“Gerçekçi ol, imkansızı iste!”
Yaşamadım Fakat Çokça Tanık Oldum…
Bu konu üzerine felsefi ve edebi bir akım bile gelişmiş adı “Varoluşçuluk olan”. Öylesine derin ve öylesine hassas bir konu ki; ne denli bilge olursan ol, kaş yapayım derken göz çıkarman işten bile değil…
Bu gibi durumlarda aklın yolu en sağlam yoldur. İki nedenli olarak sağlam… İlki yolu yahut kapıyı göstermekle yetinir. O yolda yürümek yahut o kapıyı açmak iradesi tamamen şahsa bırakılır. İkincisi ise; asla yalan söylemez, kandırmaz, manipüle etmez ve dahası ve daha da önemlisi oturulan rahat koltuklardan oturulamayan dikenli zemine akıl verme mahiyetli ahkam kesmez. Dahası dahası ve dahası ile dahası; yar-gı-la-ma hadsizliğini gös-ter-mez…
Madem öyle o halde aklın yolu bize neler söyler?
1. Akıllı insan; her kafası karıştığında soru sorar…
2. Akıllı insan; bu evren nazarında ne denli önemli olduğunun idrakına varır ve bu idrakın onu bir solucandan daha değerli ve önemli kılmadığını ve fakat bir solucan kadar vaz geçilmez olduğunu bilir.
3. Akıllı insan; sadece sorumluluk temelli diğer eşdeğerlerinden (börtü böcekten, solucandan yahut duvarımızdaki çakıl taşından) ayrılacağını ve bunun farkında olma artısının bir diyeti olarak bir şeyi yapmak zorunda olmaya vesile olacağını bilir ve harekete geçer…
4. “Ben”in doğamıza uygun olmadığını bilir ve her daim, velev ki artı bir bile olsa “biz” in her sorunu aşmada temel kaide olduğunun farkına varır. Bu nedenle de paylaşır, paylaşılmanın kapısını açık tutar…
5. Ve belki de en önemlisi, yeryüzünde tebessüm edebilen tek bir canlı var olduğu sürece, hem kendisine hem de türüne ve ötesine umutsuzluğu yasak eder. Ve bu yasağın hayat bulabilmesi adına, şimdi, şu anda, hemen, vakit kaybetmeksizin bu umudu diri tutmanın ve doyasıya beslemenin derdine düşer. Bir ağaç dikmekten bir haksızlığa hayır diyebilmeye, birinin yarasına merhem olmaktan kendi yarasını tımar etmeye, bu muazzam insanlık harcının içinde bir çakıl taşı olmaktan yaralı bir parmağa salt ve gerçek anlamda işemeye değin…
İşte o zaman “ben neyim ve kimim” sorusu önce “biz neyiz ve kimiz” sorusuna dönüşebilir, ve ancak o zaman “bizcil” sorulara “bizcil” cevaplar verilebilir. Ve “biz” sanılandan çok daha muazzam bir büyüdür. Hemi de en olmaz olanı olur kılan büyü… Gerçekçi olup imkansızı isteyecek denli reel, cesur, cüretkar ve umuda gebe bir büyü…Denemeden asla hakikatini sınayamayacağımız ve fakat denediğimizde de sadece ve sadece “iyi ki” diyebileceğimiz bir büyü. Sevgiyle…