Sezgi, gündelik dilde mistik veya doğaüstü bir yetenek gibi algılansa da nörobilimsel açıdan son derece somut, muazzam ve evrimsel bir mekanizmanın ürünüdür. Beynimiz kelimenin tam anlamıyla kesintisiz çalışan bir tahmin makinesidir. Biz farkında olmadan çevremizden milyonlarca uyaranı alır, işler ve bunları geçmiş deneyimlerimizin muazzam veritabanıyla saniyeden çok daha kısa bir sürede eşleştirir. Bu eşleştirme sonucunda ortaya çıkan hızlı, bilinçdışı örüntü tanıma sürecine biz bilimde sezgi diyoruz. Yani sezgi, gökten inen bir ilham değil, beyninizin sizden habersiz yaptığı son derece karmaşık ve istatistiksel bir veri analizinin bilince yansıyan son damlasıdır.
Durugörü, hıçkırık tutmasıyla anılma arasında kurulan bağlar veya medyumların iddiaları ise tamamen farklı bir nöro-bilişsel alanın konusudur. Burada insan zihninin çok temel bir çalışma prensibi devreye girer: Örüntü arayışı (apofeni). İnsan beyni, kaos ve rastlantısallık içinde anlamlı bağlantılar bulmaya programlanmıştır. Bir yakınınızı hıçkırık tuttuğunda gerçekten birisinin onun hakkında konuştuğunu öğrenebilirsiniz. Ancak beynimiz, hıçkırık tuttuğu halde kimsenin ondan bahsetmediği yüzlerce seferi silip atmaya, bahsi geçen o tek seferi ise hatırlayıp bu ikisi arasında katı bir neden-sonuç ilişkisi kurmaya olağanüstü bir eğilim gösterir. Buna psikolojide doğrulama sapması (confirmation bias) diyoruz. Rüyaların çıkması meselesi de benzerdir; gerçekleşmeyen binlerce rüyamızı sabah uyanır uyanmaz unuturken, tesadüfen günlük olaylarla eşleşen o nadir rüyayı doğaüstü bir kanıt olarak zihnimize kazırız.
Medyumların veya psişik güçleri olduğunu iddia eden kişilerin durumu ise genellikle çok daha sistematik yanılsamalara ve Forer (Barnum) Etkisi gibi psikolojik manipülasyonlara dayanır. İnsanlara aslında herkes için geçerli olabilecek, belirsiz ve genel geçer ifadeler sunulduğunda, kişiler bunları sanki sadece kendilerine özelmiş gibi algılamaya çok açıktır. Bunun yan�� sıra bu kişiler, karşınızdaki insanın beden dilini, mikro ifadelerini, ses tonunu ve konuşma tarzını okuma (soğuk okuma - cold reading) konusunda ustalaşmışlardır. Yani onlar geleceği veya görünmeyeni değil, doğrudan o anki tepkilerinizi ve içten içe duymak istediklerinizi okurlar.
Zihnimizin labirentleri, bizi dünyayı anlamlandırmak adına bazen farkında olmadan kendimizi kandırmaya iter. İnsan beyni, hasar aldığında bile kendini yeniden yapılandırabilen, yeni yollar inşa edebilen o müthiş plastisitesiyle zaten hiçbir doğaüstü güce ihtiyaç duymayacak kadar büyüleyicidir. Mucizevi veya mistik açıklamalara yönelmeden önce kafatasımızın içindeki o bir buçuk kiloluk, harıl harıl çalışan dokunun bizi nasıl ustaca yönlendirdiğini anlamak çok daha ufuk açıcı bir serüvendir.
Kaynaklar
- Daniel Kahneman. Thinking, Fast And Slow (Hızlı Ve Yavaş Düşünme). Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- David F. Marks, Richard Kammann. The Psychology Of The Psychic. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı