Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Keşfet
Akış
İçerikler
Gündem
Blog Yazılarım
Element
Bilişsel
Doğa Yasaları
Plastik
Hücreler
Parçacık
Doktor
Teşhis
Yüksek
Mistisizm
Terapi
Beyin
Manyetik Alan
Sıcaklık
Enfeksiyon
Beslenme Bilimi
Mitler
Mikrobiyota
Konuşma
Transkripsiyon
Mantık Hatası
Adaptasyon
Dinozorlar
Primat
Uzun
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
Blog Yazısı
Mert Akar
Mert Akar
35.5K UP
Blog Yazarı 9 dakika önce 4 dk.

İnsanların kapı koluna, arabaya ya da metal bir yüzeye dokunduğunda aniden küçük bir elektrik çarpması hissetmesi oldukça yaygın bir durumdur ve günlük hayatta birçok kişi bunu zaman zaman deneyimler. Günümüzde bu olay özellikle sosyal medya ve internet ortamında sıkça konuşulmakta, bazı kişiler bunun nedenini merak etmekte hatta zaman zaman gizemli bir durum gibi yorumlayabilmektedir. Oysa bu olayın arkasında oldukça temel bir fizik mekanizması bulunmaktadır ve temel nedeni statik elektrik birikimidir. Elektriklenme olayı genellikle farklı yüzeylerin birbirine temas edip sürtünmesiyle başlar ve bu süreçte bazı elektronlar bir maddeden diğerine geçerek yük dengesi bozulur; bu mekanizma fizikte Triboelectric Effect yani sürtünme ile elektriklenme olarak bilinir. Örneğin halı üzerinde yürüyen bir kişinin ayakkabı tabanı ile zemin arasında oluşan sürtünme sonucunda insan vücudunda elektrik yükü birikmeye başlayabilir ve bu yük çoğu zaman fark edilmeden vücut üzerinde kalır. Basit bir örnek vermek gerekirse, balonun saçınıza sürtünmesiyle saçın balona yapışması da aynı elektriklenme mekanizmasının sonucudur. Yapılan ölçümlerde özellikle kuru ortamlarda yürüyen bir insanın vücudunda yaklaşık 2000 ile 10000 volt arasında statik elektrik potansiyeli oluşabildiği görülmüştür; bu değer yüksek görünse de taşınan enerji genellikle birkaç milijoule seviyesinde olduğu için çoğu zaman yalnızca kısa süreli bir batma hissi yaratır. Elektrik çarpmasının hissedildiği an ise vücutta biriken yükün aniden karşı ortama aktarılmasıdır; kişi metal bir kapı koluna veya iletken bir yüzeye dokunduğunda yük hızla karşı tarafa iletilir ve bu hızlı yük aktarımı fizikte Electrostatic Discharge olarak adlandırılır. Yük aktarımı sırasında çok küçük bir kıvılcım oluşabilir ve sinir uçları bu ani enerji hareketini elektrik çarpması gibi algılar. Statik elektriğin oluşmasında çevresel faktörler de önemli rol oynar; özellikle nem oranı %30’un altına düştüğünde elektrik yüklerinin dağılması zorlaşır ve elektriklenme daha sık görülür, buna karşılık ortam nemi %50 civarında olduğunda havadaki su molekülleri elektrik yüklerinin yayılmasını kolaylaştırır ve statik elektrik etkisi azalır. Statik elektrik yalnızca insanlarda görülen bir durum da değildir; hayvanlarda özellikle kürk ve tüy yapısı nedeniyle benzer elektriklenmeler oluşabilir, örneğin kuru havalarda bir kediyi okşadığınızda tüylerin kabarması veya küçük kıvılcımlar oluşması bunun bir sonucudur. Bitkilerde ise doğrudan çarpılma hissi oluşmasa da yüzeylerinde elektrik yükleri birikebilir ve bazı araştırmalar bitkilerin elektrik alanlarının polen taşınmasını etkileyebildiğini göstermektedir; hatta bazı çalışmalar arıların çiçekleri bulurken yalnızca renk ve koku değil aynı zamanda elektrik alanlarını da algılayabildiğini ortaya koymuştur. Statik elektriği azaltmanın en etkili yollarından biri yükün topraklanmasını sağlamaktır; insan vücudu doğrudan toprağa temas ettiğinde veya toprakla bağlantılı bir yüzeye dokunduğunda elektrik yükleri hızla toprağa aktarılır, bu nedenle çıplak ayakla toprak veya çim üzerinde yürümek statik elektrik birikimini azaltabilir. Bunun yanında ortam nemini artırmak, sentetik kıyafetler yerine pamuk gibi doğal kumaşlar tercih etmek ve metal yüzeylere doğrudan dokunmadan önce anahtar gibi küçük bir iletkenle temas etmek de elektrik aktarımını daha kontrollü hâle getirebilir. Bu noktada benim görüşüm ise insanların günlük hayatta karşılaştığı birçok küçük olayın aslında oldukça temel fizik kurallarıyla açıklanabileceğidir; çoğu zaman basit görünen bu olayların arkasında atom seviyesinde gerçekleşen karmaşık ama düzenli bir doğa dengesi bulunur. Statik elektrik çoğu zaman zararsızdır ancak aynı fiziksel prensip doğada çok daha büyük ölçekte gerçekleştiğinde çok güçlü elektrik olayları ortaya çıkabilir; örneğin bulutlar arasında oluşan dev elektrik olayları olan Lightning yani yıldırım da temelde bir statik elektrik olayıdır. Sonuç olarak insan vücudunda sürtünme ile oluşan elektrik yükleri uygun bir iletken veya topraklama yolu bulduğunda potansiyel fark nedeniyle çok kısa sürede karşı ortama iletilir ve bu elektrostatik yük aktarımı genellikle mikro saniyeler ölçeğinde gerçekleşir; yüksek voltaj değerlerine rağmen oluşan akım oldukça düşük olduğu için bu süreç çoğu zaman yalnızca kısa süreli bir elektriksel uyarı şeklinde hissedilir ve fiziksel olarak ciddi bir zarar oluşturmaz. Bu konuyla ilgili akademik çalışmalar da bulunmaktadır; yurtdışında Nano Energy ve Springer gibi dergilerde triboelektrik yüklerin insan vücudunda ölçümü, enerji hasadı ve biyolojik etkileri incelenmiş, Türkiye’de ise TÜBİTAK, ElektrikPort ve MEB yayınlarında statik elektrik fenomeni, ölçüm yöntemleri ve günlük uygulamaları detaylandırılmıştır; ayrıca üniversite ders notları bu konudaki temel ders içeriklerini ve deneysel ölçüm yöntemlerini kapsamaktadır.

0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Mert Yamanlar
Mert Yamanlar
107.1K UP
Blog Yazarı 7 saat önce 4 dk.

Spor, kardiyovasküler sağlık için en güçlü koruyucu olsa da, nadir durumlarda trajik ölümlerin tetikleyicisi olabilir.Sporcularda ani kardiyak ölüm (AKÖ), genellikle altta yatan ancak fark edilmemiş yapısal veya elektriksel bir bozukluğun sonucudur. Bu yazımda 35 yaş altı genç sporcularda genetik ve yapısal bozukluklardan, 35 yaş üzeri " master" sporcularda ise aterosklerotik süreçlerden kaynaklanan ölümcül mekanizmaları moleküler düzeyde anlatacağım.

İrlanda'da 1987-1996 yılları arasında egzersiz sırasında ölüm vakaları incelendiğinde 35 yaş üstü bireylerin ölüm nedenlerinin temel sebebinin koroner arter hastalığı olduğu tespit edilmiştir. 25 Yaş altı bireylerde kardiyomiyopati tespit edilmiştir.

0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Mert Akar
Mert Akar
35.5K UP
Blog Yazarı 12 saat önce 2 dk.

Doğal afetler çoğumuzun sadece yıkım ve can kaybı olarak düşündüğü olaylardır; deprem, sel, kuraklık veya kasırga şehirleri yıkar, altyapıyı tahrip eder ve milyonlarca insanın hayatını derinden etkiler, ancak işin ilginç yanı, bu tür afetlerin dolaylı olarak savaş riskini artırabileceği veya bazen mevcut çatışmaları geçici olarak durdurabileceğidir; benim gözlemime göre burada kritik nokta, doğal afetlerin toplumların kırılgan olduğu dönemlerde “kıvılcım” etkisi yaratmasıdır; örneğin 2006–2010 yılları arasında Orta Doğu’da yaşanan kuraklık döneminde tarımsal üretim %30–40 oranında düşmüş ve yaklaşık 2,5 milyon insan kırsal alanlardan şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır, bu göç dalgaları altyapıyı ve sosyal hizmetleri zorlayarak toplumsal gerilimi artırmıştır, benim görüşüm, bu tür doğal krizlerin ekonomik, sosyal ve psikolojik etkilerinin çatışma riskini tetiklediği yönündedir; dünyada 260’tan fazla nehir havzası birden fazla ülke tarafından paylaşılmaktadır ve bu havzalarda yaşanan kuraklık veya taşkınlar su temini üzerinde ciddi baskılar yaratır, örneğin Nil Nehri havzasındaki yıllık su rezervi değişimleri %10–15 seviyelerinde dalgalansa bile bölge ülkeleri arasında diplomatik gerilime yol açabilmektedir; bazı durumlarda ise büyük bir deprem veya sel savaşan tarafları geçici ateşkese zorlayabilir, çünkü afetler altyapıyı, ulaşımı ve ekonomik kaynakları etkileyerek insan hayatını kurtarmayı öncelik hâline getirir; Birleşmiş Milletler verilerine göre her yıl 20–30 milyon insan sel, fırtına veya kuraklık nedeniyle yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kalmaktadır, benim yorumum, büyük göç dalgalarının ekonomik ve politik baskıyı artırmasının yanı sıra toplumsal psikolojiyi de etkilediği ve bu nedenle yerel veya bölgesel çatışma riskini yükseltebileceğidir; günümüzde bazı tartışmalar yapay afetlerin (örneğin su kaynaklarını manipüle etme veya iklim silahları) gerçekten uygulanabilir olup olmadığına odaklanıyor; şu ana kadar kanıtlanmış bir örnek bulunmamakla birlikte, bu tür girişimlerin tehlikesi düşünülürse gerçek afetlerin etkisine benzer bir toplumsal ve politik baskı yaratabileceği öngörülebilir, burada benim görüşüm, afetlerin sadece doğa kaynaklı değil, teknoloji ve insan müdahalesiyle de potansiyel olarak kriz yaratabileceği yönündedir; ayrıca savaşın yalnızca silahla yapılmadığını unutmamak gerekir, çatışmalar zeka, strateji, ekonomik baskı ve bilgi yönetimi ile de yürütülür; doğal afetler, toplumları zorlayarak, kaynakları sınırlayarak ve psikolojik baskıyı artırarak adeta bir “stratejik hamle alanı” yaratabilir; bu açıdan afetler ve savaş arasında yalnızca fiziksel değil, zihinsel ve stratejik bir ilişki vardır; sonuç olarak doğal afetler tek başına savaş başlatmaz veya bitirmez, ancak kırılgan toplumlarda çatışma riskini artırabilir, bazen geçici olarak azaltabilir ve stratejik düşünce açısından taraflar üzerinde etkili olabilir; bu yüzden afet yönetimi, sürdürülebilir kaynak kullanımı ve iklim politikalarının sadece çevresel değil, ulusal ve uluslararası barışı korumak açısından da kritik önemde olduğunu düşünüyorum.

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Umut Endiz
Umut Endiz
114.4K UP
Blog Yazarı 14 saat önce 1 dk.

Alexei Maximovich Peshkov, Rus yazar ve siyasi aktivisttir. Halk ona kısaca Maxim Gorky demiştir. Birçok iş deneyimine sahip olan yazar Rusya’da sıkça gezerek Çehov ve Tolstoy gibi diğer yazarlarla ilişki kurmuştur. 28 Mart 1868 yılında Rusya’nın Novgord kentinde dünyaya gelmiştir. Rus kaynaklarına göre Gorky yazarlığının yanında, gazetecilik, editörlük, yayıncılıkla da uğraşmıştır.

Maxim, Lennin’in Çarlık rejimine karşı çıkmış ve Bolşevikleri açıkça destelemiştir. Yine birinci dünya savaşında, savaş karşıtı protestoların içerisinde yer almıştır. Rus iç savaşı döneminde hem Bolşeviler hemde Çarlık rejimini eleştirdiği için ortak bir adımla sürgüne gönderildi. Ancak 1928 yılında Stalin’in özel daveti üzerine ülkesine dönebildi. Dönüşünden sonra ise resmen ‘’Sosyalist Gerçekçiliğin Kurucusu’’ ilan edildi.

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Mert Akar
Mert Akar
35.5K UP
Blog Yazarı 21 saat önce 4 dk.

Modern dünyada tüketim yalnızca temel ihtiyaçların karşılanması için yapılan bir davranış olmaktan çıkmış ve birçok insan için psikolojik bir tatmin aracına dönüşmüştür. Özellikle hızlı tüketim kültürü, gereğinden fazla gıda satın alma, kısa sürede kullanılmadan atılan eşyalar ve sürekli yenilenen teknolojik ürünler nedeniyle büyük miktarda atık oluşmasına neden olmaktadır. Bu durum çevresel açıdan ciddi sonuçlar doğurur. Gıda üretimi için kullanılan su, enerji ve tarım alanları sınırlı kaynaklardır ancak buna rağmen dünya genelinde üretilen gıdanın önemli bir bölümü tüketilmeden çöpe gitmektedir. Çöpe giden gıdalar çöplüklerde parçalanırken metan gazı üretir ve bu gaz küresel ısınmaya katkı sağlayan güçlü sera gazlarından biridir. Aynı zamanda plastik ambalajlar, tekstil ürünleri ve elektronik atıklar da doğada uzun süre parçalanmadan kalır ve ekosistemleri olumsuz etkiler. Özellikle plastiklerin doğada çözünmesi yüzlerce yıl sürebilir ve bu süreçte mikroplastiklere dönüşerek su kaynaklarına, toprağa ve canlılara zarar verebilir. Günümüzde çevresel kirliliğin önemli bir kısmı aslında bireylerin günlük tüketim davranışlarından kaynaklanmaktadır.

Bu noktada alışverişin insanı kısa süreli mutlu ettiği fikri yalnızca popüler kültürde ortaya çıkan bir düşünce değildir. Bu iddia özellikle 20. yüzyılın sonlarından itibaren tüketici davranışı, pazarlama bilimi ve nörobilim alanlarında yapılan araştırmalarla gündeme gelmiştir. İnsanların neden ihtiyaç duymadıkları ürünleri bile satın alabildiğini anlamaya çalışan bilim insanları, beynin ödül sistemi üzerine yoğunlaşmıştır. Motivasyon ve ödül mekanizmaları üzerine çalışan nörobilim araştırmaları, insanların ödül beklentisiyle hareket ettiğini ve bu süreçte dopamin adlı nörotransmitterin önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Dopamin, beyinde ödül algısını ve motivasyonu artıran bir kimyasaldır ve yeni bir ürün satın almak ya da indirim yakalamak gibi durumlarda kısa süreli bir haz hissi oluşturabilir. Günlük yaşamda bunun küçük ama dikkat çekici örnekleri de görülür; örneğin açık büfe sistemi olan otellerde insanlar çoğu zaman gerçekten yiyebileceklerinden daha fazla yiyecek alma eğilimi gösterebilir. Özellikle tatil ortamında her şeyin erişilebilir olması, “kaçırmama” isteği ve çeşit bolluğu nedeniyle bireyler bazen gereğinden fazla yiyecek alabilir ve bunun bir kısmı tüketilmeden atılabilir. Bu durum aslında tüketim psikolojisinin küçük bir yansımasıdır ve yeteri kadar almanın önemini gösteren basit ama öğretici bir örnek olarak değerlendirilebilir. Ayrıca indirim etiketiyle sunulan bazı ürünler aslında aynı fiyat olabilir; yalnızca eski fiyat üzerinden düşüş gösterilerek satın alma isteği artırılır.

2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Yapılması gerekeni bilmek, korkuyu yok eder."
Rosa Parks
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)