Beyin cerrahı olmak mı daha zor, yoksa nitelikli bir yazar olmak mı? İlk bakışta, bu soruya çoğu kişi “Tabii ki beyin cerrahı olmak!” diye cevap verebilir. Sonuçta, beyin cerrahları insan hayatını ellerinde tutan, en ufak bir hatanın bile geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabileceği bir mesleği icra ediyorlar. Yıllarca süren eğitim, bitmek bilmeyen stajlar, gece gündüz süren pratikler ve inanılmaz bir zihinsel-fiziksel dayanıklılık gerektiriyor. Bir ameliyat saatlerce sürebilir, hastanın beyin dokusuna yapılacak en ufak yanlış bir müdahale felç kalmasına, hatta ölümüne neden olabilir. Bir beyin cerrahının yaptığı iş, keskin bir matematik gibi işlemeli; milimetrik hesaplamalar, anlık doğru kararlar ve soğukkanlılık gerektiriyor. Ama işin bir başka boyutu daha var: Beyin cerrahisi, ne kadar zor olursa olsun, sistematik bir eğitimle öğrenilebilir bir meslek. Bir insanın cerrah olması için atması gereken adımlar bellidir: Tıp fakültesine girersin, yıllarca anatomi, fizyoloji, patoloji çalışırsın, sonra uzmanlık yaparsın, ardından yıllar süren ameliyat tecrübeleriyle yetkinleşirsin. İşin kuralları nettir, belirli bir bilgi birikimi ve pratikle ustalaşabilirsin.
Ama ya yazarlık? İşte burası daha karışık. Yazar olmak için belirli bir eğitim zorunlu değildir. Kimse sana, “Şu kadar yıl eğitim aldıysan, şu kadar kitap yazdıysan artık nitelikli bir yazarsın” demez. Bir yazarın başarısı, tamamen okuyucunun onu nasıl algıladığına bağlıdır. Yazdığın bir cümle bir insanın hayatını değiştirebilir, ona farklı bir bakış açısı sunabilir ya da hiçbir etki yaratmadan unutulup gidebilir. Yazarlıkta kesin doğrular yoktur, kurallar sabit değildir. Teknik bilgi bir yere kadar yardımcı olabilir ama gerçek anlamda iyi bir yazar olmak için gözlem gücü, empati, yaratıcılık, derin bir anlayış ve en önemlisi, anlatacak bir şeylerin olması gerekir. Hemingway’in dediği gibi, yazmak “oturup kanamaktır.” Bir yazar, yazdığı her kelimede kendinden bir şeyler bırakır, bazen tüm hayatını ortaya koyar. Beyin cerrahı keskin bir bıçakla hastanın beynini açar, yazar ise kelimeleriyle insanların zihnine ve ruhuna dokunur. Ama cerrahın elinde bilimsel yöntemler ve kesin veriler vardır; yazarın ise sadece kelimeleri ve anlatma gücü.
Bir cerrahın başarısı, ameliyatın sonucuyla ölçülür. Hasta iyileşmiş mi? Ameliyat başarılı geçmiş mi? Bunlar somut bir şekilde değerlendirilebilir. Ama bir yazarın başarısı neye göre ölçülür? Çok satanlar listesine girmek mi, yoksa yıllar sonra bile okunmaya devam etmek mi? Okuyucuya bir duygu hissettirmek mi, yoksa toplumda bir etki yaratmak mı? Yazarlık, bu yüzden daha belirsizdir. Bir cerrah başarısız olursa, hastanın sağlığı riske girer, ama bir yazar başarısız olursa, kimse onun yazdıklarını bile okumaz, hatta varlığını bile fark etmez. Kötü bir cerrahın yaptığı hatalar anında görülür, ama kötü bir yazarın hataları genellikle sessizce kaybolur. Bu yüzden yazarlık, çok daha büyük bir belirsizlik ve kırılganlık içerir.
Üstelik yazarlık, sadece yazmaktan ibaret değildir. Yazarlık, hayatı gözlemlemek, insanları anlamak, onların duygularına tercüman olabilmek demektir. Kelimeleri seçmek, onları yan yana dizmek kolaydır; ama onları okuyucuya gerçekten hissettirebilmek bambaşka bir yetenektir. İnsanları etkileyen metinler yazmak için, önce kendinin etkilenmesi gerekir. Bu yüzden, yazarın en büyük savaşı kendi içindedir. Kendi düşünceleri, kendi hisleri, kendi deneyimleriyle boğuşur durur. Cerrahların başarısı genellikle bir ekip çalışmasına dayanırken, yazar tamamen yalnızdır. Yazarlık, fiziksel değil ama ruhsal olarak son derece ağır bir süreçtir. Bir kitabı yazmak, bir ameliyat yapmak kadar zor olabilir ama fark şu ki, cerrahlar ameliyatlarının sonunda başarıyı daha net görebilirler, oysa bir yazar, yazdıklarının gerçekten birine ulaşıp ulaşmadığını belki de hiçbir zaman bilemez.
Peki, hangisi daha zor? Teknik olarak bakarsak, beyin cerrahı olmak daha zordur. Yıllarca süren eğitim, pratik, milimetrik doğruluk gerektirir ve çok büyük bir sorumluluk ister. Ama ruhsal ve sanatsal açıdan bakarsak, nitelikli bir yazar olmak belki de daha büyük bir meydan okumadır. Çünkü yazarlık, sonsuz bir belirsizlik ve sorgulama sürecidir. Bir cerrah, belirli aşamalardan geçerek sonunda “yetkin” olarak kabul edilir ama bir yazarın gerçekten iyi olup olmadığına kim karar verir? Yazarın ustalaşması için tek bir formül yoktur, her yazar kendi yolunu bulmak zorundadır. En büyük eserlerin birçoğu, yazarlarının hayatları boyunca kıymeti bilinmeden kalmış, ancak yıllar sonra değer kazanmıştır. Bir cerrah başarısız olursa en azından onun başarısız olduğu bilinir, ama bir yazar başarısız olursa kimse onun varlığını bile fark etmez. İşte belki de yazarlığı daha da zor yapan şey budur. Çünkü bazen en iyi yazılar bile hiç keşfedilmeden yok olup gidebilir.
Kaynakça:
• Greenberg, M. S. (2019). Handbook of Neurosurgery. Thieme.
• Hemingway, E. (1964). A Moveable Feast. Scribner.
• King, S. (2000). On Writing: A Memoir of the Craft. Scribner.