Evrimsel Süreç - 7: Büyük Ara Türler Atlası (Cilt 3)

Yazdır Evrimsel Süreç - 7: Büyük Ara Türler Atlası (Cilt 3)

Merhaba arkadaşlar,

 

Kaldığımız yerden devam ediyoruz atlasımıza. Daha önceki iki kısma şuralardan ulaşabilirsiniz:

 

Evrimsel Süreç - 5: Büyük Ara Türler Atlası (Cilt 1)

 

Evrimsel Süreç - 6: Büyük Ara Türler Atlası (Cilt 2)

 

Devam edelim, daha çok yolumuz var:

 

 

17) Kuşların Evrimindeki Ara Geçiş Türleri

 

Waimanu: Bilinen en eski Penguen türüdür ve günümüzden 60-58 milyon yıl önce yaşamıştır. Henüz kanatları Antarktika'nın bugünkü ekstrem koşullarına adapte olacak şekilde evrim geçirmemiştir. Dolayısıyla suda kanatları ağırlıklı bir yüzüş stiline de sahip değildir, daha çok yılan benzeri hareketlerle yüzer. 

 

 

 

Elornis: Bilinen en eski flamingo türüdür. Günümüzden 65 milyon yıl kadar önce yaşamış ve Kretase Yok Oluşu'nu atlatabilmiştir.

 

 

 

Colymboides: Bilinen en eski dalgıçkuşu türüdür. Günümüzden 37 milyon yıl önce yaşamıştır ve 20 milyon yıl önce soyu tükenmiştir.

 

 

 

Mopsitta: Bilinen en eski psikatin türüdür. Günümüzden 35 milyon yıl kadar önce Danimarka'da yaşamıştır. Aynı zamanda çok eski bir taç-grubu papağanıdır.

 

 

 

Masillaraptor: Bilinen en eski kartal türüdür. Hatta kartalların doğrudan atası olarak bilinmektedir. Gagası neredeyse kafatasıyla aynı uzunluktadır, tibiotarsus kemiği bacaktaki en uzun kemiktir, ikinci parmaktaki ilk phalanx, dördüncü parmakta ikinci ve üçüncü phalanx'ler kısalmıştır. 

 

 

Primapus: Günümüzden 50 milyon yıl önce yaşamış bir ebabilgildir. Bilinen ilk sağan türüdür.

 

 

 

18) Sinapsidlerden (Memeli Benzeri Sürüngenlerden) Memelilere Ara Geçiş Türleri

 

Konuyla ilgili ayrıntılı bir yazımıza aşağıdaki nottan ulaşılabilir:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=192099980848085

 

 

 

 

19) Memelilerin Evrimindeki Ara Geçiş Türleri

 

Kollikodon: Bilinen en eski tek açıklıklı türüdür. Günümüzden 104-100 milyon yıl önce yaşamıştır. Muhtemel vücut uzunluğu 1 metre kadardır. Yarı zamanlı sucul bir türdür ve muhtemelen denizkabuklarıyla beslenmektedir. 

 

 

 

Sinodelphys: Bilinen en eski metateryan türüdür. Tek açıklıklılar ile teryanlar (plasentalı ve keseli memeliler) arasında geçiş infrasınıfına aittir. Günümüzden 125 milyon yıl kadar önce yaşamıştır. 

 

 

 

Djarthia: Bilinen en eski keseli memeli türüdür. Günümüzden 55 milyon yıl kadar önce yaşamıştır. Çok önemli bir geçiş türüdür çünkü halen kohlear ve tarsal kemikleri bazı bireylerinde tam olarak gelişmemiş, bazılarında ise tam olarak gelişmiştir.

 

 

Eomaia: Günümüzden 125 milyon yıl önce yaşamış, en eski öteryen memelidir (plasentalı memeliler ve tüm yakın akrabaları). 10 santimetre boyunda ve 20-25 gram ağırlığındadır. Kemikleri oldukça iyi korunabilmiştir. Metateryanlara ait bazı özellikler taşımakla birlikte teryan olduğu açıktır. Tibia kemiği altındaki mallelous büyümüştür, metatarsal kemik ile entocuneiform kemiği arasındaki eklemin açıklığı çok daha geridedir ve çenesi ile dişleri metateryanlardan çok daha farklıdır. Ancak hala gerçek bir plazentalı memeleri sayılamamaktadır çünkü fibula kemiği altında mallelous bulunmaktadır, hala tam bir mortis ve tenon bağlantısı bulunmaktadır diş formülü atasal öteryenlere benzemektedir, pelvis'i altında geniş bir açıklık bulunmaktadır, vb. Türün sınıflandırılması toplamda 268 karakter üzerinden yapılmıştır.

 

 

 

Eritherium: Bilinen en eski hortumlu memeli türüdür. Günümüzden 59 milyon yıl önce yaşamıştır.

 

 

 

Miacis: Bilinen en eski karnivor memeli türüdür. Günümüzden 60-55 milyon yıl önce yaşamıştır. 30 santimetre boyundadır ve 44 dişe sahiptir. Açılıp kapanabilen pençelere sahiptir, atik eklemlere ve çiftmercekli görüşe sahiptir. Atalarına göre daha büyük bir beyne sahiptir, dolayısıyla daha zeki olduğu düşünülmektedir. Kendinden küçük kuşlar, memeliler ve sürüngenler ve bunların yavruları ile yumurtalarıyla beslenmektedir.

 

 

 

Heteroprox: Bilinen en eski servit (geyikgiller) türüdür. Günümüzden 15-11 milyon yıl önce yaşamıştır.

 

 

 

Eotragus: Bilinen en eski bovid (antilopgiller) türüdür. Günümüzden 20-18 milyon yıl önce yaşamıştır. Dört-boynuzlu antilop ile akraba olduğu düşünülmektedir. Muhtemelen küçük ve ağaçık alanlarda yaşamıştır.

 

 

 

Protylopus: Bilinen en eski deve türüdür ve aynı zamanda da en küçüğüdür. Günümüzden 45-40 milyon yıl önce yaşamıştır. 2.6 kilogram civarında ve 80 santimetre boyundadır. Ön ayakları, arka ayaklarından kısadır ve dört parmağı bulunur. Arka ayaklarında da dört parmak bulunur ancak en çok yük üçüncü ve dördüncü parmağıyla taşınmıştır. Günümüzdeki develer gibi geniş ayak tabanlarına sahip değildir, bu açıdan önemli bir geçiş türüdür.

 

 

Hyrachyus: Modern tapirlerin ve rinoserozların atası olduğu düşünülmektedir. 1,5 metre boyundadır ve modern tapirlere oldukça benzemektedir. Ancak tapirleri ayırt etmek için kullanılan hortum şeklinde burun yapısı (proboscis) henüz evrimleşmemiştir, bu yüzden önemli bir ara tür özelliği göstermektedir. Dişleri ise gergedanlarınkine benzemektedir ve bu türlerle de bağı olduğu düşünülmektedir.

 

 

Heptodon: Günümüzden 55,4-48,6 milyon yıl önce yaşamıştır. Tıpkı Hyrachyus gibi tapirlerin atası olabileceğinden kuşkulanılmaktadır. 1 metre boyundadır ve bu türde de tapirlere ait hortumsu burun evrimleşmemiş ancak kanca şeklinde bir çıkıntı belirmiştir. Bu da tapirlerin atası ya da tapirgillerden bir tür olabileceğini düşündürmektedir. 15,5 kilogram civarında olduğu bilinmektedir.

 

 

 

Hesperocyon: Bilinen en eski kaniddir (kurt ve tilkigiller). Günümüzden 38-33,9 milyon yıl önce yaşamıştır.  Yaklaşık 80 santimetre boyundadır ve 1,73 kilogram ağırlığındadır. Her ne kadar bir kanid olduğu bilinse de, bir rakuna daha çok benzemektedir. Vücudu ve kuyruğu esnektir, bacakları ise kısa ve güçsüzdür. 

 

 

Eurymylus: Bilinen en eski lagomorftur (tavşangiller). Günümüzden 55 milyon yıl kadar önce yaşamıştır.

 

Onychonycteris: Bilinen en primitif yarasa cinslerinin iki tanesinden birini oluşturmaktadır. Günümüzden 52,5 milyon yıl önce yaşamıştır. Bu türün kanatları bulunmaktadır ve açık bir şekilde uçabilmektedir fakat gelişmiş kohlea'ya sahip olmadığından modern yarasalardan ayrılır ve sesle yol bulma yetisi olmadığı düşünülmektedir. Bu da yarasaların uçma yetilerini daha önce kazandıklarını göstermektedir. 2010 yılındaki bir araştırma bazı yarasaların laryngeal (ses kutusu ile) de sesli yol takibi yapabildiğini göstermiş ve bu türün kesinliğini bozmuştur. Ne yazık ki kafatası tam olarak bulunamadığı için büyük gözlere sahip miydi bilinemiyor.

 

 

 

Purgatorius: Günümüzden 63 milyon yıl önce yaşamış, bilinen en ilkel primattır. Genel olarak "proto-primat" olarak anılır. 15 santimetre uzunluğunda ve 1-2 kilogram ağırlığındadır. Gündüzcüldür ve böceklerle beslenir. Birbirinden farklı 50 diş bulunmuştur, daha fazla da olabileceği düşünülmektedir.

 

 

 

Sivapithecus: Günümüzden 12,5-8,5 milyon yıl önce yaşamış ve orangutanların atası olduğu düşünülen bir ara geçiş formudur. 1,5 metre uzunluğundadır. Her ne kadar şempanze benzeri özelliklere sahip olsa da, kafatası bir orangutan olduğunu kesinleştirmekte, bu yüzden de onu önemli bir ara tür yapmaktadır. Vücut yapısı hem yerde, hem ağaçlar üzerinde yaşayabildiğini göstermektedir.

 

 

 

Kenyapotamus: Hipopotamların atası olduğu düşünülen, 16-8 milyon yıl önce yaşamış bir türdür. Morfolojik yapısı sayesinde hipopotamların domuzlar ve pekariler ile yakın akraba olduğunu göstermiştir. 

 

 

Eomanis: Bilinen en eski pullu karıncayiyen türüdür. Günümüzden 40 milyon yıl kadar önce yaşamıştır. 50 santimetre uzunluğundadır ve modern karıncayiyenlerin aksine kuyruğunda ve bacaklarında pullar bulunmamaktadır. Böceklerle ve bitkilerle beslenmektedir. 

 

 

 

20) Çift Toynaklılardan (Artiodactyla) Balinalara ve Yunuslara Ara Geçiş Türleri

 

Pakicetus: Günümüzden 55 ila 40 milyon öncesinde, bugünkü Pakistan bölgesinde yaşadıkları bilinen Pakicetidae ailesine ait soyu tükenmiş bir karasal etçil memelidir. Türün yaklaşık 15.8 milyon yıl boyunca hayatta kaldığı ve evrimleştiği bilinmektedir. Science dergisinde çıkan bir araştırma, bu türün timsah benzeri bir tür olduğunu ve onlar gibi yarı-sucul olduklarını göstermektedir. Bu tür, ömrünün yarısını su içerisinde avlanarak geçirmektedir.

 

 

Ambulocetus: Yürüyen Balina anlamına gelen bu tür, ilkin bir sucul memelidir. Her ne kadar Pakicetus'tan çok daha iyi bir yüzücü olsa da ve buna çok daha uyumlu bir anatomisi bulunsa da, halen karaya da çıkabilmektedir. 50-49 milyon yıl önce ilk olarak Pakicetus'tan evrimleştiği bilinmektedir. Tıpkı atası gibi Pakistan bölgesinde yaşamıştır. O dönemlerde bugünkü Pakistan'ın Hindistan'ın su kenarındaki bir yöresi olduğu bilinmektedir. Bu dönemde Hindistan da Hint Okyanusu içerisindeki dev bir adadır.

 

 

Kutchicetus: İlk olarak 46 milyon yıl önce atası Ambulocetus'tan evrimleştiği düşünülen bu tür Tetis Denizi'nde yaşamış, suya atalarından çok daha bağımlı olarak yaşamış ve yaklaşık 15.4 milyon yıl boyunca hayatta kalabilmiş bir türdür. Anatomik yapısı bakımından denizel hayvanlara çok daha benzer bir morfolojiye sahiptir. 

 

 

 

Artiocetus: Bu tür, günümüzde Protocetidae olarak bilinen ve çift toynaklılar ile denizel memelilerin tam arasında yer alan bir aileye aittir. Bu türlerin bilek yapıları tamamen karasal hayvanlarla örtüşmekteyken, vücut anatomileri denizel memelilerinkine daha yakındır. İlk olarak 47 milyon yıl kadar önce, Kutchicetus ile paralel olarak evrimleştikleri bilinmektedir. Bu türün ömrünün çok büyük kısmını sularda geçirdiği bilinmekle birlikte, halen karaya çıkabildiği de düşünülmektedir. 

 

 

Dorudon: Günümüzden 41-33 milyon yıl önce evrimleşmiş bu cins, 5 metre boya sahip dev bir denizel etçildir. Yakın kuzeni Basilosaurus ile birlikte yaşadığı düşünülmektedir. Kuzey Amerika, Mısır ve Pakistan'da fosilleri bulunmuştur. Bu, türün artık tamamen denizel olduğunu ve çok uzun mesafeler kat edebildiğini göstermektedir. Bu cins, denizel memelilerin evrimindeki önemli bir basamaktır.

 

 

Aetiocetus: Evrimsel süreçte ilerledikçe günümüz denizel memelilerine daha fazla benzemeye başlayan türlerin başında Aetiocetus gelmektedir. Bu cinse ait günümüzde 4 farklı tür keşfedilmiştir. Hepsinin günümüzden 25 milyon yıl kadar önce denizlerde evrimleştikleri düşünülmektedir. Bu türün burun delikleri, günümüz çift toynaklılarının uçtaki delikleriyle, denizel memelilerin kafa üzerindeki deliklerinin tam arasında, ortada bir yerde yer almaktadır. Zaten bahsedilen türler yan yana koyulduğunda, kademeli bir burun deliği yer değişimi görülmektedir. Bu cinse ait türlerin kafatası yapısı yassıdır ve karasal memelileri andırmaktadır; ancak çene yapıları günümüz memelilerine daha yakındır.

 

 

 

Basilosaurus: Günümüzden 40-34 milyon yıl önce, geniş bir zaman aralığında var olmuş bu türe ait ilk fosiller Amerika Birleşik Devletleri'nde keşfedilmiştir. Atalarına göre çok daha uzun bir vücut yapısını, uzun zamanlarda evrimleştirebilmiş olan bu tür, diğer denizel memelilere göre daha özel bir hareket tipi evrimleştirmiştir. Tıpkı günümüz deniz yılanları ya da mürenler gibi yılan benzeri bir hareket ile ilerlediği düşünülmektedir. Türün balina evriminde çok önemli bir yeri olduğu bilinmektedir.

 

 

Eurhinodelphis: Gerçek burunlu yunus anlamına gelen bu tür, günümüzden 15 milyon yıl önce evrimleşmiş ve 8 milyon yıl önce yok olmuştur. Fransa, Belçika ve Amerika'nın iki yakasında bulunan fosilleri, bu türün çok iyi bir yüzücü ve tamamen denize bağlı bir memeli olduğunu net bir şekilde ortaya kotmaktadır. Günümüz yunuslarına oldukça benzer olan bu türün üst çenesinin kendi atalarına göre daha fazla deniz yaşantısına adapte olduğu görülmektedir. Ses yolunu kullanarak avlanma taktiğini ilk geliştiren denizel memelilerden biri olduğu düşünülmektedir.

 

 

Mammalodon: Günümüzden 26 milyon yıl önce evrimleşmiş bu tür, günümüz balinalarının en yakın atası olarak görülmektedir. Ancak boyutları bakımından günümüz balinalarından oldukça küçüktür. 2.5 metrelik boyu ve küçük yüz yapısı sebebiyle bu cinsten itibaren birçok dallanma olduğu düşünülmektedir. 

 

 

 

21) Deniz İneklerinin (Sirenia) Evrimindeki Ara Geçiş Türleri

 

Pezosiren: En ilkin deniz ineklerinden biri olduğu bilinen bu cins, su aygırı benzeri bir yarı sucul yaşantıya sahiptir. 50 milyon yıl önce yaşadığı düşünülen bu cins, karasal memelilerden su ineklerine giden evrimsel süreçteki en ilkin basamaklardan biridir. El ve ayak yapıları karada yaşamaya uygun olmakla birlikte genel iskelet yapısı deniz aslanları ve su ineklerine az çok benzemektedir. Genel morfolojisi açısından su yaşantısına uyumlu olduğu görülmektedir.

 

 

Prorastomus: Günümüzden 40 milyon yıl önce evrimleşen bu türün adının anlamı "önde geniş çeneler" anlamına gelmektedir. 1.5 metrelik bu cinsin baskın olarak karasal yaşadığı düşünülmektedir. Diş yapısı, yumuşak yapılı bitkilerle beslendiğini göstermektedir.

 

 

 

Protosiren: Orta Eyosen Dönem'de yaşadığı düşünülen bu türe ait fosiller Dünya'nın dört bir yanında bulunmuştur. Bu fosiller ve dağılımları net bir şekilde göstermektedir ki Protosiren atalarının aksine baskın olarak denizcildir ve yüzerek çok uzun mesafeler kat edebilecek şekilde özelleşmiştir. Deniz yosunları ve tatlı su bitkileri ile beslendiği düşünülen bu türün arka bacakları halen bulunmaktadır. Ancak bu bacaklar her ne kadar tam olarak gelişiyor olsa da, atalarına göre çok daha küçük ve çelimsizdir. Ancak gerektiğinde karada belli bir hareketi sağlayacak kadar da özelleşmiştir.

 

 

 

Eotheroides: Günümüzden 48.6 milyon yıl önce ilk olarak ilkin karasal memelilerden evrimleşen bu tür, 33.9 milyon yıl öncesine kadar hayatta kalabilmiş bir türdür. Dugonglara (Asya Deniz İneği) olan akraba ilişkisiyle bilinen bu türün fosilleri Mısır, Hindistan ve Madagaskar Adası'nda bulunmuştur. Bu türün atalarının aksine kafatası üzerinde bir çıkıntısı olduğu bilinmektedir. Ataları gibi bu türün de dişleri karasal memelilere göre çok daha az gelişmiştir (gerilemiştir) ve denizel bitkileri yiyecek şekilde adapte olmaya başlamıştır. 

 

 

Halitherium: Günümüzden 30-25 milyon yıl önce evrimleştiği düşünülen bu deniz ineğinin en yakın tarihte bulunan atalarının Avrupa kıyılarında yaşadığı bilinmektedir. Bu türün iskeletlerinde arka bacak kemiklerinin kalıntıları görülmekle birlikte genel görüntüsünde arka bacakların hiç görülmediği tespit edilmiştir. Yani bacaklar körelerek sadece basit kemik yapılarına dönüşmüş ve deri altında kalmıştır. Ancak hala gerilemiş bir kalça kemiğine sahip olduğu görülen bu türün karasal atalarına ait özellikleri taşıdığı görülmektedir. Ayrıca denizel ortama adapte olmak adına genişlemiş göğüs kafesine sahiptir. 

 

22) Yüzgeç Ayaklı Memelilerin (Pinnipedia) Evrimindeki Ara Geçiş Türleri

 

Puijila: Bilinen en eski yüzgeç ayaklı memeli olan bu tür, günümüzden 24 milyon yıl öncesiyle 21 milyon yıl öncesinde yaşamış bir cinse aittir. Yaklaşık 1 metre boya sahip bu cinsin yüzebilmek adına sadece çok ilkin adaptasyonlara sahip olduğu bilinmektedir. Günümüz yüzgeç ayaklılarının aksine yüzgeçleri henüz tam olarak evrimleşmemiştir. Tamamen karasal memelilere göre deniz ortamında biraz daha fazla adapte olan bu cinsin vücut yapısı su samurlarına benzemektedir. Yarı sucul bir etçil memeli olduğu bilinmektedir.

 

 

Potamotherium: Günümüzden 23 milyon ila 7 milyon yıl öncesindeki geniş bir aralıkta yaşamayı başarmış bu cinsin hala ilkin bir yüzgeç ayaklı olduğu bilinmektedir.Atalarına göre deniz yaşantısına daha uyumlu olan bu türün Avrupa'dan Kuzey Amerika'ya kadar olan bir bölgede fosilleri bulunmuştur. 1.5 metre boya sahip bu türün bacaklarının körelmeye ve değişmeye başladığı tespit edilmiştir ve bu sebeple muhtemelen başarılı bir yüzücü olduğu düşünülmektedir.

 

 

 

Enaliarctos: Günümüzden 24-22 milyon yıl önce evrimleştiği ve sonrasında birçok alt kolun evrimleşmesine sebep olduğu düşünülen bu cinsin yüzgeç ayaklıları en çok temsil eden cinslerden biri olduğu bilinmektedir. Bu cinsin kuyruk yapısı incelip yataylaşarak günümüzdeki yüzgeç ayaklıların kuyruklarını andırmaya başlamıştır. Ayrıca parmakları arasındaki ağlar artık karasal memelilerdeki gibi apoptosis yoluyla yok edilmemektedir çünkü yüzme konusunda yaşadığı ortama daha adapte olabilmesine izin vermektedir.  Ayrıca ön ve ayak yapılarının biraz daha özelleşmesi ve kılların buna göre adapte olmasıyla birlikte yüzme konusunda atalarından çok daha başarılı olduğu bilinmektedir. 

 

 

 

23) Atların Evrimindeki Ara Geçiş Türleri

 

Hyracotherium: Günümüzden 60 milyon yıl kadar önce evrimleşmiş bu cinsin, 45 milyon yıl öncesine kadar hayatta kaldığı bilinmektedir. Günümüzdeki köpeklerin boyutunda olan bu türün en ilkin at türü olduğu bilinmektedir. Genellikle 60 santimetre uzunluğuna sahip bu ufak türün ön tarafta dört toynaklı ayakları, arka tarafta ise 3 toynaklı ayakları olduğu bilinmektedir. Tıpkı köpeklerdeki gibi bir ayak altı patisi bulunmaktadır. Oldukça küçük ve kısa bir yüze sahiptir. Kafatası uzun ve 44 dişe ev sahipliği yapmaktadır. Bu türün sadece atlara giden evrimde değil, gergedanlar ve tapirlere giden süreçte de önemli bir ata tür olduğu düşünülmektedir.

 

 

 

Mesohippus: Günümüzden 40-30 milyon yıl önce yaşamış bu cinsin ilkin at türlerinden bazılarını kapsadığı bilinmektedir. Birçok at atası gibi bu cins de Kuzey Amerika'da yaşamıştır. Yerden yüksekliği 60 santimetre kadar olan bu türün temel olarak orta parmakları üzerinde durduğu bilinmektedir. Diğer iki toynak da gerektiği zaman kullanılmaktadır. Atalarından daha uzun ve daha geniş olan bu cinsin daha yuvarlar gözleri bulunmaktadır ve atası Hyracotherium'a göre gözler daha ayrık ve kafanın gerisindedir. Ayrıca beyin boyutları da atasındakinden büyüktür. Bu cinse ait atların atalarını temsil eden tam 13 tür bilinmektedir.

 

 

Parahippus: Günümüzden 20 milyon yıl önce atası Mesohippus'un nesillerinden evrimleşmiş olan bu cinsin günümüz atlarına daha da fazla benzediği görülmektedir. Ancak halen atlar kadar büyük değildirler ve beyin, kas, iskelet yapıları günümüzdeki atlara göre daha zayıftır. Atalarına göre daha hızlı ve başarılı bir koşucu olan bu cinsin atalarından daha fazla orta toynaklar üzerinde durduğu bilinmektedir. Artık diğer toynaklar körelmeye başlamıştır ve neredeyse hiç yer ile temas etmez.

 

 

Merychippus: Atlar ailesinin en ilkin bireylerinden olan bu türün ilk atları temsil ettiği düşünülmektedir. Günümüzden 20 milyon yıl kadar önce atası Parahippus ile birlikte evrimleşen bu tür, günümüzden 10 milyon yıl öncesine kadar başarıyla hayatta kalabilmiştir. Bu türün ilk geviş getiren at türü olduğu düşünülmektedir; ancak bu konu halen tartışmalıdır. Bahsi geçen zamana kadar yaşamış olan en büyük at atası olan cinstir. Kafatası daha uzun, çeneleri daha derin, gözleri daha ayrık ve yüksektedir. Atalarından çok daha zeki ve çok daha atiktir. Bu türün günümüz atlarının ayırt edici kafa yapısına sahip ilk tür olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bu cinsin en büyük özelliklerinden biri, kendisinden sonra çok önemli üç kolun evrimine yol açmasıdır.

 

 

Pliohippus: Günümüzden 12 milyon yıl kadar önce atası Merychippus'tan evrimleşen bu cins, günümüz atlarına oldukça benzemektedir; ancak hala ayaklarında fazladan toynaklar bulunmaktadır ve körelme tamamlanmamıştır. Morfolojisi, steplerde yaşamaya uygundur. Bu cinsin günümüz atlarının en yakın atası olduğu düşünülse de, günümüzde hiçbir atta bulunmayan derin yüz boşluğu arada birkaç tür daha bulunabileceğini düşündürmektedir. 

 

 

Equus: Günümüzde "at ailesi" olarak bilinen bu cins, yüzlerce türe ve alt türe ev sahipliği yapmaktadır. Sadece günümüzde yaşayan birçok türü değil, son 1.8 milyon yıl içerisinde evrimleşip soyu tükenen onlarca türü de barındırmaktadır.

 

 

23) İnsanların Evriminde Ara Geçiş Türleri:

 

Konuyla ilgili detaylı bilgiyi şuradan görebilirsiniz:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=168454029879347

 

 

 

Bu üç atlas bölümümüzden görebileceğiniz üzere, Prof. Dr. Celal Şengör'ün deyimiyle "ibadullah" ara geçiş türü ve cinsi ve hatta ailesi bulunmaktadır. Bu cinsler ve aileler, yüz binlerce diğer türe ve alt türe ev sahipliği yapmakta, dolayısıyla bahsedilen "ara geçiş" türlerinin sayısı milyonları bulmaktadır.

 

Bilim düşmanları, bu fosillerin olmadığını iddia ederek, açıkça aptallık yapmaktadırlar. Zira bu fosilleri kendi gözlerinizle herhangi bir büyük doğa tarihi müzesinde görebileceğiniz gibi, burnumuzun dibinde, Ankara'da bulunan MTA Tabiat Tarihi Müzesi'nde de görmeniz mümkündür.

 

Bilim insanlarının, diğer insanlara yalan söylemekten bir çıkarı bulunmamaktadır. Bu kişiler kimsenin inançları ya da düşünceleriyle ilgilenmezler. Doğayı inceler, gerçekleri ortaya koyarlar. Sonrasında kendi inançlarını bu gerçeklere adapte ederler ya da etmezler, bu onların tercihidir. Benzer şekilde, kendi inançlarımızı bilime adapte etmek bize kalmış bir durumduur. Ancak bilmemiz gereken bir diğer gerçek, bilimin hiçbir zaman ve hiçbir şekilde şahsi inançlara adapte olmayacağıdır! Bilim, hiçbir diğer bilgi türü altında ezilemez, sınırlandırılamaz, manipüle edilemez. Toplumda sıkça karşılaştığımız bazı cahil kitleler, bu hataya düşerek bilimi de kendi cehaletlerine alet etmektedirler.

 

Arayan bir birey, sorularının cevaplarını mutlaka bilim kaynaklarında bulacaktır. Ancak bazı kitleler, araştırmak ve sorgulamak yerine kabullenmeyi ve itaat etmeyi tercih ederler.Bilimin buna göz yumması beklenemez.

 

Gerçekler, gün ışığı kadar açık ve ortadadır. Ve bir takım zavallının acınası çabaları, bu gerçekleri örtbas etmeye yetmeyecektir. Dünya'nın dört bir yanında, 150'den fazla ülkede, on binlerce üniversite, akademi ve bilim kurumunda, yüz binlerce ve hatta sayıları milyonları bulan miktarda bilim insanı Evrim Kuramı'nı ve doğadaki Evrim yasalarının etkilerini araştırmakta, her yıl binlerce makale yazılmakta ve bu makaleler diğer yüz binlerce bilim insanı tarafından test edilmekte, denetlenmekte, desteklenmekte ya da çürütülmektedir. Bilim, başlı başına güvenilebilirliğini sağlamış bir kurumdur ve bu alanda hiçbir eğitimi, hiçbir söz hakkı, hiçbir tecrübesi olmayan ama dış mihraçlarca desteklenerek toplumların köleleştirilmesine hizmet eden kişilerin acınası hareket, çaba ve ürünleri, ne acayiptir ki bilimde sadece alayla karşılanmaktadır. Bu insanların yaptıkları, tıpkı tüm ömrünü araba tamirine vermiş birine, zengin bir mahalle çocuğunun aldığı on binlerce dolar maliyetindeki arabasındaki hasardan, bu konuda ustaymışçasına bahsetmesine benzer. Para ve vaat edilmiş güç, kişilerin başını döndürebilmekte ve işin uzmanlarına bile kafa tutabilmelerine sebep olmaktadır. İşte bu zavallı kişi ve kitlelerin yaptığı, gülünüp geçilmeyi hak eden bu hareketlerdir.

 

Umarız açıklayıcı ve net olmuştur. Yeri geldiğince bu atlaslarımızı güncelleyeceğiz.

 

Sevgilerimizle.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum