Hipotezinizde gözüme takılan yerleri sırasıyla yorumlamaya çalışayım. "Karanlık madde boşluğun ta kendisi olmalı". Bu cümle bilinen kütlenin yarattığı çekim kuvvetinin, 5-6 kat daha fazlasını nasıl yarattığını açıklamıyor. Örneğin; Bizim Güneş Sistemi belli bir hızda Samanyolu etrafında dönüyor, Newton yasaları ve Genel Göreliliğe göre bu hızlarda galaksi etrafında dönemeyiz ve galaksi dışına savrulmalıyız, fakat savrulmuyoruz. Galaksi kütlesinin total uyguladığı çekim kuvvetinin kat kat fazlasına maruz kaldığımız bir gerçek.
"Işık ile etkileşimi yok, evrenin büyük çoğunluğunu dolduruyor". Işık ile etkileşimi var mı, yok mu emin değiliz. Ama ışığı etkilediğinden eminiz. Arka plan galaksilerin görüntüsü bize ulaşırken, ışığını kesen ve ön planda olan bir diğer galaksinin etrafından dolaşarak görüntü bize ulaşabiliyor. Fakat ön plandaki galaksi kümesinin tahmini total kütlesinin ışığı bu denli kırmaması gerekiyor. Yani, kütleçekim mercekleme olması gerekenden çok daha fazla. Evrenin büyük çoğunluğunu ise karanlık madde değil, karanlık enerji dolduruyor. Kabaca, karanlık enerji %68, karanlık madde %27, normal madde %5.
"Karanlık enerji kuantum dalgalanmaları olmalı". Bu dalgalanmalarda sanal parçacıklar bir anda var oluyor, fakat var olurken anti sanal parçacığını da oluşturuyor ve tekrar etkileşime girip yok oluyorlar. Parçacıkların bir anda var olması enerjinin korunumuna ters gibi görünse de, anti parçacığının da olması ve yok olmaları bu yasayı bozmuyor gibi duruyor. Yani, bir enerji birikimi ve sürekliliği söz konusu değil.
Benim kişisel fikirlerim bu yönde, karanlık madde ve karanlık enerji hakkında fikirlerimi blog yazılarımda geçmişte paylaşmıştım. Merak ederseniz o bölümleri okuyabilirsiniz. Burada yazdıklarım belki hipotezinizi geliştirmeye ışık tutmuştur. İyi günler dilerim.