları emerek vücudunuza nüfuzunu arttıracaktır. Ayrıca yanınızda sirke ve havlu taşıyarak gaza doğrudan temas eden yerlerinizi bu sirkeye batırdığınız havlu ile sararak acıyı dindirebilirsiniz. Bunun haricinde mide asidi düzenleyici ilaçları yeterli miktarda suya karıştırarak yanınızda bulundurun; yanan yerlerinize bu karışımı sıkın.

  3. Açık Havada Bulunun: Kimyasalların bulunduğu ortamdan uzaklaşın ve açık havaya gidin. Bu kimyasallar özellikle kapalı alanlarda çok ciddi zararlar verebilirler. Yüksek yerlere çıkmak avantaj sağlayacaktır, çünkü bu kimyasallar havadan ağırdır ve yere çökerler. 

  4. Gözlerinizi Kırpın ve Suyla Temizleyin: Dediğimiz gibi gözyaşı bu kimyasalların etkisini azaltmaktadır. Bu yüzden gözlerinizi kırpmanızı tavsiye ederiz. Ayrıca soğuk suyla 10 dakika kadar yüzünüzü yıkamak da, yukarıda yazı içerisinde verdiğimiz istisnalar haricinde faydalı olabilecektir.

  5. Giysilerinizi Çıkarın: Kimyasallarla temas etmiş giysilerinizden olabildiğince çabuk şekilde kurtulun. Bunlar daha fazla bölgeye temas ederek kimyasalların etkisini arttıracaktır. Ancak giysileriniz azaldıkça, yeni gaz dalgaları sırasında daha fazla etkileneceğinizi de unutmayın.

  6. Soğuk Su ve Nötralize Edici Kimyasallar Kullanın: Sıcak su, derinizdeki delikleri açacaktır ve kimyasalların etkisini arttıracaktır. Olabildiğince soğuk suyla vücudunuzu yıkayın (istisnaları unutmadan). Sabun veya başka bir kimyasal kullanmayın; bunun yerine kabartma tozu solüsyonu gibi kimyasallar kullanın. Kızaran yerleri kaşımayın, kimyasalları yaymayın. Süt de bu kimyasalların çoğunu yıkamak için kısmen faydalı bir yol olabilir. 

  7. Belli Bir Süre Sonra Sabun ve Su Kullanın: Vücudunuzu soğuk suyla, detaylıca temizledikten emin olduktan sonra ılık su ve sabunla yıkayın. Ancak bunu çok fazla uzatmayın, çünkü kimyasalların çoğunun etkisi 48 saate kadar çıkabilmektedir ve bu yüzden vücudunuzdaki delikleri açarak kimyasal girişine izin vermek istemezsiniz.

  8. Tıbbi Yardım Alın: Normalde bu kimyasallar çoğu zaman kısa süre etkisinde kalındığında herhangi bir olumsuz sonuç yaratmazlar; ancak eğer ki uzun süreli etki altında kaldıysanız, mutlaka doktora görünmeniz gerekmektedir. Zira vücutta kalan kimyasallar zamanla görme kaybına, göğüs ağrısına, vb. belirtilere neden olarak vücudunuza zarar verebilir. Bu belirtiler başlamadan veya daha ilk evrelerindeyken hemen doktora görünün.

  9. Etrafınızdaki Diğer Canlılara Yardım Edin: İnsan türü kendi yarattığı mücadele içerisinde kendisini savunabilecek düzeyde olsa da, bizimle aynı havayı soluyan diğer türler için bu durum geçerli değildir. Özellikle bizim gibi memeli hayvan dostlarımız bu gazlardan ciddi biçimde etkilenebilmekte ve hatta ölebilmektedir. Bu yüzden, etrafta gördüğünüz ve gazdan etkilenen hayvanlara, kendinizi güvenliğe aldıktan sonra en kısa sürede müdahale ediniz. Bu hayvanların da özellikle gözlerini bol suyla yıkayın, %50 sulandırılmış sıvı Talcid içirin ve akciğer ödemi oluşabilme durumuna karşı dektonetozon veya antihistaminik ilaçları iğneyle enjekte edin. Benzer şekilde antihistaminik şurup veya tabletleri de kullanabilirsiniz. Bunları yaptıktan sonra uygun ilk fırsatta hayvanları veteriner kliniklere götürün.


Biber Gazı ve İnsan Hakları İhlali

Tüm bu kimyasal ve biyolojik gerçeklerin yanısıra, işin bir de insani boyutu bulunmaktadır. 17 Haziran 1925 tarihinde imzalanan Cenevre Protokolü'ne göre biyolojik ve kimyasal silahların herhangi bir şekilde kullanımı kesin olarak yasaklanmıştır ve ülkemiz de bu protokole imza atmıştır. Üstelik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 2004 yılında İstanbul Mecidiyeköy'de bir gösteri esnasında kullanılan biber gazının insan haklarına aykırı bir müdahale olarak değerlendirdiğinin altını çizmek gerekmektedir. Davacının açtığı dava sonucunda AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi sebebiyle davacının 10.000 Euro tazminat almasına karar vermiştir. Dolayısıyla bu gazın kullanımı her şekilde insan haklarına aykırıdır ve suçtur. Konuyla ilgili olarak, bu gaza maruz kalanların izlemesi gereken yol şudur:

  • Biber gazına maruz kalmanızı veya sonrasında olanları fotoğraf ve/veya video ile belgeleyiniz.

  • Herhangi bir hastaneden biber gazı kullanımına dair rapor alınız.

  • Cumhuriyet Savcılığına bu belgelerle başvurunuz ve şikayetçi olunuz.

  • Savcının başvurunuza takipsizlik kararı vermesi halinde bu karar itiraz ediniz. 

Eğer ki savcılık itirazınızı reddedecek olursa:

  • Bir ay içinde Anayasa mahkemesina başvurunuz.

  • Eğer Anayasa Mahkemesi de talebinizi reddederse 6 ay içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurma hakkınız bulunmaktadır.

AİHM, daha önceden verdiği karar doğrultusunda, sizin de başvurunuzu muhtemelen haklı bulacak ve tazminat almanıza karar verecektir. İnsani haklarınızı bilin ve aramaktan çekinmeyin.


Sonuç

Bu gazların ve kimyasalların birçoğundan kurtulmanın etkili bir yöntemi bulunmasa da, en isabetli olanı bu gazların kullanımının yasaklanması veya sınırlandırılması olacaktır. Çünkü bu kimyasallar, ölümcül etkilere neden olabilmektedir; hele ki belirli dozlar aşılacak olursa... Bu kimyasallarla karşı tepkimeye girebilecek bazı kimyasallar kullanılarak etkileri kısmen azaltılabilecek olsa da, biyolojik olarak bireyler bundan mutlaka kısa ve uzun vadede etkilenecektirler. Bu sebeple bu gazlara maruz kalanların en kısa sürede tıbbi destek almaları gerekmektedir. 

Yukarıda bahsettiğimiz Cenevre Protokolü'nün şartları unutulmamalı, biber gazı kullanımının her ne sebeple olursa olsun insan hakları ihlaline girdiği hatırlanmalıdır. Dolayısıyla Dünya üzerindeki hükümetler, herhangi bir müdahale sırasında kullandıkları kimyasalları seçerken çok daha dikkatli ve sorumlu davranmak zorundadırlar. Bunların unutulması durumunda, kendi insanlarını öldürmeyi kasten hedeflemekte olduklarını beyan etmiş olacaklarını unutmamalıdırlar.


Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)

Kaynaklar ve İleri Okuma:
6 Yorum