Bilimsel Tartışma - 6: Appeal To Emotion / Duygulara Başvurma

Yazdır Bilimsel Tartışma - 6: Appeal To Emotion / Duygulara Başvurma

Duygulara Başvurma mantık hatası, pek çok insanın kolayca düştüğü bir hatadır. Çünkü insan zihni, son derece kaba ve muhtemelen gerçeği tam olarak yansıtmayacak bir şekilde de olsa, iki açıya sahiptir: veri ve gerçek odaklı mantık ve şahsi inanç ve varsayımlara dayalı duygular. Mantığı, daha doğrusu mantıklı düşünme yöntemlerini, bu kitap boyunca oldukça detaylıca ele alıyoruz. Peki ya duygular bunun neresinde? Ne yazık ki mantıklı düşüncede duygulara ve hislere pek yer kalmamaktadır. Bunun sebebi, duyguların öznelliği ve güvenilmez olmasıdır. Mantığın güvenilirliği filozoflar arasında tartışılmakta olan bir konu olsa da, tutarlılık açısından bugüne kadar birçok alanda kendini tekrar tekrar ispatlamış olmasından (ve başlı başına bilimin temelinde yer alabilmiş olmasından) ötürü çok daha güvenilir olduğu varsayılmaktadır. Ne zaman ki bir argüman, mantığa değil de duygulara hitap etmeye başlar, işte o noktada Duygulara Başvurma Safsatası doğar. Temel olarak formu şu şekildedir:

  1. X, bende güzel duygular uyandırmaktadır.
  2. Dolayısıyla X doğrudur.

Bu basit formdan da anlaşılabileceği gibi bu mantık hatası oldukça nettir. Tartışmalarda çoğu zaman karşı tarafın mantığını bozmak amacıyla duyguların tetiklenmesi için kullanılır. Taraflardan biri, karşı tarafın duygusal olduğunu düşündüğü yerleri hedef alarak, karşı tarafın mantıklı düşünmesine engel olmayı hedefler. Genellikle de, sağlam ve mantıklı bir kanıtın yerine geçecek bir duygusal silsile yaşanması hedeflenir. Böylece karşı taraf, mantıklı düşünüp deliller aramak yerine, duyguları ile hareket ederek öteki tarafın iddialarına yenik düşebilecektir.

Bu mantık hatası, bir önceki mantık hatamızda da olduğu gibi manipülatörlerin sıklıkla kullandığı bir araçtır. Örneğin modern reklamcılık sektöründe bu mantık hatası kullanılarak insanların duyguları sömürülmekte, bu şekilde istenilen mallar satılabilmektedir. Örneğin mısır gevreği reklamlarında çocuklar bolca kullanılarak, gevreğin gelişim üzerindeki etkileriyle ilgili mantıklı açıklamalar yapılmaktansa, ailelerin ve çocukların duyguları manipüle edilerek kolayca ürünler satılabilmektedir. Her zaman açıkça söylenmese de, ima edilen şudur: “Çocuğunuzun yüzünde bu gülümsemeyi görmek istemez misiniz?” Halbuki o mısır gevreğinin çocuğa neden ve nasıl faydalı olduğunu anlatmak, sıkıcı bir reklam olacaktır. Ya da anlatacak bir şey bulunamayacaktır.

Benzer şekilde din adamları, politikacılar ve benzerleri de bu mantık hatasını kullanarak insanları kolayca manipüle edebilmektedirler. Örneğin din adamları, dini doktrinleri kullanarak insanların duygularına hitap etmekte ve bu doktrinlerle ilgili mantıklı ve bilimsel açıklamalar yapmaya gerek duymadan, kolayca kitleleri yönlendirebilmektedirler: “Bunu yapmazsanız, cehennemlik olacaksınız. O korkunç yere gitmek istemezsiniz, öyle değil mi?” Bu tip argümanlarda, belli bir davranışın kötülüğünün (veya iyiliğinin) felsefi ve mantıksal nedenleri tartışılmaz. Kişilerin duyguları sömürülür. Bir diğer örnek olarak politikacılar, savaş ve barış ile ilgili konuşmalarında, savaşın (veya barışın) neden gerektiği, nasıl çözüm olduğu, tam olarak hangi basamaklardan geçilerek sonuca ulaşılacağı ile ilgili mantıklı açıklamalar yapmaktansa; ülkenin bölünmezliği, gücü, kudreti, vb. duygulara hitap eden nitelikleriyle ilgili duygu sömürüsü yaparak kolayca pek çok kişiyi etkileri altına alabilmektedirler. Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde askere kaydolan insanların büyük bir kısmı bu oyuna kolayca düşebilen insanlardır: “Ülkemizin canını yaktılar, bu ölülerin kanını yerde bırakmayacaksınız, öyle değil mi?”

Bu mantık hatası, aşırı derecede ikna edicidir, bu yüzden en sık olarak başvurulanlardan bir tanesidir. Çünkü uygulaması kolaydır ve pekçok kısa yol sağlar. Yukarıda izah edildiği gibi, sadece karşı tarafın hassas olduğu duyguların belirlenmesi yeterlidir. Ondan sonra bu noktalar üzerine gidilerek, ortadaki asıl konuyla ilgili mantıklı açıklamalar aramaktansa, kolayca dikkat dağıtılarak istenilen hedefe ulaşılabilir.

Öte yandan bu mantık hatası, doğru zamanlarda, doğru şekillde kullanılarak iyi amaçlara da hizmet edebilir. Örneğin bir basketbol takım koçu, elbette ki maç öncesinde neden maçın kazanılması üzerine mantıklı açıklamalar zinciri yapmayacaktır. Oyuncuları heyecanlandırmak ve motive etmek için duygularını manipüle edecektir. Bu son derece anlaşılabilir bir durumdur; ama en nihayetinde hala bir mantık hatasıdır. Tabii ki insanın zihni olmayan bir makina olduğunu varsaymıyoruz. Duygularımızı ve onların yaşamımızdaki yerini göz ardı edemeyiz; ancak bu hata bilimsel tartışmalara taşındığı vakit, hiçbir iyi yanı kalmadığını da belirtmek istiyoruz. Şimdi birkaç örnek verelim:

  • "Yeni Ford Ubertus, size istediğiniz gücü verecek! Eğer bir tane alırsanız, insanlar gücünüzü kıskanacaklar! Size bakacaklar ve sizin yerinizde olmak isteyecekler! Gücün gerçek tadını çıkaracaksınız! Hemen bir tane alın!"

Görülebileceği gibi yukarıdaki reklamda, Ford’un yeni modelinin neden "istediğimiz gücü" vereceği açıklanmamaktadır. Bunun yerine insanların tamahkarlık (güce düşkünlük) duyguları okşanmakta ve böylece duygular manipüle edilmektedir.

  • "Hemen Zayıfla programımız sayesinde kısa sürede istediğiniz vücuda kavuşacaksınız. Artık arkadaşlarınız sizin şişmanlıınızla dalga geçemeyecek! Karşı cinsi baştan çıkarmanıza çok az kaldı! Şişmanlığa karşı isyan bayrağınızı çekin! Biliyorsunuz ki gerçek mutluluğa ancak bizim diyetimiz ile ulaşabilirsiniz!"

Benzer şekilde, insanların en hassas duyguları hedef alınmakta ve böylece diyetin neden faydalı olacağından bahsedilmesi yerine tamamen boş açıklamalar yapılmaktadır.

Bu safsatanın en yaygın alt başlıklarından birisi, Sonuçlara Başvurma Safsatası’dır (Argumentum ad consequentiam). Burada yapılan, bir davranışın sonucunun “kabul edilemez” veya “hoş duygulara neden olmaması” nedeniyle reddedilmesidir. Birkaç örnek, açıklayıcı olacaktır:

  • “Özgür irade var olmalı; sonuçta içi boş makinalardan ibaret olamayız ya?”
  • “Evrim gerçek olamaz; çünkü olsaydı, aşağılık maymunlarla aynı düzeyde olurduk. Böyle bir şey nasıl kabul edilebilir?”
  • “Elbette ışık hızı aşılabilir! Işık hızı aşılamazsa, uzak mesafelere nasıl gideriz? Dolayısıyla elbette ışık hızı aşılabilir olmalıdır.”
  • "Nasıl bizim hayvan olduğumuzu söylersiniz? Hangi hayvan büyük şehirler inşa edebilmiş, arabalara binip, uzaya gidebilmiş! Zekamızın ne kadar üstün, ne kadar özel olduğunu görmüyor musunuz? Doğaya bakıyorum ve üstünlüğümle gurur duyuyorum. Asla o aşağı seviye hayvan türlerinden geliyor olamam. Ben bir insanım ve hepsinden üstünüm. Bunu sadece gözlerimizdeki ilahi ışığa bakarak bile anlamak mümkün."

Görülebileceği gibi bu örneklerin hiçbiri, argümanın mantıksal nedenlerini tartışmamaktadır. Hepsi, argüman doğru varsayılırsa sonucun istenmeyen bir şey olacağını, dolayısıyla argümanın doğru olamayacağını vurgulamaktadır.

Korku, övgü, acıma, saçmalık, hınç, yenilik gibi farklı duygu ve durumlara başvurarak da safsatalar üretilebilmektedir. Bunlara da kısa bir bakış atalım:

Korku, insanların en temel duygularından bir tanesidir. Bu sebeple en güçlü duygusal karmaşaları yaratabilecek olan temel duygu da korkudur. İnsanlar, yüzyıllardır korkuyu kullanarak istediklerini yaptırmaya çalışmışlardır. Bu nedenle, korkuyu tetiklemeyi hedefleyen argümanlara Korkuya Başvurma Safsatası (Argumentum ad terrorem) denir. Bunun etkileri, hayatımızın her alanında görülebilir. Bu alt başlığın temel formu şu şekildedir:

  1. Korku yaratması hedeflenen Y İddiası ileri sürülür.
  2. Dolayısıyla X İddiası doğrudur (X'in, genellikle Y ile ilgisi yoktur.)

Bu noktada bir ayrım yapmak gerekir: İnanmak için Mantıksal Sebep (İMS) ve İleriye Dönük Mantıksal Sebep (İDMS). Bunların ilki, günlük yaşantıda "kanıt" dediğimiz kavram ile aynıdır. Bir hipotezin doğruluğunu görmek için elde ettiğimiz veriler doğrulayıcı ise, buna kanıt deriz. İkincisi ise günlük yaşantıda "motiv(asyon)" olarak geçer. Yani bir işi yapmaya ikna olmak için somut olmasa da motive edici bir veridir. Motiv, insanları belli bir işi yapmak için tetikleyen araçtır. İşte korku; bir kanıt değil, bir motivdir. Konu direkt korku ile ilgili değilse, korku asla bir kanıt olamaz; her zaman istenilenin yapılması için bir motiv olarak kullanılır. Doğada da böyledir: Geyiklerin aslandan kaçması için korku bir motivdir, bir kanıt değil. Kanıt, yakalanırlarsa ölecekleri gerçeğidir.

Klişe bir örnek bunu anlamaya yetecektir: Bir üniversitede öğretmen olduğunuzu düşünün. Sinir bozucu bölüm başkanının oğlu, sınıfınızda öğrenci olsun. Oğlunun sınıfta kalması durumunda hayatınızı zorlaştıracağından korkarak oğlunu dersten geçirmeye çalışmanız, korku motiviyle yaptığınız bir harekettir. Ancak bu durum, oğlunun dersten geçmeyi hak ettiğinin kanıtı değildir. Birkaç benzer örnek verelim:

  • "Avlanmak istediğini biliyorum ama bana kalırsa bir av tüfeği doğum günün için iyi bir hediye değil. Beyninin havaya uçmasını istemezsin, değil mi?"
  • "Tanrı'nın var olduğuna inanmak zorundasın! Çünkü eğer inanmazsan, cehennemde sonsuza kadar acılar içerisinde yanacaksın ve kimse sana yardım etmeyecek. Üstelik derin yandıkça, yeniden yanması için yeni deri konulacak!"
  • "Evrim Kuramı'nı kabul ettiğini söylemeyeceksin bana değil mi? Bilemiyorum, eğer söyleyeceksen, cebimdeki kelebeğin evriminden bahsetmemiz gerekebilir. Hmm... Bu güzelim sustalı, sence ekmek bıçağından mı evrimleşti, yoksa satırdan mı?"

Bunların hepsi temel olarak bir tehdit unsuru ve bilimsel olarak bir mantık hatasıdır. Örneğin ilkinde, eğer ki birey doğum gününde bir av tüfeği istiyorsa ve bunu avlanmak için kullanacaksa, silahın ateş alıp yanlışlıkla kendisine zarar verebilecek olması, yeterli bir argüman değildir (kimi durumda, örneğin birey çok gençse, geçerli bir argüman olabilir). Belki av tüfeğinin neden avlanmak için iyi bir araç olmadığı gibi bir argüman geliştirilebilir; alternatifler önerilebilir. Diğer iki örneğin yeterince açık olduğu kanaatindeyiz.

İnsanların en sık tetiklediği bir diğer duygu da, övgüdür. Çünkü korku, her zaman etkili bir duygu değildir. Kimi zaman daha “modern” ve “güncel egolara hitap eden” duyguların tetiklenmesi gerekebilir. Her insan, övülmekten az ya da çok hoşlanır. Bu yüzden övgü, kimi zaman tartışmaların manipülasyonunda iyi bir araç olabilir. Tabii ki mütevazı ve yersiz övgüyü tespit edebilen biri için Övgüye Başvurma Safsatası daha kolay savuşturulabilirdir; çünkü korku kadar güçlü bir duygu değildir. Form olarak, Övgüye Başvurma şu şekildedir:

  1. A Kişisi, B Kişisi tarafından övüldü.
  2. B Kişisi, X İddiası'nda bulunuyor.
  3. Dolayısıyla X İddiası doğrudur.

Bu mantık hatasının sıklıkla kullanılmasının ardında yatan temel sebep, bir bilimsel gerçek sunmak yerine kişiye övgüde bulunarak, ispat yükümlülüğünden kaçılmasının hedeflenmesidir. Elbette ki bir övgü, bir ispat değildir ve bir argüman geliştirme sırasında hiçbir işe yaramaz. En sık, “yalaka” olarak tanımlanan kişilerin başvurduğu safsatadır. Örneklerle netleştirelim:

  • "Söylemeliyim ki sizden aldığım evrim dersi, bugüne kadarki en iyi biyoloji dersiydi! Bu arada hocam, AA almam için gereken şu iki puan var ya..."
  • "AIDS hastalarıyla ilgili yaptığın şaka harikaydı patron! Kesinlikle bu özgür düşüncelilerin ülkeyi berbat ettiği fikrine sonuna kadar katılıyorum. Ha bu arada, şu terfi işini konuşsak iyi olmaz mıydı?"
  • "Doğal Seçilim ile ilgili anlatımın gerçekten harikaydı, ağzım açık dinledim! Ancak yine de, sence de tüm canlıların özel olarak yaratılmış olması, biraz daha mantıklı değil mi?"

Bunların hepsindeki temel amaç karşı tarafı överek sınav notunun yükselmesinin geçerliliği, terfinin gerekliliği ve canlıların özel olarak yaratılmasının geçerliliği ile ilgili kanıt sunmak yerine kolay yoldan hedefe ulaşmaktır. Hepsi de mantık hatasıdır.

İnsanların başvurduğu bir diğer sık duygu da Acımaya Başvurma Safsatası’dır. Özellikle evrimle ilgili tartışmalarında bununla sıklıkla karşılaşmaktayız. Temel formu şu şekildedir:

  1. P İddiası, acımayla karışık olarak sunulmaktadır.
  2. Dolayısıyla C İddiası doğrudur (P İddiası, C ile alakalı olmayabilir).

Bu mantık hatasının sıkıntısı, diğer duygulara başvurma safsatalarına benzer bir şekilde, acımanın bir iddia yerine geçmemesidir. Birey, geçerli bir açıklaması olmadığı için karşı tarafa acıyarak veya acıma hissini tetiklemeye çalışarak ispat yükümlülüğünden kurtulmaya çalışır. Oldukça kolay fark edilir ve açık konuşmak gerekirse, bu safsataya başvuran kişiyi acınası konuma düşüren bir mantık hatasıdır.

Ancak bilinmelidir ki, aşağıdaki gibi bir durumda Acımaya Başvurma mantık hatası es geçilebilir çünkü acınası olan durum, gerçekten bir kanıt teşkil edilebilir:

Zeynep: "Takım için berbat bir teknik direktör; son 7 maçın 6’sını kaybettik, 1’i berabere bitti."

Mert: "Yapma! Teknik direktörümüz bu işe kalbini koydu. Eğer işinden olursa kalbi çok kırılır."

Görülebileceği gibi burada Mert’in başvurduğu yöntem, başarısızlığa dair eldeki somut verilere karşın acıma duygusunu tetiklemektir. İşinden olursa kalbinin kırılacak olması veya bu işe “kalbini koymuş” olması, teknik direktörün başarısızlığına yönelik argümanı çürütmek için yeterli değildir (en azından olmamalıdır).

Elbette ki bazı olumsuz durumlar, gerçekten de argümanı desteklemek için geçerli sebep olabilir. Bir örnekle gösterelim:

Profesör: "Sınavı kaçırdın Mustafa, üzgünüm."

Mustafa: "Biliyorum hocam. Ama bence bana telafi sınavı vermelisiniz."

Profesör: "Neden ki?"

Mustafa: "Sınava gelirken bir kamyon bana çarptı. Dolayısıyla kırılan bacağım için acile gitmek zorunda kaldık. Bu yüzden telafi sınavı alabilirim diye düşünüyorum."

Burada Mustafa hocasına kendini acındırmaya çalışmamaktadır. Başından geçen olay, gerçekten de telafi sınavını hak ettiğine yönelik argümanı desteklemektedir. Hele ki bunu bir doktor raporu ile destekleyebilirse, argümanı sarsılamaz olacaktır.

Bu aşırı basitleştirilmiş örnekten de görüleceği gibi, her safsatayı yaşanan olayların da bağlamında değerlendirmek gerekmektedir. Kimi zaman koşullar ve bağlam, tipik mantık safsatalarını geçerli hale getirebilir. Biz burada her bir safsatayı her olası bağlamda örneklendiremeyiz; yerimiz yok. Ancak siz değerli okurlarımız, bu safsatalarla bir kez tanıştıktan sonra, onları duyduğunuz bağlamların geçerli olup olmadığını tespit edebileceksiniz. Önemli olan safsataları tanımak ve onlardan haberdar olmak. Gerisi basit. En azından çoğu durumda... Birkaç diğer örnek verelim:

  • "Ben bu iş için en iyisiyim. Anneannem çok hasta ve bu yüzden bu işe gerçekten çok ihtiyacım var."

Elbette ki anneannenizin hasta olması veya işe çok ihtiyacınız olması, o iş için en iyisi olduğunuz argümanını desteklememektedir. Ne yazık ki safsataların analizi kimi zaman kulağa “acımasız” gelebilir. Ancak unutmayın ki “Bu safsata kulağa çok acımasız geliyor! O zaman gerçek bir safsata olamaz.” gibi bir argüman da, Acımaya Başvurma Safsatası’na bir örnek olacaktır.

  • "Siz evrimi kabul eden zavallı maymunlarsınız ve size acıyorum. Allah'a size acıması ve zavallı ruhlarınızı kurtarması için dua edeceğim. Ne de olsa cehennemde acı bir şekilde yanacaksınız, sizin adınıza gerçekten çok üzülüyorum."

Safsatayı tanıdıktan sonra, günlük yaşantıda karşılaşabileceğiniz bu tip yorum ve argümanların ne kadar zayıf olduğunu daha iyi görebildiğinizi umuyoruz Bu tip safsatalar, güçlü argümanlar üretemekten aciz kişilerin sıklıkla başvurduğu (veya istemeden düştüğü) mantık hatalarıdır.

Duygulara Başvurma Safsatası’nın en yaygın bir diğer örneği de Saçmalığa Başvurma Safsatası’dır. Temel olarak, hiçbir geçerli sebep sunmadan sırf "saçma" olduğunun ileri sürülerek bir iddianın geçersizliğini göstermeye çalışmaktan kaynaklanır. Temel formu şu şekildedir:

  1. X İddiası saçma olarak nitelendirilir.
  2. Bu yüzden C İddiası doğrudur (X ile C alakalı olabileceği gibi alakasız da olabilir).

Bunu da günlük yaşantınızda çok sık görüyor olmalısınız. Basitçe, “Ne saçma! Demek ki yanlış.” şeklinde giden argümandır. Bu safsatayı bir alt başlık olarak veriyor olsak da, aslında tanınması en önemli safsatalardan birisi bu. Çünkü genellikle “Bu konuyu anlayamıyorum. Demek ki çok saçma. Demek ki yanlış.” şeklinde de kullanılan bir safsata. Kuantum mekaniği ve evrimsel biyoloji gibi uç bilim dallarına karşı argüman üretenlerden sıklıkla duyabileceğiniz bir safsata. Birkaç örnek verelim:

  • "Tabii ki çok değerli müşterimiz ücretlerin azaltılması gerektiğini savunuyor olabilir; ancak buna sadece gülerim! Ne saçma!"
  • "Kadın Hakları Vakfı'nı destekliyor muyum? Elbette, kadınlar da artık adisyonu ödeme konusunda eşit tutulmalı! Ha ha!"
  • "Ne yani, şimdi bir maymun, birden ayağa kalktı, koşmaya zıplamaya başladı ve evler, arabalar, uzay gemileri mi inşa etti? Bu iddiaya ancak sizin gibiler inanır, ha ha!"

Görüldüğü gibi yukarıdaki tüm örneklerde, bir şekilde fikir belirtme yükü altına girmeden kolaya kaçma hedeflenmektedir. Mantık hatası oldukça barizdir.

0 Yorum