1932 yılının sonbaharında Avrupa, dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordu. Sokaklar hâlâ kalabalıktı, üniversiteler açıktı, gazeteler basılıyor, konserler düzenleniyordu. Fakat bu sakinlik hiç de hayra alâmet değildi. Ekonomik kriz derinleşiyor, milliyetçilik yükseliyor, radikal hareketler Almanya’da güç kazanıyordu. İnsanlık bilim ve teknolojide büyük ilerlemeler kaydetmişti ancak aynı insanlık, yalnızca birkaç yıl sonra tarihin en büyük savaşlarından birini başlatacaktı.
Böylesine bir atmosferin içinde Einstein ve Freud, insanlığın en eski sorularından biri üzerine kafa yoruyorlardı: İnsan savaşmayı bırakabilir mi?