Merhabalar iyi formlar,
- 1. Soru: Kısaca 'Etrüskler' Kimlerdir?
Etrüskler, Roma İmparatorluğu'nun yükselişinden önce İtalya Yarımadası'nda (günümüzdeki Toskana, Lazio, Umbria bölgelerinde) yaşamış, oldukça gelişmiş ve gizemlerle dolu bir 'antik uygarlıktır'. Roma medeniyetinin temellerini atan pek çok kültürel, mimari ve dini öğenin asıl kaynağı olarak kabul edilirler.
"Etrüsklerin nereden geldiği tarihçiler arasında uzun yıllar tartışma konusu olmuştur. İki ana teori öne çıkar":
- Lidya (Anadolu) teorisi: Heredot, Etrüsklerin Batı Anadolu'daki Lidya'dan göç ederek İtalya'ya ulaştığını savunmuştur. Modern genetik çalışmalar, bu teoriye uyumlu bazı ipuçları (Anadolu ile genetik bağlar) sunmaktadır.
- Yerli Teori: Bazı araştırmacılar ise onların İtalya'daki tarih öncesi 'Villanova' kültürünün bir devamı olduğunu savunur. (bkz. Villanova kültürü; Orta ve Kuzey İtalya'daki en erken Demir Çağı kültürüdür. MÖ 11. yüzyılda kuzeyden gelip İtalya'nın orta bölgelerine yerleşen kavimlerin oluşturdukları kültüre verilen Villanova adı, bu kültürün ilk kez bulunduğu yerden ismini alır.)
Roma'nın ilk kralları Etrüsk kökenliydi. Romalılar; 'toga' adı verilen giyisiyi, gladyatör dövüşlerini, zafer alaylarını ve tanrıların iradesini okuma (fal) tekniklerini Etrüsklerden almışlardır.
MÖ 3. yüzyıldan itibaren Roma'nın askeri gücü karşısında bağımsızlıklarını kaybetmiş ve zamanla Roma kültürü içinde eriyerek tarih sahnesinden çekilmişlerdir.
- 2. Soru: Alp Dağlarına ismini kimler vermiştir?
Alp Dağları'na ismini verenlerin tam olarak kim olduğu konusunda tarihçiler ve dilbilimciler arasında birkaç farklı görüş olsa da, ismin kökeni çok eski "Hint-Avrupa öncesi ve Kelt" dillerine dayanmaktadır.
En yaygın kabul gören teoriye göre, isim Keltçedeki "Alp" (yüksek dağ) sözcüğünden gelmektedir. Keltler, bu dağların çevresinde ve eteklerinde uzun süre yaşadıkları için coğrafi isimlendirmede büyük rol oynamışlardır.
Bazı dilbilimciler kelimenin; Hint-Avrupa Öncesi (Pre-Indo-European) döneminde Keltlerden de önce bu bölgede yaşayan topluluklara ait olduğunu svunur. Bu dillerde "alb" veya "alp" kökünün "beyaz" veya "parlak" anlamına geldiği (zirvelerdeki kar ve buzdan dolayı) düşünülmektedir.
Latince olan bağlantısı: Romalılar bu dağlara "Alpes" adını vermiştir. Latince "albus" (beyaz) kelimesiyle benzerlik taşıması, Romalıların da bu ismi "Beyaz Dağlar" olarak yorumladığını göstermektedir.
Özetle, Alp isminin babası tek bir kişi değil; bölgenin kadim sakinleri olan Keltler ve onlardan önceki yerli topluluklardır. Romalılar ise bu ismi devralıp dünya literatürüne kazandırmışlardır.
- 3. Soru: Türk nedir? Irk mıdır ya da Kültürel bir yaşam biçimi midir?
"Türk" kavramı, tarih boyunca hem antropolojik hem de sosyolojik açıdan farklı katmanlarla tanımlanmış oldukça geniş bir olgudur. Bu sorunun cevabı, baktığınız perspektife göre şu üç ana başlık altında toplanabilir:
- Etnik ve Sosyal Tanım (Irk Boyutu)
Tarihsel köken olarak Türkler, Orta Asya kökenli bir kavimler bütünüdür. Genetik ve antropolojik açıdan Türk kavramı, geniş coğrafyaya yayıldığı için tek tip bir fiziksel özellikten ziyade, ortak bir soy ağacına ve dil ailesine (Ural-Altay) mensubiyeti ifade eder. Göktürk Kağanlığı ile birlikte "Türk" adı ilk kez siyasi bir kimlik ve bir devlet adı olarak tarih sahnesine çıkmıştır.
- Kültürel ve Dilsel Tanım (Yaşam Biçimi)
Birçok tarihçi ve sosyoloğa göre Türklük, bir "kültür dairesidir." Ziya Gökalp gibi isimlerin de vurguladığı üzere, Türk olmak sadece kandan gelen bir miras değil; aynı dili konuşmak, benzer gelenekleri paylaşmak ve ortak bir "mefkure" (ülkü) etrafında birleşmektir. Türkçeyi ana dil olarak benimsemek ve "Töre" kavramı etrafında şekillenen sosyal düzen ve yaşam tarzı ile ortak bir geçmişe ait olma hissi vurgulanmaktadır.
- Siyasi ve Hukuki Tanım (Vatandaşlık)
Modern dünyada ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti anayasasında Türk kavramı, etnik kökene bakmaksızın vatandaşlık bağıyla tanımlanır. Anayasanın 66. maddesi şunu belirtir.
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."
Bu tanım, Türklüğü bir üst kimlik ve hukuki bir statü olarak konumlandırır.
Özetle; Türk kavramı saf bir biyolojik ırktan ziyade; binlerce yıllık bir tarihin, köklü bir dilin ve bu değerler etrafında şekillenmiş bir yaşam biçiminin sentezidir. Günümüzde daha çok dil, kültür ve aidiyet hissiyle tanımlanan kapsayıcı bir kimlik olarak kabul görür.
- 4. Soru: Irk bir uydurma mıdır? Bizleri nesil olarak ayırıp, coğrafi olarak mı birleştirir?
Irk kavramı, modern bilimsel perspektiften bakıldığında biyolojik bir gerçeklikten ziyade sosyal bir inşa (uydurma) olarak kabul edilir. Ancak bu "uydurma", tarihsel süreçte toplumları, coğrafyaları ve nesilleri şekillendiren çok güçlü bir araç haline gelmiştir. Her ne kadar bilimsel olarak "ırk" bir kurgu olsa da, bu kurgunun yarattığı sosyolojik etkiler gerçektir. İnsanların kendilerini bir gruba ait hissetme ihtiyacı, ortak bir tarih ve coğrafya üzerinden birleşmelerini sağlar.
Ancak bugün modern toplumlar, "ırk" (kan bağı) yerine "etnisite" (kültür, dil tarih birliği) kavramını kullanmayı tercih eder. Çünkü etnisite, biyolojik bir zorunluluk değil, sonradan kazanılabilen ve paylaşılan bir yaşam biçimidir.
- 5. Soru: Dinler farklı ırklara mensup toplumları neden birleştirmez?
Dinlerin toplumları her zaman birleştirmemesi, hatta bazen derin fay hatları oluşturması, dinin hem psikolojik hem de sosyolojik doğasındaki bazı temel dinamiklerden kaynaklıdır. Din, doğası gereği bir "iç grup" (biz) oluştururken, kaçınılmaz olarak bir "dış grup" (onlar) yaratır.
Dinler, mensuplarına çok güçlü bir aidiyet hissi verir. Ancak bu aidiyet, genellikle "doğru yolun sadece bizde olduğu" inancıyla pekiştirilir. Hakikat temelinde; her din, nihai gerçeği temsil ettiğini iddia eder. Bu durum, diğer inanç sistemlerini "yanlış", "eksik" veya "sapkın" olarak görmeyi beraberinde getirir. Kutsal sınırlar içerisinde; inanç ritüelleri (giyim, yeme içme, ibadet şekilleri), o toplumu diğerlerinden ayıran fiziksel ve kültürel duvarlar örer.
Dinler sadece farklı dinler arasında değil, kendi içinde de bölünürler. Tarihteki en kanlı savaşların çoğu farklı dinler arasında değil, aynı dinin farklı yorumları (mezhepleri) arasında yaşanmıştır. Metinlerin açık olması, zamanla coğrafi ve kültürel farklılıklar birleşince tek bir inanç sistemi bile kendi içinde "biz ve onlar" ayrımına düşer.
Din, kitleleri harekete geçirmek için dünyadaki en güçlü araçlardan biridir. Çoğu zaman toplumsal çatışmaların asıl sebebi toprak, kaynak ve güç paylaşımı olsa da, bu çatışmalar çıkıp bir silah haline gelir.
Bir din teori olarak kucaklamayı (evrensellik) hedeflese de, pratiğe döküldüğünde içine girdiği toplumun yerel kültürüyle birleşir.
Örneğin, bir toplumun dini yaşama biçimi, başka bir toplumun kültürel değerleriyle çatışabilir. Bu da "din kardeşliği" yerine "kültürel üstünlük" tartışmalarına yol açar.
Dinler, gündelik yaşamı (evlilik, miras, komşuluk) düzenleyen kurallar koyar. Farklı kurallara sahip toplumlar arasında bu sosyal kurallar uyuşmadığında, bireyler arası etkileşim azalır ve "sosyal mesafe" artar. Bu mesafe, zamanla güvensizliğe ve kutuplaşmaya evrilir.
Özetle; Dinler teoride barış ve birlik vaat etse de, insan doğasındaki "bir yere ait olma ve kendini başkasından ayırma" dürtüsüyle birleştiğinde, toplumları birleştirmekten ziyade onları bloklara ayırma eğilimi gösterir.
- 6. Soru: İnsan pragmatik olmaya mecbur mudur?
İnsanın pragmatik (faydacı) olmaya "mecbur" olup olmadığı, binlerce yıldır felsefenin en büyük kapışma alanlarından biridir. Bu sorunun cevabı, hayata hangi pencereden baktığına göre değişir.
Biyolojik açıdan bakarsak, evet, pragmatik olmaya bir nevi mahkumuz. Hayatta kalma iç güdüsü ile beynimizi, en az enerjiyle en fazla verimi alacak şekilde evrimleşmiştir. Bir tehlike anında veya kaynak arayışında "Bu işin bana faydası ne?" sorusu, hayatta kalmamızı sağlayan temel mekanizmadır.
Adaptasyon ve çevreye uyum sağlamak, pragmatik bir süreçtir. Eğer çevresel şartlara fayda-maliyet ekseninde yaklaşmazsak, türümüzün devamlılığı tehlikeye girebilir.
Modern dünya, pragmatizmi bir "yaşam standardı" haline gelmiştir.
Verimlilik odaklılık ilkesiyle, kapitalist sistem ve modern iş hayatı, "sonuç odaklı" olmayı ödüllendirir. Zamanın ve paranın kısıtlı olduğu bir dünyada, fayda sağlamayan eylemler "kayıp" olarak görülür.
Toplumsal düzen içerisinde, yasalar ve toplumsal kurallar genellikle toplumsal faydayı (pragmatizm) gözetir.
İnsan pragmatik olamaya mecburdur diyemeyeceğimiz nokta, ahlâk ve onur meselesidir.
'Immanuel Kant'a' göre, bir eylemin değeri onun sonucuna veya sağladığı faydaya değil, arkasındaki niyete ve ahlaki ilkeye bağlıdır. Örneğin; yalan söylemek o an işine yarayabilir (pragmatik bir fayda), ama ahlaken yanlıştır. İnsan, sadece ilkesi doğru olduğu için kendine zarar verecek bir şeyi yapabiliyorsa, pragmatizmin mahkûmu değildir.
Bir insanın, hiçbir karşılık beklemeden başkası için canını tehlikeye atması veya sanatsal bir uğraş için ömrünü yoksulluk içinde geçirmesi, pragmatik mantıkla açıklanamaz.
Bazı düşünürlere göre her şeyi fayda ekseninde değerlendirmek, insanın ruhsal derinliğini öldürür.
'Jean-Paul Sartre' veya 'Albert Camus' gibi isimlere göre insan, fayda peşinde koşan bir makine değil, kendi anlamını yaratan özgür bir varlıktır. Bazen "saçma" olanı yapmak veya hiçbir faydası olmayan bir gün batımını sadece izlemek, insanı makineden ayıran şeydir.
Özetle; Fiziksel ve sosyal dünyada hayatta kalmak için pragmatik olmaya ihtiyacımız var; ancak "insan" yapan değerler (onur, sevgi, dürüstlük) çoğu zaman pragmatizme "meydan okuduğumuz" anlarda ortaya çıkar.
Saygı ve sevgiyle kalınız.
Kaynaklar
- N. T. D. Grummond. (2006). The Religion Of The Etruscans. ISBN: 9780292721463.
- G. Barker. (1998). Etruscans (The Peoples Of Europe). ISBN: 9780631177159.
- J. Thuillier. (2009). Les Étrusques: La Fin D'un Mystère ?. ISBN: 9782070395729.
- S. O'Shea. (2017). The Alps: A Human History From Hannibal To Heidi And Beyond. ISBN: 9780393355697.
- B. Cunliffe. (1997). The Ancient Celts. ISBN: 9780198150107.
- J. F. Drinkwater. (2002). Fifth-Century Gaul: A Crisis Of Identity?. ISBN: 9780521414852. sf: 177-210.
- B. Ögel. (2010). Türk Mitolojisi I. Cilt. ISBN: 9789751601155. Yayınevi: Türk Tarih Kurumu.
- K. Mahmud. (2005). Divanü Lugâti't-Türk. ISBN: 9789759970130. Yayınevi: Kabalcı Yayınevi.
- L. L. Cavalli-Sforza. (1996). The History And Geography Of Human Genes. ISBN: 9780691029054.
- É. Durkheim. (2020). Dinsel Yasamin Ilk Bicimleri. ISBN: 9786057995186.
- M. Weber. (2016). Din Sosyolojisi. ISBN: 9786054533381. Yayınevi: Yarın Yayınları.
- W. James. (1975). Pragmatism (The Works Of William James). ISBN: 9780674697355.
- I. Kant. (2020). Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi. ISBN: 9789757748113. Yayınevi: Türkiye Felsefe Kurumu.
- J. S. Mill. (2017). Faydacılık. ISBN: 9786051714905. Yayınevi: Alfa Yayınları.
- V. E. Frankl. (2012). İnsanın Anlam Arayışı. ISBN: 9786054054206. Yayınevi: Okuyan Us.