Yeraltı suları genellikle sanıldığı gibi yerin altında devasa boşluklarda bulunmazlar. Bunun yerine su, jeolojik birimlerin gözeneklerinde depolanır. Bu noktada birimlerin karakteri, içerisindeki yaşam ihtimalini de belirler:
Akifer: Suyu hem depolayan hem de iyi ileten birimlerdir (kum, çakıl gibi). Canlı yaşamı burada daha çok mikroskobik düzeydedir.
Akiklüd: Suyu depolayabilen ancak neredeyse hiç iletmeyen birimlerdir (kil gibi). Gözenekler o kadar küçüktür ki burada mikroorganizmalar dışında bir canlının hareket etmesi imkansızdır.
Akitard: Suyu depolayan ancak iletimi oldukça yavaş olan birimlerdir (kumlu kil gibi).
Bu gözenekli yapılarda (porlarda) büyük canlıların yaşaması fiziksel olarak zordur. Ancak mağaralar bu durumun istisnasıdır. Mağaralar, geniş boşlukları sayesinde kendi ekosistemlerini oluşturabilirler. Örneğin; Kastamonu Devrekani’deki turistik olmayan mağaralarda yaşayan küçük karidesimsi canlılar (stigofauna) buna çok güzel bir örnektir.
Işık olmadığı için bu sularda yosun (fotosentez yapan bitki) yetişemez; buradaki yaşam tamamen dışarıdan gelen organik maddelere veya kemosenteze dayalıdır. Mağara oluşumlarını ve bu su sistemlerini daha derinlemesine merak ediyorsan Karst Jeolojisi’ni incelemeni öneririm. İyi okumalar!