İnsanlık tarihi boyunca dünya üzerinde birçok farklı medeniyet var olmuştur. Bu medeniyetler kendileri ile birlikte; kültürlerini, yaşam tarzlarını, gelenek ve göreneklerini de beraberlerinde taşıyarak tarihin tozlu sayfalarında izler bırakmışlardır. Her medeniyetin ve her kültürün kendine özgü dünya anlayışı olduğu gibi bu dünya anlayışıyla sıkı sıkıya bağlantılı olan dilleri de vardır. Bu diller kültürlerin karakteristik özelliklerini taşıyıp yansıtmalarının yanı sıra, bize onların geçmişine dair bazı ipuçları da sunabilir. Farkında olmasak da günlük hayatta kullandığımız dilsel kalıpların ve ifadelerin büyük bir tarihsel geçmişi olabilir. Bugünkü Türkçe’de gündelik hayatta kullanılan sözcüklerin içinde rastladığımız Fransızca, Arapça ve Farsça kelimeler bazı tarihsel olayların sonucu olarak dilimize girmiştir.
Bunun yanında, uluslar varlıklarını devam ettirebilmek için tek ve belirlenmiş bir dile sahip olmak zorunda değildir ve çoğu durumda da olmazlar. Mikro ölçekte incelendiğinde, ulusların aslında kendilerine has dilsel çeşitlilik barındırdığı gözlemlenebilir. Örneğin; birinin dilsel çeşitliliği büyük oranda tarihsel olaylar üzerinden şekillenirken, diğerininki devlet politikaları ve göç yoluyla ortaya çıkabilir.