Benim asıl uzmanlığım viroloji ve tıbbi mikrobiyoloji, yani endokrinoloji veya uyku laboratuvarı doğrudan benim çöplüğüm değil. Ancak tıp fakültesi sıralarından ve bağışıklık sistemiyle uykunun o ayrılmaz bağından yola çıkarak sana bu mekanizmayı anlatabilirim. Çünkü o sağda solda "günde 4 saat uyku yeter, gerisi zihin kontrolü" diye gezen şarlatanların aksine, bedenin mikrobiyolojik ve fizyolojik gerçekleri var.
Öncelikle şu kavram kargaşasını bir düzeltelim: Melatonin büyüme hormonu değildir. Melatonin, karanlıkta epifiz bezinden salgılanan ve sirkadiyen ritmini, yani biyolojik saatini ayarlayan hormondur. Büyüme hormonu (Growth Hormone) ise hipofiz bezinden salgılanır. Gece uykuya daldıktan sonra, özellikle derin uyku evresinde pik yapar. Çocuklarda büyümeyi sağlar, bizim gibi erişkinlerde ise hücre yenilenmesi, doku tamiri ve yaşlanmaya karşı direnç için şarttır.
Peki uykuda başka hangi hormonlar devrede?
- Kortizol: O meşhur stres hormonu gece dibi görür. Sabaha karşı seni uyandırmak ve güne hazırlamak için yavaş yavaş yükselir. Gece vardiyasında ya da nöbette olduğum zamanlar benim o ritmim darmadağın olduğu için gün boyu zombi gibi gezmemin sebebi budur.
- Leptin ve Ghrelin: Leptin (tokluk) artarken, Ghrelin (açlık hormonu) azalır. Gece yarısı uyanıp buzdolabına saldırmamanı sağlayan şey bu mekanizmadır. Uykusuzluk çektiğinde sürekli karbonhidrat aşermenin sebebi de bu dengenin altüst olmasıdır.
- ADH (Antidiüretik Hormon): ADH salgısı artar ki gece boyu sürekli tuvalete kalkmak zorunda kalmayasın. Böbrekler su tutulumunu artırır.
Gelelim benim asıl ilgilendiğim kısma: Uyku ve bağışıklık sistemi. Uyku sırasında bağışıklık sistemi adeta sistem güncellemesi yapar. Enfeksiyonlarla savaşan bazı koruyucu sitokinlerin üretimi uykuda artar. Eğer geceyi uykusuz geçirirsen, vücudunun virüslere karşı savaşan o muazzam T hücrelerinin işlevi anında düşer. Sonra poliklinikte "hocam ben niye her kış üç kere ağır grip oluyorum, bağışıklığım mı düşük" diye sızlanırsınız. Evet düşük, çünkü uyumuyorsun.
Hormonlar dışında ne oluyor dersen; beyin adeta bir çöp kamyonu gibi çalışır. Glimfatik sistem aktive olur ve gün boyu nöronların çalışması sonucu biriken toksik atıkları (mesela Alzheimer ile ilişkili amiloid plaklarını) beyinden temizler. Kalp ritmin yavaşlar, kan basıncın düşer, kalp-damar sistemi dinlenir.
Özetle uyku, sadece "gözleri kapatıp dinlenmek" değil; bedenin ertesi gün hayatta kalabilmek, enfeksiyonlarla savaşabilmek ve beyni çöplerden arındırmak için arka planda yürüttüğü en ağır mesaidir.
Kaynaklar
- Besedovsky, L., Lange, T., & Born, J.. Sleep And Immune Function. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Steiger, A.. The Sleep-Wake Cycle And Endocrine Axis. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Jessen, N. A. et al.. The Glymphatic System In Central Nervous System Health And Disease. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı