Ben hissediyorum. İnsanım çünkü. Herkes “insan” adı altında doğar isimler belirlenir, dinler belirlenir ve insan denir. Ama gerçek insan nedir? Gerçek insan; o eşsiz evrenin harika mucizesi bilincini kullanmak demektir. Hassaslaşıp bir kelebeğe bile bakmaya kıyamamak demektir. Yoksa neye yararız ki biz? Hiçliğin içinde zavallı organizmalar.. Kendi anlamları, hassaslıkları olmazsa neye yarar? Toplumun dayattığı şeylere göre yaşamak bir nevi uğraşı reddediş demektir çünkü her insan görür. Gerçeğe ulaşmanın ve mutlak güce yaklaşmanın sırrı derinlik, eşsizlik ve yoğun bir süreç. Çoğu kolayı seçer ve direkt olarak topluma kapılır gider. Bazıları ise bu eşsizliğinin bilincinde olup duygular, psikoloji üzerinde ustalaşıp manipülatif, insanları ellerinde oynatan karanlık tarafta olurlar. Ama bir taraf var ki.. Elindeki gücün bilincinde olmasına rağmen insanları hissedip bütün duyguları en sonuna kadar hissedenler. Birini çıkar için nasıl kullanacağını iyi bilse bile onun elinden tutmayı tercih edenler.. İşte bu tür insanlar “insan” olabilmeye en yakın kişiler bunun sebebi bütün bu yapmacıklığın, çıkarcılığın, herkesin herkese kin tuttuğu zamanda her şeyi tüm çıplaklığı ile hissetmesi ve ezilmesine rağmen yine de insanlara karşı elinde veya olmaksızın üst düzey empati geliştirmesi. Bu empati yüzünden insanların yüzündeki mikro mimikleri hissedip sorunun ne olduğunu, üzülüp üzülmediklerini ve daha nice sorunları anlayabiliyorlar. Ve dediğim gibi inanılmaz düzeylerde duyguları köküne kadar hissettikleri için onlara daha zarar verme gibi şansları olmuyor. En sonunda olan kendilerine oluyor ve her şeye rağmen yine devam edip iyiliklerini yapıyorlar. Böylelikle mutlak “İYİ” oluyorlar ve gerçek “İNSAN” olmaya hak kazanıyorlar. İnsan olmak bir amaç değildir ve hayatı yaşayan herkes insan olacağım demek zorunda değil. “İNSAN” olmak sadece Tanrı’nın bahşettiği eşsiz bilinci ve bedeni nöronlarına kadar hissedip en güzel içsel güç ile kullanmak demektir. Böyle bir eşsiz statüyü ancak ve ancak içselliği benimsemiş, mutlak iyiliğe yol almış kişiler hak edebilir. Bir insan düşünelim öylesine toplumun içinde öylesine içinde ki kendi düşüncesi adına hiçbir şeyi yok. Sadece toplumun dayattığı kadarından ibaret. Bu insan bir insana sadece işi düşünce gidiyor normal bir sohbet kurmaktan kaçınıp bir şey lazım olduğunda yaklaşıyor. İyiliği istediği kişi ise yukarıdaki dediğim karakter tipine uygun birisi.. Ve her şeyin farkında. Onun yanına sadece işi düşünce geldiğinin, onu kullandığının.
Deniyor ve diyor ki “BUNDAN SONRA YARDIM ETMEYECEĞİM” ertesi gün oluyor tekrar geliyor içinden sertçe reddetse de karşısındakinin yüzündeki “ÇARESİZLİĞİ, YARDIMA İHTİYACI, BİLİNÇSİZLİĞİ” bütün çıplaklığı ile görüyor.. O bile onları görmezken kahramanımız hepsini görüyor ve iliklerine kadar hissedip irkiliyor. Yine yardımını ediyor.. Ve yine yardımını ediyor. Çünkü o hissediyor o yaşıyor bir tek o görüyor diğerleri sadece bakmak eylemini gerçekleştirirken o bütün şeyleri, enerjileri vücudunda hissediyor. İçsel dünyasında öylesine arşa çıkıyor ki gözleri kör edercesine ışık saçan altın kaplama bir heykel ve arkasında duran şehvetli güneş gibi ambiyansı iç dünyasında aklında acaba kullanıldım mı şüphesi.