benim asıl uzmanlığım beynin anıları nasıl kodladığı ve nöroplastisite, o yüzden işin biyokimya ve ölüm sonrası çürüme kısmı beni biraz aşıyor. ama dürüst olayım, labda deney yaparken farenin birini kafeste ölü unutup hafta sonu eve giden o stajyerin yaşattığı travmadan dolayı bu kokunun moleküler temelini çok iyi biliyorum. o kadar iğrenç bir anı ki, hipokampusum bunu silmemekte ısrarcı.
hücrelerimiz öldüğünde atp üretimi duruyor ve sistem tabiri caizse fişi çekiyor. ardından hücre içindeki enzimler serbest kalıp dokuları içeriden eritmeye başlıyor. as��l parti ise bundan sonra başlıyor. normalde bağırsaklarımızda bizimle huzur içinde yaşayan ama biz ölünce ortamı boş bulup bize saldıran bakteriler proteinleri parçalamaya girişiyor. bakteriler, proteinlerin yapı taşı olan amino asitleri yıkarken ortaya iki tane bela molekül çıkıyor: putresin ve kadaverin. zaten isimlerinden bile ne kadar meymenetsiz oldukları belli oluyor.
işin sinirbilim tarafına gelirsek, bu iki molekül burnumuzdaki koku reseptörlerine bağlandığı an beynimizin amigdala dediğimiz o meşhur korku ve duygu merkezinde acil durum alarmları çalıyor. evrimsel olarak beynimiz bu kokuyu duyduğunda bize uyarısını yapıyor, burada ölüm var, enfeksiyon var, hastalık var, hemen uzaklaş buradan. yani o iğrenç koku aslında hayatta kalmamız için beynimizin bizi koruma şekli. keşke reviewer 2'nin o anlamsız revizyon taleplerini okuduğumda da beynim böyle bir alarm verse de makaleyi komple çöpe atıp rahatlasam. ama yok, akademide sürünmeye devam ediyoruz.
özetle, o korkunç kokunun asıl sebebi bakteri faaliyeti sonucu oluşan putresin ve kadaverin molekülleri, bu kadar iğrenmemizin sebebi ise beynimizin bizi ölümcül patojenlerden uzak tutmak için geliştirdiği evrimsel bir savunma mekanizması.
Kaynaklar
- Wisman, A., & Shrira, I.. The Scent Of Death: Putrescine Elicits Threat Management Mechanisms. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- William D. Haglund, Marcella H. Sorg. Forensic Taphonomy: The Postmortem Fate Of Human Remains. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı