Aşağıya bir internet sitesinden aldığım tolstoyun itiraflarımdan bir yazısı ve benimde üzerinde uzun süre düşünüp kestirip atamadığım aklımın bir taraflarını hep kurcalayan bir durum. Sizin (mümkünse bu konu hakkında uzun süre düşünenlerin) nasıl düşündüğünüzü merak ediyorum
Yaşamın anlamsızlığı hakkındaki düşüncelerimde sayılar ve evren benim hep yakın dostum olmuşlardır. 13.7 milyar yıl önce var olmuş bir evrende, kendi Güneş Sistemi'nde bile 5. büyük olan bir gezegende, en fazla 100 yıllık bir süre için yaşıyoruz.
Mars üzerinde çekilen Dünya Fotoğrafı.
İşte oradayız! İnsanlar olarak Dünya'nın dibinden çekilen bir fotoğrafta bir leke dahi olamıyorken bize en yakın ikinci gezegen olan Mars'tan o kocaman(!) Dünyamız dahi bir leke olarak gözüküyor.
4.543 milyar yıl önce var olduğu bilinen bir gezegende dahi en fazla 80 yıl içinde, bir gün öleceğimiz ve kimse tarafından hatırlanmayacağımız gerçeğini hiçe sayarak kendimizi herkesten üstün görebilecek kadar zavallı canlılarız.
Tüm Reklamları Kapat
Şu anda camdan bir kurşunun gelip beynimizi delip içinden geçtiğini hayal et, bu ne fark ettirirdi ki?
"Ölünce cennete gideceğiz!" veya "İsa bir gün bizi kurtaracak!" gibi düşünceleri oluşturan insanlar dahi içten içe farkındalar bu anlamsız yaşamın. Ve ona biraz anlam yüklemek istiyorlar. Böylece biraz da olsa o zavallı yaşamlarından kaçabileceklerine inanmak niyetindeler.
Eğer Kuzey Amerika kıtası Jüpiter'in üstünde olsaydı böyle gözükürdü.
Koskoca Kuzey Amerika! Tüm insanlığın içindeki en güçlü devleti barındıran kıta. Böyle bakınca nasıl da o bütün anlamını yitiriyor, değil mi?
Hatta evren bir solucan'ın DNA'sı ve bizim gezegenimiz bu DNA'daki fosfat dahi olabiliriz. Böyle düşününce solucan delikleri de bizi Deoksiriboz şekerine bağlayan bağlar olabilir. O kadar çok olasılık var ki. Kesin olan tek şey yaşamımızın anlamsız olduğu. Her olasılıkta da (Tanrı'nın gerçek olduğu bir olasılıkta dahi) hayatımız çok anlamsız.
NASA'nın yayınladığı linkteki video da ne kadar küçük olduğumuzu insana hatırlatıyor.
Hayattaki neredeyse her davranışımız: köşedeki kafede çalışan kızı güzel bulmamız, asansörlerden korkmamız, ölümden sürekli kaçınmamız, hepsi "çook uzun zaman önce olan" ilkelliğimizden kalan davranışlar.
İnsanın kendi yaşamına son vermeyi düşünürken, içindeki bir şeyin bundan kaçınmasını ona adeta fısıldaması dahi bir hayvandan hiçbir farkımız olmadığını ve yaşamımızın ne kadar anlamsız olduğunu kanıtlıyor. İntihar edebilen insanlara çok imreniyorum. Çünk her şeyin farkındalar ve içlerindeki ilkel hayvanın haykırışını duymazdan gelebiliyorlar.
Umarım yazım yanlışı yapmamışımdır. Çünkü bunu okuyan o yüce okuyucu bundan rahatsız olabilir. Neyse, sen o sahte mutluluklarından keyif almaya bak. Tabi eğer hala alabiliyorsan...
Yaşam kesinlikle anlamsız değildir. Yaşayan her insanın amacı mutlu olmaktır. Birçok kişi farklı şeyler söylese de en üst düzeyde isteğimiz mutlu olmaktır. Öyle ki yatalak bir hasta bile eğer mutlu ise yaşamayı sever. Yaşamın anlamı mutlu olmaktır. Mutluysak yaşam anlamlıdır. Mutsuzsak yaşamda anlam arayışımız başlar. Bir başka seçenek ise yaşamın anlamının dünya genelinde tanınmak olmasıdır. Ben buna inanıyorum. İyi ya da kötü, bir buluşla, bir teoriyle ya da bir skandalla, bir terör örgütü liderliğiyle ya da Nobel barış ödülüyle de olsa dünyada tanınmışsak yaşamın anlamına uygun hedefe ulaşmış oluruz. Eğer çok sınırlı bir çevrece tanınmış olarak ölürsek de yalnızca kendi hedefimize ulaşmış oluruz ama bu da anlamlıdır. Yaşamın anlamı kimi zaman seks, kimi zaman beslenmek, kimi zaman keyif almak, kimi zaman ünlü olmak, kimi zaman başarılı olmak olsa da bunların hepsinde ortak olan mutlu olmaktır. Yani özetle yaşamın anlamı ve amacı aynıdır. Mutlu olmak... Mutlu olmak ise her kişinin kendi elindedir. Mutsuzsanız bunu kişisel gelişim kitapları okuyarak, psikiyatriste giderek ya da müzik dinleyerek, kısacası yaşama bakış açınızı değiştirerek giderebilirsiniz. Yaşamdan çok fazla anlam beklemek de gereksizdir.
Dünyanın en zengin insanı da et yer, en fakiri de verildiğinde et yer. O da uyur, yürür, nefes alır, sevişir, güler, yüzer, kayar, konuşur, ağlar, hasta olur ve bir gün ölür. Kimi zaman mutludur kimi zaman üzgün ama amacı hep mutlu olmaktır. Yaşamın anlamı da özeti de budur. Bakteri de sinir sistemi olsa mutlu olmak için yaşıyor derdik çünkü beslenme ile mutlu olacaktı. :)
Tüm Reklamları Kapat
1
0
Paylaş
Cevap Ver
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.