Evrim ve Devrim…
Üçüncü Yol Yok!
Bir yerde üçüncü bir yoldan söz edebilmek ve özellikle iki yolun arası bir karma yol belirleyebilmek için önce söz konusu iki reddedilen veya harmanlanılmaya çalışılan yolun yürünmüş, denenmiş, sınanmış ve alternatifine ihtiyaç duyulmuş olması gerekir, öyle değil mi…
İnsan yaşamı, hele ki söz konusu onun içinde yaşadığı doğa da olunca; bu yaşamın idamesi için zaruri olan üretim ile bölüşüm süreçlerinin kendisinde yani ekonomide ve politikada, birbirine taban tabana zıt iki farklı yolun uzlaşısı derdine düşmek kadar absürt bir durum olamaz. Çünkü ekonomi-politik bilimsel bir zemindir ve aynı zamanda evrimseldir de.
Temeli evrim-bilimsel olan bir alanda pazarlık yapabilme serbestliğini, arabuluculuğu, ortayolu savunabilmek, evrimi de bilimi de aynı şekilde ele almak anlamına gelir ki bu durum evrimin de bilimin de bize, insana tabi kılınması ve vesilesi ile temel dayanaklarını yitirmesi anlamına gelir.
Oysa biz içinde yaşadığımız doğanın efendisi, hükümranı değil ona tabi olan çıktılarıyız, hepsi bu. Ağaçtan indiğimiz günden bu yana genlerimizin iki direktifi ile (hayatta kal ve üre direktifi ile) geçirdiğimiz her aşama evrim-bilimsel olarak açıklanabilir ve açıklanmaktadır da. Ki bunların külliyatına ekonomi-politik diyoruz.
Türümüzün tüm evrimi hep bu iki olgu etrafında şekillenmiş ve hala da şekillenmeye devam ediyor. Toplumlar tarihi öyle günümüz yoz aklı ile yazanların yapanlara ihaneti ile şekillenen egemen varsıllar tarihine benzemez.
Dayanağını evrimden ve bilimden alır, psikolojiden felsefeye, antropolojiden tarihe, dil ve edebiyattan sosyolojiye, arkeolojiden coğrafyaya, hukuktan siyaset bilimine kadar her alanı bilimsel metotlar ile ve koordineli olarak ele alır ve elde ettiği verileri analiz ederek dayanakları ile bir sonuca varır.
Ki bu konuda Darwin’in “İnsanın Türeyişi”, Engels’in “Doğanın Diyalektiği”, Marx’ın “Das Kapital”, Michael Tomasello’nun “Neden Ortaklıklar Kurarız”, Server Tanilli’nin “Uygarlık Tarihi” kitapları gibi yazılmış sayısız kitap vardır. Hiçbiri de türümüze ekonomi-politik alanda keyfince öreceği, önceki ile sonraki arasında bir üçüncü yol olarak bir uzlaşı yolu öngörmemektedir.
Geriye tek bir şey kalır. Adı Sosyal Demokrasi veya Ordoliberalizm veya daha önce de sakız edildiği üzere küreselleşme, yeni dünya düzeni veya bundan sonra EGEMEN ELİ VE DİLİ İLE türetilecek her ne ise, tek bir amaca hizmete amadedir, o da doğaya ve insana yabancılaşmış ve düşman, ilerici vasfını çoktandır yitiren ve can çekişen kapitalizmin (Kapitalist Toplumun) ömrünü uzatma gayesidir.
Köleci Toplum nasıl ki miadı dolunca yerini Feodal Topluma, o da miadı dolunca yerini Kapitalist Topluma bıraktı ise, Kapitalist Toplum da öyle ya da böyle yerini bir geçiş aşaması olan Sosyalist Topluma ve oradan da Komünist Topluma bırakacaktır. Toplumların evrimsel seyri bu konuda bugüne kadar yanılmamıştır. İşte bu kaçınılmaz dönüşüme toplumlar tarihi nezdinde de nicel birikim olarak evrim, bu nicel birikimin yaratacağı yeni evreye de nitel sıçrama adıyla devrim denmektedir.
Ve işte bugün can çekişen kapitalizmin ve burjuvazinin en büyük kabusu da budur. Emin olunsun ki onlar da bu hakikati gayet iyi görüyor ve ikide bir farklı bir isim ile, kimi zaman Fukuyama gibi “tarihin sonunu” getirerek, kimi zaman Brezinski gibi “büyük çöküş” diyerek, kimi zaman da Huntington gibi “medeniyetler çatışması” adı altında hakikati manipüle edip toplumlarda korku temelli, var olana sımsıkı sarılma kaygısı ve beklentisi ile hareket ederek bunca çırpınışları bunu sadece biraz daha ötelemeye yöneliktir ve fakat beyhudedir. Sevgiyle…