İnsanlığın çok gezegenli bir tür olma vizyonu, sadece roket teknolojilerine değil, yaşamın en temel süreci olan doğumun Dünya dışı ortamlarda nasıl gerçekleşeceğine bağlıdır; zira 1g yerçekimine uyumlu evrimleşmiş biyolojimiz, mikroçekimin getirdiği fiziksel "eylemsizlik" zorluklarından yüksek kozmik radyasyonun genetik hasarlarına kadar geniş bir bariyerle karşı karşıyadır. Uzayda üreme süreci, hücresel düzeyde başarılı olan sperm hareketliliği ve fare embriyolarının blastokist aşamasına kadar gelişebilmesi gibi gerçek bulgulara dayanmakla birlikte, bugüne kadar gerçekleşmiş bir insan doğumu veya bu canlıların Dünya kütleçekimine uyum sağlayabileceğine dair kanıtlanmış bir veri bulunmadığı için büyük oranda sahte ve spekülatif bir zemin üzerine kuruludur. Temelleri Sovyet dönemi hayvan deneylerinin magazinleşmesine ve gerçekleşmeyen ticari uzay projelerinin dezenformasyonuna dayanan bu iddianın kökeni, günümüzde hücrelerin yerçekimi kuvvetini algılayarak doku oluşturmasını sağlayan mekanotransdüksiyon sinyallerinin bozulması gerçeğine çarpmaktadır. Uzayda bir canlının gelişimi sadece biyotıbbi bir süreç değil, yerçekimi rehberliğinden yoksun kalan iskelet yapısının Dünya yerçekimine asla dayanamayacak kadar zayıf kalma riski nedeniyle insan türünü biyolojik olarak ikiye bölebilecek kadar derin bir etik ve bilimsel tartışma konusudur; bu durum, bir gün gerçekleşecek olan uzay doğumunu sadece tıbbi bir başarı değil, insan türünün biyolojik tanımının yeniden yazıldığı radikal bir dönüm noktası haline getirecektir.