Yetki-Sorumluluk Dengesi…
Normalde Hayır!
Fakat eğer “sorun sorunu görenindir” bilimsel-diyalektik hakikate sadakatimiz var ise; sadece tercihlerimiz bizi aklamaya yetmez. Çünkü burada başkalarının tercihleri üzerinde de fiili tasarruf yetkisi tanır bize bu öğreti ve müdahale yetkisi de. Özellikle türümüzün toplumsal (yani bizi de içine katan) doğası ve zorunluluğu gereği…
Yani sorunun sorunu görenin olması ona sadece yükümlülük yüklemez. Aynı zamanda bu fiili yükümlülüğe eş değer yine fiili bir yetki de verir.
İşte asıl mesele de burada başlar: Bu bilimsel-diyalektik hakikate sadakatimiz bütüncül mü yoksa salt fiili sorumluluk yahut salt fiili yetki ile mi sınırlı…
Salt fiili (yetkisiz) bir sorumluluk amiyane tabir ile politik dilde hamallıktır ve eşeğe atfedilir. Salt fiili (sorumsuz) bir yetki ise daha kötüdür ve efendiliğe delalettir ki; efendiler genelde maşa kullanır ve kölelere sahiptir.
Bu dengeyi kurabilmek gerçekten çok zor. Zorluğunun bir nedeni de, dışımızda akan yaşamın bu diyalektik-bilimsel zorunluluğu kavramaktan nicedir uzak oluşu, yaşamın olağan savruluşuna yönelik nicesinin kendini akıntıya bırakan bir yapraktan öte konumlamayışıdır. Hatta bazılarının yaprak dahi olduğunun farkında olmayışıdır.
Bu nedenledir ki, bu işe yüreğini verenlere devrimci denmektedir ve cidden bedeli çok ağır. Ve fakat türümüze yol aldıranlar bir tek onlardır... Sevgiyle…