Bazen hayatımızda farklı insanlar, farklı ortamlar olur… ama sonuç değişmez.
Benzer duygular, benzer tepkiler, benzer hayal kırıklıkları tekrar eder.
Bazen hayatımızda farklı insanlar, farklı ortamlar olur… ama sonuç değişmez.
Benzer duygular, benzer tepkiler, benzer hayal kırıklıkları tekrar eder.
12 Ağustos 1887’de Viyana’da doğan Erwin, tam bir Eski Dünya entelektüeliydi. Babası Rudolf Schrödinger, sadece başarılı bir iş insanı değil, aynı zamanda yetenekli bir ressam ve botanikçiydi. Annesi Georgine Bauer ise yarı İngilizdi. Evde hem Almanca hem de İngilizce konuşuluyordu; bu çift dillilik Erwin’e daha çocuk yaşta geniş bir perspektif kazandırdı.
Genç Erwin, Viyana Üniversitesi’ne girdiğinde sadece fizikle ilgilenmiyordu; felsefeden antik dillere, Schopenhauer’dan Hint mistisizmine kadar geniş bir ilgi alanı vardı. Ancak 1910’da doktorasını aldıktan sonra Birinci Dünya Savaşı başladı. İtalyan cephesinde bir topçu subayı olarak görev yaparken bile, siperlerde genel görelilik üzerine çalışıyordu.
Giriş
İnsanlar olarak diğer canlılardan üstün olduğumuz açık. Dünyayı karada, havada, denizde kontrol altına alan, aya giden, diğer canlıları yönetebilen bir topluluğuz. Tabii binlerce yıldır dünyayı yönetmemiz, en mükemmel vücut fonksiyonlarına sahip olduğumuzu göstermez. Bunu siz okurların da bildiğini biliyorum. Bu yazıda vücudumuzda evrimsel aşamalardan, adaptasyon süreçlerinden gelen “kusurları” anlatacağım. Keyifli bir yazı olması dileğiyle.
Modern televizyon karakterlerinin önemli bir kısmı artık sadece “iyi” ya da “kötü” olarak yazılmıyor. İnsanlar özellikle son yıllarda eylemlerinden ziyade iç dünyasıyla öne çıkan, derinlikli karakterler görmek istiyor. The Boys dizisindeki Homelander, bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Onu sıradan bir antagonistten ayıran şey neredeyse sınırsız fiziksel gücüne eşlik eden, psikolojik olarak paramparça olan benliği. Homelander modern psikolojinin farklı kuramlarıyla okunabilecek kadar karmaşık bir zihinsel yapıya sahip.
Karakter dışarıdan bakıldığında kusursuz bir üstünlük yanılsaması oluşturur. Kendini insanlığın üzerinde görür, korku ile hayranlığı aynı anda yönetebilir ve bulunduğu her ortamda merkezde olmayı başarır. Fakat bu yüzeysel görüntünün altında son derece kırılgan bir yapı mevcut. Grandiyöz narsizm ile kırılgan narsizmi aynı anda bulundurması, Homelander’ın kişiliğini daha da ilgi çekici yapar.
Son yıllarda Türkiye’de “toplum bozuluyor” söylemi artık sadece bir his değil; birçok insan bunu günlük hayatında deneyimlediğini düşünüyor. Özellikle yargı, eğitim ve sağlık gibi temel kamu kurumlarına duyulan güvende azalma tartışmaları, bu hissin merkezinde yer alıyor. Buna ek olarak zaman zaman gündeme gelen yolsuzluk iddiaları ve şeffaflık tartışmaları, toplumda “kurallar herkese eşit uygulanmıyor” algısını güçlendirebiliyor.
Sosyolog Émile Durkheim bu tür durumları “anomi” ile açıklar: kuralların netliğini ve bağlayıcılığını kaybettiği anlarda insanlar neyin doğru neyin yanlış olduğundan emin olamaz. Eğer bireyler, emeğin karşılığının adil biçimde verilmediğini ya da liyakatin ikinci plana itildiğini düşünürse, bu sadece kurumlara değil, toplumsal düzene olan güveni de zedeler.
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.