Yoğun bakım kapısında beklemek, geçen her saati sanki aylar gibi hissettirebilir ancak hastanın günlerce içeride kalması kesinlikle umudun bittiği anlamına gelmez. Aksine, tıp dünyasında haftalarca, hatta bazen aylarca yoğun bakım desteği alıp, bu zorlu süreci atlatarak sevdiklerine kavuşan sayısız hasta öyküsü vardır. Sürecin uzaması genellikle vücudun toparlanmak, dinlenmek ve ilaçlara yanıt vermek için zamana ihtiyaç duymasından kaynaklanır; yani bu bekleyiş aslında tedavinin işlediğinin ve mücadeleye devam edildiğinin bir göstergesidir.
Hastanız üçüncü basamak bir yoğun bakım ünitesinde tedavi görüyor olsa bile, şu an onun için mümkün olan en donanımlı ve güvenli yerde olduğu anlamına gelir. Üçüncü basamak, tıbbın elindeki en ileri teknolojilerin, en karmaşık yapay solunum cihazlarının ve çoklu organ destek ünitelerinin bulunduğu, hayati riski en yüksek hastaların hayata döndürülmesi için tasarlanmış en üst seviyedir. [1] Burada hastaların günlerce tutulmasının temel sebebi, hasar gören sistemlerin bu gelişmiş cihazlar sayesinde dinlendirilmesi ve vücudun kendi kendini onarmasına fırsat tanınmasıdır. Dolayısıyla burada geçen süre kaybedilen bir zaman değil, vücudun bu ileri teknoloji desteğiyle savaşı kazanması için yaratılan bir zamandır.
Bu süreçte iyileşme grafiği her zaman dümdüz yukarı doğru gitmeyebilir; bazen toparlanma belirtileri görülürken bazen vücut yorulup dinlenmek isteyebilir. Bu inişli çıkışlı seyir, ağır bakım süreçlerinin doğasında vardır ve doktorlar için beklenen bir durumdur. Vücudun büyük bir travmayı veya ağır bir enfeksiyonu atlatması sabır gerektiren, ince detaylarla yönetilen uzun soluklu bir maratondur. Hastanızın bu kadar kapsamlı bir bakımın altında olduğunu bilerek, doktorların yönlendirmelerine güvenmek ve umudu diri tutmak bu süreçte yapabileceğiniz en iyi şeydir.