Miyelin kılıfı aksonların etrafını sararken, miyelin kılıfı arasında Ranvier düğümleri adı verilen bazı küçük, açık boşluklar vardır. Bunlar, voltaja duyarlı sodyum ve potasyum iyon kanallarının kümelerini içeren miyelin kılıfı tarafından oluşturulan özel moleküler yapılardır.
Elektriksel uyarılar miyelin kılıfından geçemediği için, bunun yerine sıçramalı iletimle bir Ranvier düğümünden diğerine 'sıçrar'. Buna atlamalı iletim adı verilir.
Bu iletim türü, elektriksel uyarıların hızlı bir şekilde oluşması için önemlidir ve elektrik sinyallerini iletmek için daha az enerji gerektiği anlamına gelir. Bunun nedeni, uyarıları iletmek için miyelinli aksonlarda daha az enerjiye ihtiyaç duyulmasıdır.[1]
Sonuç olarak Ranvier düğümleri(boğumları), impuls iletim hızının artmasında etkilidir. Ancak benim dikkat çekmek istediğim başka bir nokta, Ranvier boğumları ile bu boğumların 'sayılarının' impuls iletim hızındaki etkisinin birbiri ile karıştırılmaması gerektiği. Ranvier boğumu sayısının impuls iletim hızına bir etkisi yoktur, toplam varış süresini etkiler. Ranvier boğumlarının sayısı fazla ise toplam varış süresi artar.
Evet, Ranvier boğumu sayısı ile sinyal iletim hızı arasında bir ilişki vardır; ancak (lisede nasıl öğretildiğinden emin olmamakla birlikte) bu ilişki, lineer (doğrusal) değildir. Yani biri artarken diğeri artar veya biri artarken diğeri azalır denemez. Bu zaten mantıklı; olması gereken bu. İki ekstremde düşünün:
Eğer iki uç da dezavantajlı ise, tamamen miyelinsiz bir nörondan tamamen miyelinle kaplı bir nörona giderken sinyal hızının sürekli olarak artmasını (veya azalmasını) bekleyemeyiz; bu matematiksel bir imkansızlık olurdu. Daha ziyade, miyelinlenmeye bağlı olarak sinyal hızı bir süre artması (veya azalması), sonrasındaysa tam tersi yönde hareket etmesi gerekir (yani grafiğiniz bir "U harfine" veya "ters U harfine" benzemelidir). Gerçekten de yapılan ölçümler, bu sonucu vermektedir:[1]
/old/qna_media/fffeb1bfd73548b27003ed59da39ade4.png)
Burada x ekseninde "internode length" dediği şey, Schwann kılıfının uzunluğudur. Bu kılıflar, aynı zamanda, "Ranvier nodları/düğümleri arası uzunluk" olarak da bilinir; bu yüzden "nod-arası uzunluk" anlamında "internode length" olarak isimlendirilmiştir.
Grafikten ilk etapta anlamak zor olabilir; ama vurgulayayım: Akson uzunluğunun sabit olduğu bir durumda, internod uzunluğunun (yani Schwann Kılıfı uzunluğunun) artması, Ranvier boğumu sayısının azalması demektir. Çünkü (atıyorum) 5 santimetrelik bir aksona 2'şer santimetrelik 2 adet Schwann kılıfı koyarsanız ve nod uzunluğu da (atıyorum) 1 santimetre ise, sadece 1 tane Ranvier Boğumu koyabilirsiniz. Ama Schwann kılıfınız 0.5 santimetre ise, aynı 5 santimetrelik aksona çok daha fazla sayıda Ranvier Boğumu sığdırabilirsiniz. Yani grafikte, x eksenindeki "internod uzunluğu", Ranvier boğumu sayısının zıttıdır. Aşağıdaki görsel ne demek istediğimi netleştirecektir:
/old/qna_media/c1ba58dd1f6f029bbe99a7c026c591ea.jpg)
Burada internodlar ne kadar uzun olursa, o kadar az Ranvier Boğumu kalır (ve tam tersi). Biraz daha düşük çözünürlüklü olsa da şu görsel de hepsini bir arada göstermektedir:
/old/qna_media/e6e8b14c7bbf140bda0122e0b0483804.jpg)
İşte burada önemli olan, internod uzunluğu değiştikçe (yani Ranvier boğumu sayısı değiştikçe) hızın düzgün/lineer olarak değişmediğidir. Internod uzunluğu arttıkça (yani Ranvier boğumu sayısı azaldıkça), y eksenindeki iletim hızı (İng: "conduction speed") bir süre artmaktadır. Ama bir noktadan sonra pik yapmakta ve Ranvier boğumu sayısı artık iyice azaldığında (yani internod uzunluğu abartılı miktarda, neredeyse mutlak olarak tüm aksonu kaplayacak uzunluğa geldiğinde) iletim hızı da hızla azalmaktadır.
Ama görebileceğiniz gibi gerçek, öğretilenden çok daha ilginç ve mantıklı. Mesela "Ranvier boğumu sayısı arttıkça sinyal daha çok zıplar, o nedenle daha hızlı iletir." açıklamasını ben de hatırlıyorum. Ne saçma! Ne alaka? Sinyal neden "zıplasın"? Zıplıyorsa bile, neden "hızlansın", yavaşlaması gerekmez mi? Eğer sinir hücresinden uzaklaşmak sinyali hızlandırıyorsa, sinir hücresinin dışında (mesela hücreler arası boşlukta) elektrik iletiminin sinir hücresinin kendisinden daha etkili olduğu varsayılıyor demektir. Eğer öyleyse, sinir hücresi daha ilk etapta neden evrimleşsin, neden var olsun? Madem o kadar iletken, direkt hücreler arası boşlukta iletelim sinyalleri?
Velhasıl, bunları lise seviyesinde anlatmak belki zor geliyordur. Belki de konu sayısını azaltıp, gerçeği öğretmeye çalışmak gerekiyordur.
Mesela, ufak bir kuple daha: Sadece Schwann Kılıfı uzunluğu (yani internod uzunluğu) değil, Ranvier Boğumu'nun uzunluğu da (buna "nod uzunluğu" yani İngilizcede "node length" diyoruz) sinyal iletim hızını etkiliyor:
/old/qna_media/22955891042e2c7d84d6efc81559726d.png)
x eksenindeki nod uzunluğunun, bir önceki grafikte x eksenindeki nod uzunluğundan yüzlerce kat küçük olduğuna dikkat edin. Çünkü Ranvier Boğumu uzunluğu, Schwann Kılıfı uzunluğundan çok ama çok daha küçük.
Burada bu kadar çok grafik olmasının nedeni, sadece Ranvier Boğumu ve Schwann Kılıfı uzunluğunun değil, aynı zamanda Ranview Boğumu içindeki iyon kanalı yoğunluğunun (ne sıklıkta iyon kanalı bulunduğunun) da sinyal iletim hızını etkiliyor olması. Hatta hangi nörondan bahsettiğiniz de sonucu değiştiriyor: Mesela burada optik sinir (gözden beyne sinyalleri ileten siniriiniz) ile beyin korteksinizdeki gri madde içindeki aksonlar ayrı ayrı kıyaslanıyor. Dolayısıyla her grafikte farklı bir şeye odaklanılıyor. Ama genel olarak gördüğümüz şey aynı: Yine, Schwann Kılıfı uzunluğunda olduğu gibi, Ranvier Boğumu uzunluğunun da lineer bir etkisi olmadığını görüyoruz. Ranvier Boğumu uzunluğu arttıkça, hız önce artıyor, sonra azalıyor.
Ve biyologlar, sadece burada da bırakmıyorlar işi: Mesela "Schwann Kılıfı" ve "Ranvier Düğümü" diyoruz ama, bunlar böyle mutlak keskin sınırlara sahip şeyler değiller. Mesela Schwann Kılıfı üretimi bir uçta başlayıp, diğer uçta bitiyor. Dolayısıyla kademeli olarak, yavaşlayarak duran bir yapısı var. "Bu acaba sinyal iletimini nasıl etkiliyor?" diye soranlar da var. Bahsettikleri anatomi şöyle:
/old/qna_media/78a7fa25385eb0a25a518a663ed81c9a.png)
Görebileceğiniz gibi sadece "boğum" ve "kılıf"tan söz edemiyoruz. Internod, juxtaparanod, paranod gibi parçalara ayırmamız gerekiyor. Veya "Schwann Kılıfını oluşturan miyelin miktarı arttıkça sinyal iletimi nasıl etkilenir?" diye soranlar da var.[2]
Özetle demek istediğim şu: Biyolojide sandığınızdan çok daha fazla detay ve öğrenecek çok fazla şey var! Mesela hücrelerin, burada konuştuğumuz parametreleri kısa sürelerde değiştirerek, sinyal iletim hızlarını değiştirdikleri ve buna göre farklı hızlarda işledikleri düşünülüyor. Bu, gerçekten heyecan verici!
Ranvier boğumları miyelin kılıfla kaplı sinir liflerinde bulunan küçük boşluklardır. Bu boğumlar sinir hücresindeki impuls iletimini hızlandırır.
Miyelin kılıfı aksonun büyük bir kısmını elektriksel olarak yalıtarak iyon akışını engeller. Bu sayede impuls sadece Ranvier boğumlarında oluşur ve aksiyon potansiyeli boğumdan boğuma atlayarak iletilir. Bu atlamalı iletim sinyalin hızını artırır. Yani Ranvier boğumları sayesinde sinir sinyalleri daha hızlı iletilir.
Öncelikler Kötü Türkçemin kusuruna bakmayın. Yeni Bilgilere göre Aksonda impuls(uyartı) hızını etkileyen 2 faktör vardır bunlar aksonun çapı ve akson üzerinde bulunan miyelin kılıfıdır. Bazı güncellenmiş kaynaklara göre miyelin kılıfındaki kesintilerin (ranvier boğumu) impuls hızını etkilediğini söylüyor. Benim bilgilerime göre ranvier boğumları impuls hızı değil varış süresini etkiler.
Düşünün ki 2 tane parelel 50 km'lik bir yol 1. Yolda 5 tane 10 km aralıklarla dinlenme tesisleri var. 2. Yolda ise 5 km aralıklarla 10 dinlenme tesisi var. Bu tesisler anlayacağınız üzere ranvier boğumları. 2 impuls bu 2 yoldan ilerlemeye başlar ve her dinlenme tehsisinde eşit sürede beklerse impuls hızı değil impuls varış süresi değişmiş olur.
Bilgilerim sizce doğrumu arkadaşlar?
Çağrı Mert Bakırcı abi beni mantıklı bir yanıtla aydınlatırsan sevinirim.[1]