Popüler kültürün ve "spiritüel" uyanış endüstrisinin pineal bezi (epifiz bezi) ve DMT (N,N-Dimetiltriptamin) üzerindeki bu bitmek bilmeyen takıntısı, psikoloji ve nörobilimdeki en inatçı mitlerden biri. Sosyal medyada veya ruhsal gelişim kamplarında pineal bezin "üçüncü göz" olduğuna ve doğum veya ölüm anında mistik deneyimler yaşatmak için devasa miktarda DMT salgıladığına dair duyduğunuz o epik anlatıların çoğu, maalesef bilimden ziyade bilimkurguya yakın.
Bu efsanenin kaynağı büyük öl��üde Dr. Rick Strassman'ın 1990'larda yaptığı çalışmalara ve yazdığı "DMT: Ruh Molekülü" adlı kitaba dayanıyor. Strassman, ölüm veya ölüme yakın deneyimler sırasında beynin yüksek miktarda DMT salgılayabileceğini sadece bir hipotez olarak öne sürmüştü. Ancak bu hipotez, popüler kültür tarafından anında kesin bir bilimsel gerçekmiş gibi sahiplenildi ve çarpıtıldı. Gerçek şu ki, insan beyninde (ve diğer memelilerde) eser miktarda endojen (vücudun kendisinin ürettiği) DMT bulunur. Ancak bugüne kadar pineal bezin psikoaktif bir etki yaratacak, halüsinasyonlara veya ölüm anı vizyonlarına yol açacak kadar yüksek dozda DMT ürettiğine dair hiçbir bilimsel kanıt bulunmuyor. Zaten çam kozalağı büyüklüğünde, asıl işi karanl��k çöktüğünde uyku-uyanıklık döngümüzü düzenlemek için melatonin salgılamak olan küçücük bir bezin, o kadar devasa bir kimyasal sentezi gerçekleştirecek fiziksel kapasitesi de yok.
Evrimsel psikoloji perspektifinden bakarsak, mesele daha da netleşiyor. Evrimsel süreçler, hayatta kalma ve üreme avantajı sağlayan özellikleri seçer. Ölüm anında bize kozmik ve huzurlu bir veda partisi yaşatmak için devasa bir halüsinojenik mekanizma evrimleşmesinin hiçbir adaptif (uyumsal) değeri yoktur. Çünkü ölüyor olduğunuz bir anda yaşadığınız deneyim, genlerinizi bir sonraki nesle aktarma şansınızı etkilemez. Beynin stresli anlarda (doğum, travma veya ölüm tehdidi) salgıladığı asıl savunma mekanizması kimyasalları adrenalin, kortizol ve endorfinlerdir; bunlar hayatta kalmak için savaşmanızı veya acıya dayanmanızı sağlar.
Klinik bir psikolog olarak, insanların neden bu tarz anlatılara bu kadar ihtiyaç duyduğunu anlayabiliyorum. Belirsizlikle ve ölüm korkusuyla başa çıkmak zor. Vücudumuzda bizi evrensel bir bilince bağlayan gizli bir "ruhanî kimyasal" olduğu fikri, insan zihnine çok cazip ve rahatlatıcı geliyor. İnsan zihni her zaman anlama ve bağlanma arayışındadır. Ancak bu tarz sözdebilimsel anlatılara tutunmak, genellikle bizi kendi duygularımızın, korkular��mızın ve fizyolojik gerçeklerimizin sorumluluğunu almaktan uzaklaştırır. DMT şüphesiz nörobiyolojik açıdan incelenmesi gereken çok ilginç bir molekül, ancak onu beynimizde sihirli bir "kutsal madde" mertebesine çıkarmak, beynin gerçek ve muazzam karmaşıklığını hafife almak demektir.
Kaynaklar
- David E. Nichols. N,N-Dimethyltryptamine And The Pineal Gland: Separating Fact From Myth. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı