Öncelikle popüler kültürün o çok sevdiği 'rüyaları kaydeden makine' yanılgısına bir sınır çizelim. Japonya'daki çalışmalarda (özellikle ATR Bilişsel Sinirbilim Laboratuvarları'nda yürütülen araştırmalarda) rüyalar fiziksel bir maddeye dönüştürülmüyor. Yapılan şey, fMRI cihazlarıyla siz uyurken beyninizin görsel korteksindeki kan akışı değişimlerini ölçmek ve bu sinyalleri bir makine öğrenimi modeli aracılığıyla daha önce eşleştirilmiş görsellere çevirmektir. Yani ortada fizikselleşen soyut bir rüya yok; nörolojik aktivitenin bilgisayar ekranına yansıtılmış istatistiksel bir okuması var.
Sorunuzun DNA kısmına gelirsek: DNA zaten en başından beri fiziksel bir yapıdır. Hücrelerimizin çekirdeğinde bulunan, laboratuvar ortamında ayrıştırılabilen, dizilimi okunabilen biyolojik bir moleküldür. Onu somutlaştırmamıza gerek yok, çünkü zaten somut. Üstelik biz bu fiziksel molekülü okuyarak insanlığın kökeni hakkında çok uzun zamandır inanılmaz boyutta bilgi ediniyoruz.
Klinik gözlemlerimi de sıklıkla dayandırdığım evrimsel psikoloji ve paleogenetik alanları tam olarak bununla ilgilenir. Bugün modern insanın (Homo sapiens) Neandertallerle nasıl melezleştiğini, bağışıklık sistemimizin kökenlerini ve hatta atalarımızın hangi zorluklara adaptasyon geliştirdiğini bu fiziksel DNA kalıntılarını dizileyerek anlıyoruz.
Ancak iş geleceği öğrenmeye geldiğinde durum değişir. İnsanlar genellikle genetiği önceden yazılmış, değişmez bir senaryo gibi algılamaya eğilimlidir. Oysa evrimin bir amacı, nihai bir hedefi veya önceden çizilmiş bir rotası yoktur. DNA'mızda insanlığın milyonlarca yıl sonra neye dönüşeceğine dair gizli bir kod bulunmaz. Evrimin yönünü, organizmanın sahip olduğu genetik varyasyonlar ile o anki çevresel şartların girdiği rastlantısal etkileşim (doğal seçilim) belirler. Gelecekteki çevre ve iklim koşullarını, karşılaşacağımız yeni patojenleri kesin olarak bilemeyeceğimiz için gelecekteki evrimsel rotamızı da DNA'mıza bakarak okuyamayız.
Kısacası; zihinsel süreçleri ve biyolojik materyalleri metafiziksel bir kalıptan çıkarıp kendi bilimsel gerçeklikleri içinde değerlendirdiğimizde, ne rüyaların sihirli bir şekilde maddeleştiğini ne de DNA'nın geleceği gösteren bir kristal küre olduğunu görüyoruz.
Kaynaklar
- Horikawa, T., Tamaki, M., Miyawaki, Y., & Kamitani, Y.. Neural Decoding Of Visual Imagery During Sleep. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Green, R. E., et al.. A Draft Sequence Of The Neandertal Genome. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı