Merhaba
Bence çok güzel bir soru bu .Düşündüğünden daha derin bir evrimsel tarafı var. İnsanların savaşırken bağırması ya da savaş çığlığı atması büyük ölçüde evrimsel kökenlere sahip bir davranış ve bazı yönleriyle gerçekten geyiklerin böğürmesine, gorillerin göğsüne vurmasına ya da kurtların diş göstermesine benziyor. Ama mesele yalnızca “korkutmak” değil; biyolojik, psikolojik, toplumsal ve askeri birçok işlev aynı anda devreye giriyor.
İnsan aslında milyonlarca yıl boyunca küçük avcı derleyici gruplar halinde yaşamış bir tür. Paleolitik dönemde (Eski Taş Çağı) bugünkü anlamda büyük ordular yoktu; çatışmalar daha çok grup savunması, av alanları, kaynak paylaşımı ya da topluluklar arası gerilimler üzerinden yaşanıyordu. Böyle bir ortamda bağırmak, yüksek ses çıkarmak veya tehditkâr davranmak yalnızca öfke göstergesi değil; aynı zamanda bir hayatta kalma stratejisi olabilir.
Doğada birçok canlı ölümüne kavga etmeden önce karşı tarafı korkutmaya çalışır. Çünkü ciddi bir kavga iki taraf için de yaralanma ve ölüm riski taşır. Bu yüzden çoğu tür önce güç gösterisi yapar. Örneğin geyikler boynuzlarını gösterir, böğürür ve rakibini caydırmaya çalışır. Goriller göğüslerine vurur, kendilerini daha büyük göstermeye çalışır. Kurtlar diş gösterir, hırlar ve tehditkâr bir beden dili kullanır. Buradaki amaç çoğu zaman gerçekten savaşmak değil, rakibe şu mesajı vermektir.“Ben güçlüyüm, benimle uğraşma.”
İnsanlarda savaş naraları da biraz buna benzer olabilir. Yüksek ses, tehditkar beden dili ve topluca hareket etmek, karşı tarafa psikolojik baskı kurar. Bir grup insanın aynı anda bağırarak üzerine geldiğini düşün. Bu yalnızca ses değildir; aynı zamanda şu mesajdır. Biz kalabalığız, güçlüyüz ve korkmuyoruz.”
Özellikle eski çağ savaşlarında bu çok önemliydi. Paleolitik bir grubun ya da Tunç Çağı savaşçılarının karşısında bağıra bağıra ilerleyen onlarca insan görmek, savaş başlamadan korku yaratabilirdi. Çünkü savaş bazen fiziksel olarak değil, önce zihinde kazanılır.
Ama işin yalnızca rakibi korkutma kısmı yok. Bir başka önemli neden de kişinin kendi korkusunu bastırmasıdır. Çünkü dürüst olalım. İnsan savaşırken büyük ihtimalle korkar. Kalp hızlanır, adrenalin yükselir, ölüm ihtimali çok gerçektir. Böyle anlarda bağırmak bazen bedenin korku ve stresi boşaltma yollarından biri olabilir. Bugün bile ağır bir şey kaldırırken istemsiz ses çıkarmamız ya da korkunca bağırmamız biraz bununla ilgilidir.
Bir de işin toplumsal tarafı var. İnsan sosyal bir türdür ve özellikle Paleolitik dönemde yalnız kalmak çoğu zaman ölüm riski anlamına geliyordu. Beraber avlanan ve beraber savunan küçük gruplar hâlinde yaşamak zorundaydık. Aynı anda bağırmak, ritmik sesler çıkarmak ya da birlikte hareket etmek gruba şu hissi verebilir. Yalnız değilim, biz varız.”
İşte bu yüzden tarih boyunca birçok toplum savaş öncesi ritüeller geliştirmiştir. Viking savaş naraları, Spartalıların ritmik ilerleyişi, Türk savaş naraları, Japon samuraylarının kiai bağırışı, davullar, borular ve marşlar yalnızca gösteri değildir. Bunların önemli bir kısmı korkuyu yönetmek, birlik duygusunu artırmak ve rakibi psikolojik olarak etkilemek için kullanılmıştır.
Savaş sanatı açısından bakınca konu daha da ilginç hale gelir. Çünkü savaş çığlığı yalnızca içgüdüsel bir tepki değil, aynı zamanda bilinçli bir psikolojik savaş tekniği olarak da kullanılmıştır. Tarih boyunca birçok komutan şunu biliyordu. Bazen savaşı kılıç değil, korku kazanır. Eğer bir ordu daha çatışma başlamadan rakibin moralini bozabiliyorsa, savaşın önemli bir kısmını kazanmış sayılırdı.
Düşünsene, karşında sessizce duran insanlar değil; aynı ritimde ilerleyen, bağıran, kalkanlarını birbirine vuran ve hiç korkmuyormuş gibi görünen yüzlerce savaşçı var. Bu durum rakibin zihninde şu düşünceyi oluşturabilir. Bunlar korkmuyor… Biz kaybedeceğiz.”
Bu yüzden Osmanlı’daki mehter müziği, Vikinglerin korkutucu naraları ya da samurayların ani bağırışları tesadüf değildir. Hepsi hem kendi askerine cesaret vermek hem de düşmanın zihninde korku yaratmak için kullanılmıştır.
İlginç olan şu ki bu davranış bugün bile tamamen kaybolmuş değil. Futbol taraftarlarının aynı anda bağırması, protestolarda sloganlar, askeri marşlar, insanların zor bir işe başlamadan önce “Haydi!” diye bağırması bile biraz aynı biyolojik ve toplumsal kökten geliyor olabilir.
Game of Thrones’ta (benimde büyük bir merakla izlediğim dizi) gördüğün savaş çığlıkları bu yüzden tamamen kurgu değil; aksine insanlık tarihinin ve evrimsel geçmişimizin oldukça gerçek bir parçası. Tabii diziler bunu dramatik etki için biraz abartıyor. Ama temel mantık doğru. İnşan savaşırken attığı çığlıkta biraz hayvan geçmişini, biraz korkusunu, biraz cesaret toplama çabasını ve biraz da “Ben yalnız değilim” duygusunu aynı anda taşıyor olabilir.
Belki de o bağırış, insanın hem en ilkel hem de en stratejik seslerinden biridir. Belki de savaş çığlığının ilginç tarafı şu İçinde hem çok eski hayvansal geçmişimizin izleri vardır, hem de insanın geliştirdiği stratejik zeka bulunur. Bir yanıyla geyiklerin rakibini korkutmasına benzer; diğer yanıyla ise bilinçli bir savaş taktiğidir. Yani insan savaşırken attığı çığlıkta hem doğanın eski sesini hem de savaş sanatının hesaplı tarafını birlikte taşır olabilir.[1]
Kaynaklar
-
Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim Ve Bilgi Birikimim.