Biyosidal ürünler, sadece iki kanatlı Diptera takımının (sinekler) akrobatik uçuşlarıyla yaydığı patojenlere karşı değil, aynı zamanda memeliler sınıfının en dirençli üyeleri olan kemirgenlere (Rodentia) karşı da en büyük güvencemizdir. Bu kimyasal cephanelik, Avrupa Birliği yönetmeliklerine göre kullanım amaçlarına göre dört ana grupta toplanan 22 farklı "Ürün Tipi" (PT) ile kategorize edilir. Sinekler, yaklaşık 240 milyon yıllık bir evrimle kazandıkları "halter" denge organları ve karmaşık bileşik gözleriyle havadan saldırırken; fare ve sıçan gibi kemirgenler, keskin koku duyuları ve yüksek zekalarıyla karadan sızarlar. Dişi bir sineğin yumurta üretimi için proboscis (hortum) yapısıyla kan emmesi ne kadar riskliyse, bir kemirgenin idrarı yoluyla bıraktığı Leptospira gibi patojenler de o denli ölümcüldür. Bu iki farklı istilacı grubuna karşı, genellikle haşere kontrol grubu altındaki İnsektisitler (Ürün Tipi 18) veya Repellentler (Ürün Tipi 19) ile kemirgenlere karşı spesifik olan Rodentisitler (Ürün Tipi 14) kullanılır. Ancak, kullanılan Deltamethrin gibi aktif maddeler, hedef canlıların geliştirdiği kompleks direnç mekanizmaları nedeniyle her zaman tam başarı sağlamaz.
Sinekler, kdr (knock down resistance) mutasyonları sayesinde sinir sistemlerini korumaya alıp biyosidal molekülleri metabolik olarak etkisiz hale getirirken; kemirgenler, "yem çekingenliği" (bait shyness) ile zehirli maddeleri kokusundan ayırt ederek toplumsal bir öğrenme süreciyle bu kimyasal tuzakları baypas ederler. Ayrıca sineklerde görülen penetrasiyon direnci, dış iskeletin (kitin tabakası) kalınlaşmasına neden olarak ilacın vücuda girişini fiziksel olarak engeller. İşte burada devreye giren biyosensörler, dezenfektanın yüzeyde hala aktif olup olmadığını veya bir kemirgenin geçtiği yolda bıraktığı görünmez biyolojik izleri saniyeler içinde saptayarak, savunma hattımızı bu adaptif dirençlere karşı "akıllı" hale getirir.