Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Keşfet
Akış
İçerikler
Gündem
Blog Yazılarım
Element
Bilişsel
Doğa Yasaları
Plastik
Hücreler
Parçacık
Doktor
Teşhis
Yüksek
Mistisizm
Terapi
Beyin
Manyetik Alan
Sıcaklık
Enfeksiyon
Beslenme Bilimi
Mitler
Mikrobiyota
Konuşma
Transkripsiyon
Mantık Hatası
Adaptasyon
Dinozorlar
Primat
Uzun
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
Blog Yazısı
Mert Akar
Mert Akar
41.6K UP
Blog Yazarı 1 saat önce 2 dk.

Deodorant veya sprey şişesini sıktığınızda hissettiğiniz soğukluk, günlük hayatta fark edilmeyen ama aslında oldukça ilginç bir fiziksel olayın sonucudur; sıvı moleküllerinin gaz hâline geçebilmesi için enerji gerekir ve bu enerji çevreden alınır, bu da şişe ve püskürtülen alanın aniden soğumasına yol açar. Deodorant ve spreylerin büyük kısmı uçucu bileşikler içerir ve bu bileşiklerin buharlaşması için gereken gizli ısı oldukça yüksektir, yani küçük bir miktar bile buharlaştığında çevreden enerji çeker ve sıcaklık düşer. Sprey nozulu sıvıyı mikrometre boyutunda damlacıklara ayırır, yüzey alanı büyüdükçe buharlaşma hızlanır ve adiyabatik genleşme sıcaklığı biraz daha düşürür; bu süreç sadece deodorantlarda değil temizlik ve tıbbi spreylerde de gözlemlenir ve farkında olmadan her gün böyle küçük deneyler yaşarız. İlginç olan nokta, bu küçük gözlemin aslında devasa doğa süreçlerinin minyatür bir örneği olmasıdır: Dünya okyanuslarından her yıl yüzbinlerce kilometreküp su buharlaşır ve bu süreçte taşınan gizli ısı, bulut oluşumu, rüzgâr ve yağış sistemlerinin temelini oluşturur; deodorant ve sprey şişesindeki birkaç saniyelik soğuma ise bu dev enerji akışlarının küçük bir yansıması gibidir. Mühendisler bu prensipleri spreylerde, soğutma sistemlerinde ve uzay araçlarındaki termal yönetimde kullanır, laboratuvar deneyleri ise nano boyutlu damlacıklarla buharlaşma hızının yüzey alanı ve moleküler etkileşimlerle değiştiğini gösterir; böylece deodorant ve sprey şişesi, hem nano teknoloji hem atmosfer fiziği hakkında çıkarımlar yapabileceğimiz minyatür bir laboratuvar gibidir. İnsan beyni dokunma ve sıcaklık değişikliklerini anında algıladığı için, deodorant ve spreylerin soğuk hissettirmesi ferahlık ve tazelik algısını güçlendirir ve kozmetik sektörleri bunu bilinçli olarak kullanır. Günlük hayatın sıradan görünen detaylarından biri olan deodorant veya sprey şişesinin birkaç saniyede soğuması, aslında doğadaki en büyük enerji döngülerinden biri olan su döngüsünün ve atmosfer fiziğinin küçük bir modeli gibidir ve elimizde tuttuğumuz basit nesne, nano damlacıklardan bulutlara, laboratuvar spreylerinden tropikal fırtınalara uzanan bir bağlantı ağı ile hem fiziksel hem psikolojik hem de teknolojik deneyimler sunar.

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Mert Akar
Mert Akar
41.6K UP
Blog Yazarı 5 saat önce 2 dk.

Saç dökülmesi, genetik yatkınlık, hormonal değişiklikler, stres, beslenme eksiklikleri, bazı ilaçlar ve hastalıklar gibi birçok faktörden kaynaklanabilen, hem estetik hem de psikolojik açıdan ciddi bir sorundur; erkeklerde genellikle 50 yaş civarında erkeklerin yaklaşık %50’si belirgin saç kaybı yaşar ve 70 yaşına gelindiğinde bu oran %80’e kadar çıkarken, kadınlarda saç dökülmesi daha diffüz bir seyir gösterir ve yaşam boyunca yaklaşık her 3 kadından 1’i saç dökülmesi yaşar, menopoz sonrası bu oran artabilir. Ülkesel farklılıklar da görülür; örneğin İspanya, İtalya ve Fransa’da erkeklerin yaklaşık %44’ü saç dökülmesi yaşarken, Türkiye’de bu oran yaklaşık %40 civarındadır. Literatür ve klinik gözlemler neticesinde, beslenmenin saç sağlığında kritik bir rol oynadığı ve demir, çinko, D vitamini, biotin ve protein eksikliklerinin saç foliküllerini zayıflatarak dökülmeyi hızlandırdığı belirtilmektedir. Zeytinyağı, hint yağı veya saç derisine masaj gibi doğal yöntemler saç sağlığını destekleyebilse de ciddi dökülme durumlarında tek başına yeterli değildir ve kalıcı çözüm sağlamaz. Psikolojik araştırmalar, kadınların estetik tercihleri konusunda her zaman tek tip bir sonuç olmadığını, kültürel ve bireysel farklılıklar bulunduğunu gösteriyor; bazı anketlerde kadınların yaklaşık %40’ı kel erkekleri çekici bulduklarını belirtmiş, çünkü kellik bazen olgunluk, güven ve baskınlık gibi olumlu özelliklerle ilişkilendirilebiliyor, bununla birlikte başka çalışmalarda kadınların gür saçlı erkekleri daha çekici bulduğu rapor edilmiştir. Ayrıca çoğu kişinin kafa yapısı ve yüz hatlarına göre kellik durumunun estetik açıdan uyumsuz görünebildiği gözlemlenmektedir; bu nedenle estetik çözümler çoğu kişi için önemli bir tamamlayıcıdır; yüksek kaliteli peruklar, protez saçlar, saç tozları ve spreyler hızlı ve geçici çözüm sunarken, bilimsel yöntemler (saç ekimi, PRP) sadece çok kısa ve az bir şekilde önerilen seçenekler arasında yer almaktadır. Etkili yaklaşım, doğal yöntemleri destekleyici olarak kullanmak ve gerekliyse estetik çözümlerle birlikte bilimsel yöntemleri sınırlı olarak değerlendirmektir; erken teşhis, doğru tanı ve kişiye özel planlama hem saç sağlığını hem de estetik bütünlüğü korumak açısından kritik öneme sahiptir. Ayrıca yaşam tarzı düzenlemeleri, stres yönetimi ve sağlıklı beslenme tedavi sürecini destekleyen önemli adımlar olarak literatürde vurgulanmaktadır.

2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Hayrunisa Demir
Hayrunisa Demir
50.7K UP
Blog Yazarı 7 saat önce 2 dk.

Einstein’in görelilik teorisinde büküldüğü düşünülen,Picasso’nun tablolarında “4. boyut nasıl olurdu?” yansımaları görülen,kimilerina göre sayısının ona kadar çıkabileceği düşünülen boyut kavramı kimi zaman bana saçma gelir. Belki de zihnimde onu gerçek bir katman olarak,çarşaf gibi düşündüğümden böyledir bu. Boyutu aklımda böyle resmettiğimde şu kafama takılıyor: E üstünde ne var o zaman? Boyutlar birbirleriyle nasıl bir ilişki içinde? İç içe mi geçiyorlar,üst üste mi? Birbirleriyle nasıl ilişkiye geçiyorlar? Yani aklımda deli sorular… Bazen beynimin kapısını çalıyorlarmış gibi düşünüyorum,tabii maalesef ki uyumaya çalışırken çalıyorlar,neyse…

Parçacıklar böyle demeye alışık olsak bile dalga parçacık ikililiğine sahiptir. Bu durumu sicim teorisi her bir parçacığın aslında adeta uzayda olan bir sicim olarak betimleyerek açıklamaya çalışır. Harry Potter’daki iplik naneleri adlı hayali ürüne benzetirim biraz. Kitabı okuduysanız aklınıza getirebilirsiniz. Henüz bu teorem mutlak doğru teorem olarak olarak kabul edilmiş değil. Fizikte kuantum fiziğiyle Einstein’ın fiziği birleştirilmeye ve “Her şeyin teorisi” elde edilmeye çalışılıyor. Bu yolda birçok teori üretiliyor ama hala en doğrusuna ulaşmadık. Şunu biliyoruz ki parçacıklar ilk başta tek ve bir bütündü. Sonra sıcaklık ve enerji azaldıkça binevi birbirlerinin yakalarını bırakabilmiş oldular. Büyük patlama gerçekleştikten sonra “zaman” kavramı ortaya çıktı,yani düzenlilikten düzensizliğe doğru evren genişlemeye başladı. Bu zaman nerde peki? Sadece düzensizlik olarak mı hissediyoruz,zaman sadece bu mu? Bilmiyorum,uzman olmadığım çok açık. Fakat şunu biliyorum ki boyut dediğimiz kavramların birbirleriyle etkileşimi çok daha farklı. İsterseniz şimdi yazacağım satırları okuyup gözünüzü kapatıp anlattığım şeyleri zihninizde canlandırabilirsiniz. Boyutları katman katman üst üste koyalım,şimdi birbirleriyle olan sınırlarına bakalım,birbirleriyle nasıl etkileşiyorlar? Boyut nedir ki? Böyle olmaz,örümcek ağına benzetelim,ama dört bir tarafı sarmış bir örümcek ağı olsun. Hiç bir yerden kaçış yok. Şimdi ağların bileşenlerini boyut olarak ele alalım,her biri birbirine yegane özelliklerini kazandırıyor. Esneklik,yapışkanlık,sağlamlık… Boyutlar da bu şekilde düşünülebilir belki. Örümcek ağı adeta bir zemin gibi,parçacık burda dalga olarak ortaya çıkıyor. Bu minik dalgaların yoğun olduğu yerlerde adeta filografi gibi belirgin bir cisim ortaya çıkıyor. Peki bu boyutlar neyin üzerinde bulunuyor? Ya bizim evrenimiz de çevresinde bükülme sağlayarak başka evrenlerde de bükülme sağlıyorsa? Böylece çoklu evren teorilerine gitmiş oluruz. Evrenimizin etkisiyle oluştukları için etki tepki mantığıyla fizik kurallarının benzer olduğunu düşünebiliriz.

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Mert Akar
Mert Akar
41.6K UP
Blog Yazarı 8 saat önce 2 dk.

Bakterilerin salgıladığı ekzopopolimerlerin (EPS) çok işlevli bir sistem olduğu fikri internet söylentilerinden değil, doğrudan mikrobiyoloji araştırmalarının gelişiminden doğmuştur. Özellikle 1970’li yıllarda biofilm araştırmalarının öncülerinden biri olan J. William Costerton ve çalışma arkadaşları, bakterilerin yüzeylere tutunarak oluşturduğu kolonilerin etrafında polimerik bir matris bulunduğunu göstermiştir; daha sonra 1990’lı yıllarda Hans Curt Flemming gibi araştırmacıların çalışmalarıyla bu yapı Extracellular Polymeric Substances (EPS) olarak tanımlanmış ve detaylı biçimde incelenmeye başlanmıştır. EPS matrisi çoğunlukla polisakkaritlerden oluşur ancak yapısında proteinler, lipitler ve hücre dışı DNA da bulunabilir; bu moleküller birleşerek bakterilerin etrafında üç boyutlu bir biyopolimer ağ meydana getirir. Araştırmalar, bir biofilm yapısının toplam kütlesinin yaklaşık %85–90’ının EPS matrisi, yalnızca %10–15’inin bakteriyel hücrelerden oluştuğunu göstermektedir; yani bakteriler aslında büyük ölçüde kendi ürettikleri bir biyolojik mikro ortamın içinde yaşarlar ve bu polimer ağ biofilm oluşumunun temelini sağlar. Bu polimer ağ yalnızca bir yapışma aracı değildir; suyu tutabilen hidrojel benzeri özellikleri sayesinde mikro ortamın nemini korur, iyonları bağlayarak bazı metal streslerini azaltabilir ve antibiyotiklerin hücrelere ulaşmasını zorlaştırarak bakterilerin hayatta kalma olasılığını artırabilir. Ayrıca EPS içinde bulunan mikroskobik su kanalları koloninin farklı bölgelerine besin ve metabolit taşınmasına yardımcı olur ve bakteriler arasında kimyasal sinyallerin yayılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle bazı araştırmacılar biofilmleri “mikropların şehirleri” olarak tanımlar; çünkü burada hücreler arasında iş bölümü, metabolik paylaşım ve genetik bilgi transferi gerçekleşebilir. Popüler bilim yazılarında EPS’in bazen “mikrobiyal İsviçre çakısı” olarak adlandırılmasının nedeni de budur: tek bir biyolojik yapı aynı anda yapışma, koruma, su tutma ve iletişim gibi birçok işlevi yerine getirebilir. Bana göre bu konu aynı zamanda doğanın mühendislik yaklaşımını anlamak açısından da oldukça öğreticidir. İnsan mühendisliği çoğu zaman farklı işlevler için ayrı sistemler tasarlarken bakteriler tek bir polimer matrisi içinde birçok fonksiyonu bir araya getirebilmiştir ve bu durum doğadaki verimlilik prensiplerinin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Hatta bazı araştırmacılar gelecekte geliştirilecek akıllı kaplamalar, biyolojik yapıştırıcı veya kirleticileri tutabilen biyopolimer filtrelerin tasarımında bu tür mikrobiyal sistemlerin model alınabileceğini düşünmektedir. Benim yorumuma göre bakterilerin geliştirdiği bu mikro ölçekteki mimari yapı, yalnızca mikrobiyolojinin değil aynı zamanda malzeme bilimi, biyoteknoloji ve sürdürülebilir mühendislik çalışmalarının da ilham kaynaklarından biri olabilir; çünkü doğa çoğu zaman karmaşık problemleri çok sade ama çok işlevli çözümlerle çözmeyi başarır ve bakterilerin oluşturduğu EPS matrisi bunun en iyi örneklerinden biridir.

2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Talha Önemli
Talha Önemli
21.1K UP
Blog Yazarı 13 saat önce 14 dk.

Uzun süredir okumayı arzuladığım ancak başlama noktasında bahanelerime sığınarak ertelediğim bir yazar Albert Camus. Nihayetinde Albert Camus ile tanışmam kendi varoluşsal sorgulamalarım üzerine oldu. Özellikle Absürdizm’i kendime yakın bulmamla birlikte, birincil kaynaklar aracılığıyla olmasa bile ikincil kaynaklarda çok fazla karşılaştığım bir filozof/yazardı. Sonuç olarak okumaya başladım. Okuduğum eser ilk eserlerinden olarak sayabileceğimiz “Tersi ve Yüzü”, bugün de biraz bunun üzerine yazmak istedim. Başlangıçta kitabın anlatı sunan taraf olduğunu, benim de okuyucu olarak bu anlatıya katılıp katılmayacağıma karar vereceğim taraf olduğumu düşündüm. Ancak kitabı ilk okurken, kitabı anlamaya yönelik bir zihin durgunluğuna yakalansam bile, sonrasında altını çizerek okumaya başladım. Nihayetinde daha çok psikolojide özellikle öğrenim süreçlerinde sıkça karşılaştığımız “scaffolding” (belki yapı iskeleti oluşturma olarak çevrilebilir) ile karşılaştım. Konudan çok uzaklaşmadan daha önce duymadıysanız şu şekilde açıklayabilirim: Özellikle ilk öğrenimlerde çocuğun tek başına yapamayacağı, ama biraz destekle yapabileceği görevlerde çevresinin uygun miktarda destek vermesi ve çocuk güçlendikçe de bu desteğin yavaş yavaş çekilmesi. Örneğin:

Ceket fermuarının altını geçirirsin → çocuk yukarı çeker.

0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"İnsansı duyguları bir amipten daha fazla olmayan insan fetüsü, yetişkin bir şempanzeye gösterilenden çok daha ileri bir saygı ve yasal koruma altındadır. Ama bir şempanzenin hisleri vardır, düşünebilir ve son zamanlardaki deneysel kanıtlara göre, bir çeşit insan dili bile öğrenebilme yeteneğine sahiptir."
Richard Dawkins
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)