Tanrı bilinen değil, inanılan bir şeydir dolayısıyla kişinin sorması gereken soru da "Tanrı var mı?" değil, "Tanrı'ya inanmaya ihtiyacım var mı?" olmalıdır.
Örneğin, size bir ev sahibi olduğumu iddia edersem, benden bunu kanıtlamam için tapu senedini isteyeceksiniz. Biriyle evli olduğumu iddia edersem de, benden evlilik cüzdanı isteyeceksiniz çünkü var olmanın anlamını böyle öğrendiniz.
İnsanlar olarak, iddiaların gerçek olduğunu kanıtlamak için gözle görüp, elle tutabildiğimiz bir şeylere inanma ihtiyacımız var. Tartışmanın her iki tarafının da, belirli bir önermenin doğruluğunu kabul edebileceğimiz bir yol olmalı. Ancak mesele şu ki, Tanrı (özellikle benim İslami inancıma göre ''Allah'') duyusal algının üstündedir.
Bunun sebebi, eğer o duyusal algı alanında olsaydı bunun anlamı sınırlı olması gerektiği olurdu çünkü duyular, doğaları gereği yalnızca belirli bir spektrum içindeki şeyleri anlayabilirler.
Dolayısıyla Tanrı (Allah)'nın gerçek olduğunu duyularımız aracılığıyla kanıtlamaya veya bilmeye çalışmak yanlış bir şeydir. Bir kimse sizden Tanrı'nın (Allah'ın) varlığına dair delil istemeye çalıştığında ve buna bağlı duyusal bir şey istediğinde, bu başlı başına Tanrı kavramıyla tamamen çelişen bir şeydir.
Çünkü eğer gözle görülen bir şey olsaydı tıpkı bizim gibi sınırlı bir varlık olurdu. Tanrı'nın(Allah'ın) gerçek olup olmadığını anlamanın yolu yoktur. Yani burada önemli olan ''varlığından'' çok ''inanç meselesi'' ile ilgilidir.
[1]