İnsanoğlu; gözüyle görmediği, eliyle tutamadığı, sesini duyamadığı şeyleri aklına sığdıramaz. Asıl Tanrı da gözle görünmeyecek kadar sonsuz büyük, aklın alamayacağı kadar sonsuz güce, bilgiye ve güce sahip olduğu için onun varlığını aklına sığdırmak için Tanrı'yı insan suretinde hayal etmeyi, insan sıfatlarıyla onu sınırlandırmayı tercih etmiştir. Dolayısıyla da farklı dinlerin farklı Tanrı anlayışı ortaya çıkmıştır.
Oysa Tanrı'yı anlamak için aklı serbest bırakmak gerekir aklı serbest bırakmak için bilgi sahibi olmak her bilgi kaynağından (bilimden, felsefeden, dinlerden) malumat sahibi olmak evreni anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü Tanrı bir suretle, mekanla ve zamanla sınırlı olmadığı için eserleriyle tanınmak istemiş ve evreni eserleri ile donatmıştır. Örneğin insan sonsuzluğu matematiksel olarak kavrayabilirken fiziksel olarak karşılığı olmadığı için pratikte kavrayamaz. Evrende hiçbir şey sonsuz değildir. Etrafındaki her şey sonlu olan insan sonsuz olanı kavramaya çalışır. Dolayısıyla akıl ve mantık kazasına uğrayıp Tanrı'yı gördüğü şeylere sığdırmaya çalışır.
İslam dinine göre kendinden başka Tanrı olmayan, sonsuz bilgi, güç ve büyüklük sahibi Allah'ın en önemli eseri insandır. Çünkü insan Allah'ın eserlerini kavrayabilecek şekilde yaratılmıştır. Dolayısıyla bilgi kaynaklarıyla meşgul olmak bilimsel çalışmalar yapmak fiziksel evreni kavramak, felsefeyle insanı ve evreni tanımaya çalışmak ve dinin öğretileriyle akıl ve mantıkla elde edemeyeceğimiz bilgilere elde etmek insanın en önemli görevidir. Allah Kur'an'da; insanı, kendisini tanıması, bilmesi, anlamaya çalışması için yarattığını söyler.
Sonuç olarak İslam anlayışına göre Allah, yarattığı hiçbir şeye benzemez, hiçbir şeye muhtaç değildir ve O'nun için zaman ve mekan da söz konusu değildir eğer öyle olsaydı Tanrı olamaz O da başkası tarafından yaratılmış olurdu.[1]