Özgün olanla örtüşmüyor ise evet…
Dahası yaşanacak doyum sorunu ki o başarıyı epeyce bir etkiliyor.
Gerisi hep görecedir çünkü yeri gelir toplumun başarılı gördüğü bir alan aslında bizim de farkında olmadan arzu ettiğimiz bir alan oluverir, ya da yeni keşfederiz fakat çok severiz ya da tersinden aslında kendimize yönelik özgün sandığımız alan özgün değildir ve sonradan fark ederiz.
İşte bu koşullarda başta mecbur olunduğu sanılan alan aslında öyle bir alan olmaktan çıkar ve bu alanda hem başarılı oluruz hem de doyumuna varırız.
Fakat genelde ve çoğunlukla tersi olur. Nitekim gelişmekte olan, az gelişmiş ile geri kalmış ülkelerde mesleklere yönelik yapılan çalışmalar-taramalar-anketler-ölçümler bu ülkelerde yaşayan insanların başarı ve doyum (Mesleki başarı, mutluluk ve iç barış alt başlıklı) endekslerinin, sistemi oturtabilmiş gelişmiş ülke insanına kıyasla çok düşük olduğunu göstermiştir. (Bu verilere internetten rahatlıkla ulaşılabilir)
Ne yazık ki ülkemiz de bu düşük endeksli ülkelerden biridir. Çünkü hayata ve geleceğe yönelik sadece mesleki değil her tercihimizde ilgi ve yetenek ne yazık ki hep son sırada yer almaktadır.
Bu öylesine korkunç bir şey ki, hala ilkel olan beslenme, barınma ve neslin devamı güdüsü ile hayatımız ve geleceğimiz şekillenmekte, öncelikli olarak ayakta ve hiç kimseye muhtaç olmayacak bir maddi getiri ile bu maddi getirinin sağlayacağı toplumsal statü endişesi bizi, derin bir mutsuzluk, bozulan iç barış ve haz vermeyen uğraş ve vesilesi ile vasat bir başarı pahasına peşin sıra sürükleyebilmektedir.
Bu cendere kırılır mı? Kısa vadede pek olası görünmüyor. Bu ülkenin, eksik kalan bir kültürel-bilimsel-eğitsel sıçramaya acilen ihtiyacı var. Bu yük bunun altına girebilecek yegâne güç olan gençliğin omuzlarındadır. Kendi iradi tercihlerinde ısrar ve başarı, dayatılanın reddi ve itiraz iyi bir başlangıç noktasıdır kanaatimce. Ve sırf tespit ve oturulan yerden şikayet de en büyük ayak bağı… Sevgiyle…