Neden mi? Çünkü doğdukları günden beri onlara tam olarak bu yalan pazarlandı.
Sen özel değilsin. Sen güzel ya da eşsiz bir kar tanesi değilsin. Sen de herkes gibi çürüyen organik bir maddesin.
İnsanlar özel hissetmek istiyor çünkü gerçekle yüzleşecek kadar cesur değiller. Gerçek şu: Hepimiz bu dünyanın şarkı söyleyen, dans eden pisliğiyiz. Hepimiz aynı kompost yığınının parçasıyız. Ama televizyon, filmler ve o lanet olası reklamlar insanları büyürken milyoner, film yıldızı ya da rock yıldızı olacaklarına inandırdı. Ama olmayacaklar. Ve bu gerçeği yavaş yavaş fark ediyorlar. Çok kızgınlar. Bu yüzden o sahte "özel" olma hissine umutsuzca, tırnaklarını kanatarak sarılıyorlar.
Özel hissetmek istiyorlar çünkü sistemin onların zayıflığına ihtiyacı var. Sana ihtiyacın olmayan şeyleri satmak için senin "farklı" hissetmeni sağlamak zorundalar. Bir araba, markalı bir ceket, bir kahve bardağının üzerindeki ismin veya IKEA'dan aldığın o lanet olası yin-yang sehpa ile kimliğini tanımlıyorsun. Kendini eşyalarınla "özel" kıldığını sanıyorsun ama yanılıyorsun. Sahip olduğun şeyler, sonunda sana sahip oluyor.
O "eşsiz" olma çabası var ya? O bir hapishane. Kendi egonun etrafına ördüğün, kalın duvarlı bir hücre. İnsanlar o hücrede güvende hissediyorlar çünkü dışarıdaki o devasa, kayıtsız evrenin onlarla zerre kadar ilgilenmediğini, yok olup gittiklerinde hiçbir şeyin değişmeyeceğini kabul etmek midelerini bulandırıyor.