Söze başlamadan evvel çok üzgün olduğumu belirtmeliyim. Belki de çocukluğumdan beri önce ekranlarda izleyerek başladığım, daha sonra kitaplarını okuduğum, nihayetinde yüz yüze tanışma fırsatı da bulduğum çok kıymetli bir tarihçiydi; onun kaybı "tanıdık" birisinin, aileden birisinin kaybı gibi üzülmeme neden oldu. Bunun en başat sebebi hocaya karşı duyduğum derin sevgidir. Dil bilmez, metot bilmez şaklabanlara; ideoloji ve siyaset ile Orta Çağ patronaj ilişkisinin kıramamış çağ dışı araştırmacı müsveddelerine lafını hiç esirgemeden konuşurdu. Bu, zamanında genç bir tarihçi adayını iken bana hep cesaret ve özgüven verirdi. "Demek ki doğru bildiğini bu şekilde savunmak gerekiyor." diye notumu almıştım.
Hocayı çoğu insan popüler yanı ile, yani televizyon programlarından tanıdı diyebiliriz. Önceleri "Tarihin Arka Odası", "Teke Tek" gibi programlara katılırken, daha sonra Fatih Altaylı'nın şahsi gayretiyle "Teke Tek Bilim" programında, özellikle Celal Şengör hocanın da konuk olduğu bölümlerle tanınırlığı zirveye ulaştı. Devamında konuşmacı olarak çağrıldığı programlar, kitap fuarlarındaki imza söyleşileri derken tüm ülkeyi baştan sonra gezip; tarih, edebiyat, kültür, hayat dersleri vermeye gayret etti.