Merhaba
Öznefret ve özsabotaj çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar basit şeyler değildir. İnsan bazen gerçekten daha iyi olmak ister ama farkında olmadan tam tersine giden davranışlar sergileyebilir. İşleri erteler, kendine iyi gelecek fırsatları bozar, güzel giden bir ilişkiyi zorlaştırır ya da kendi potansiyelinin önüne kendisi geçer. Bu durum çoğu zaman “Ben neden böyleyim?” sorusunu doğurur. Oysa mesele çoğu zaman iradesizlik ya da kendine zarar vermeyi istemek değildir.
İnsan zihni her zaman iyi olanı seçmez; çoğu zaman tanıdık olanı seçer. Eğer bir insan uzun süre eleştirilmiş, değersiz hissettirilmiş, başarısızlık korkusuyla büyümüş ya da sürekli incinmişse, zamanla içinde görünmez bir ses oluşabilir. Bu ses bazen kişi iyi bir şey yaşarken bile devreye girer ve “Nasıl olsa bozulacak”, “Sen bunu hak etmiyorsun”, “Yine başarısız olacaksın” gibi düşüncelerle kişiyi geri çeker. Çünkü zihin bazen kötü de olsa alışılmış olanı, bilinmeyen iyiden daha güvenli görebilir. Bir çok kez deneyimledim bu duyguları zamanla toparlanıyor tabi insan.
Bu yüzden özsabotaj çoğu zaman tembellik ya da umursamazlık değil, farkında olunmayan bir korunma biçimidir. İnsan bazen hayal kırıklığı yaşamamak için, fark etmeden kendi umudunu küçültür. Çünkü geçmişte çok incinmiş bir zihin şunu öğrenmiştir “Çok umutlanırsam üzülürüm.” Böyle olunca kişi bazen güzel şeyleri kendi eliyle bozar; çünkü kontrolün kendisinde olduğunu hissetmek, belirsizlikten daha az korkutucu gelebilir.
Öznefret de benzer bir yerden beslenebilir. İnsan bazen kendisine, hayatta en sevdiği insana asla söylemeyeceği kadar sert davranır. Küçük bir hata yaptığında kendini acımasızca eleştirir, eksiklerini büyütür, iyi yanlarını görmezden gelir. Oysa çoğu zaman bu sert iç ses sonradan öğrenilmiş bir sestir; çocuklukta duyulan eleştirilerden, yaşanmış hayal kırıklıklarından, kıyaslanmaktan ya da kırılmaktan beslenmiş olabilir.
Peki bununla nasıl baş edilir? Belki de ilk adım, kendini bir anda çok sevmeye çalışmak değil; kendine biraz daha adil davranmayı öğrenmektir. “Ben neden böyleyim?” diye kızmak yerine, “Ben neyden korkuyorum?” diye sormak bazen daha gerçek bir kapı açar. Çünkü özsabotajın altında çoğu zaman başarısızlık korkusu, reddedilme korkusu, hayal kırıklığı korkusu ya da bazen garip biçimde başarılı olmaktan korkma vardır. Çünkü değişmek de insanı ürkütebilir; yeni bir hayat, yeni bir kimlik, yeni bir benlik hissi belirsizlik taşır.
Belki de mesele kendinle savaşmayı bırakıp yavaş yavaş aynı tarafta durmayı öğrenmektir. Çünkü insanın hayatındaki en uzun ilişki kendisiyle olan ilişkidir. Belki bazen iyileşmek, kendini kusursuz görmek değil; kırılmış taraflarını anlayarak onlara biraz daha şefkatle yaklaşabilmektir.
[1]Kendi adıma düşündüğümde, insanın kendine zarar veren tarafıyla yüzleşmesi belki de hayatın en zor ama en dürüst mücadelelerinden biri. Çünkü bazen insanın en büyük savaşı dış dünyayla değil, kendi içindeki o sert sesle olur. Yıllarca kendimizi eleştirmeye, eksiklerimizi büyütmeye ve korkularımızı saklamaya o kadar alışıyoruz ki, kendimize anlayış göstermeyi unutabiliyoruz. Oysa belki de mesele kusursuz olmak değil; düştüğümüzde kendimizi yerden nasıl kaldırdığımızdır.
Sanırım zamanla şunu öğreniyoruz. İnsan bazen kendini sabote eder çünkü kırılmaktan korkar, bazen kendinden nefret eder çünkü yeterince iyi olmadığını sanır. Ama insanın iyileşmeye başlaması, her şeyi bir anda düzeltmesiyle değil; kendine biraz daha dürüst, biraz daha yumuşak davranmasıyla mümkün olur.
Belki de en büyük değişim, bir gün aynaya bakıp kendine şu cümleyi söyleyebilmektedir “Tamam, eksiklerim var ama artık kendimin düşmanı olmak istemiyorum. Birde sanırım insan en çok kendine insafsız oluyor.
Kaynaklar
- Hatice Kutbay. (). Kendi Düşüncem.