hayır, anlattıklarına bakılırsa klinik anlamda sadist değilsin. bu daha çok kardeşler arasındaki klasik güç dinamikleri ve hafif bir schadenfreude (başkasının talihsizliğinden alınan keyif) durumu. sadizm tanısı için, karşındakine fiziksel veya psikolojik acı çektirmekten, onu aşağılamaktan sürekli ve yoğun bir zevk alman gerekir.
senin durumunda kritik nokta şu: kardeşin ağlama noktasına geldiğinde, yani sınır aşıldığında ve gerçek bir kriz tablosu oluştuğunda zevk alman bitiyor. eğer sadistik bir yapılanman olsaydı, o ağlama anı senin için zevkin doruk noktası olurdu. senin empati devrelerin (muhtemelen ayna nöron sistemin) kardeşinin gerçek bir sıkıntıda olduğunu algıladığında duruma müdahale edip o "eğlenceli" simülasyonu bitiriyor.
peki bunu neden yapıyorsun? bilişsel açıdan bakarsak, burada eylemlilik (agency) ve kontrol hissini test ediyorsun. tıpkı pekiştirmeli öğrenme (reinforcement learning) algoritmaları gibi, zihnin diğer zihinleri dürtükleyip çevreden gelen tepkileri ölçerek kendi etki sınırlarını haritalandırıyor. "ben bir etki yarattım ve onda bir duygu değişimi oldu" bilgisi sana dopaminerjik bir ödül veriyor. kardeşin çalışırken senin yatman da basit bir asimetrinin yarattığı "ben avantajlıyım" hissinden besleniyor.
özetle, başkalarının sınırlarını zorlayıp kendi gücünü test eden, ama karşı taraf gerçekten kırıldığında sistemin hata verip durduğu tipik bir "gıcık kardeş" profilindesin. endişelenecek bir patoloji yok ama kardeşlik ilişkilerini biraz daha yapıcı bir zemine çekmek isteyebilirsin, zira bu davranış algoritması uzun vadede sosyal ilişkilerde çok iyi optimize olmaz.
Kaynaklar
- Paulhus et al.. Everyday Sadism And The Dark Tetrad. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Cikara & Fiske. Schadenfreude And Empathy. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı