Bencil Olduğumuz İçin Sessiz Kalamayız…
Bencilliğimiz genetiktir ve kötü değildir. Ancak bu bencilliğimizin arayışlarına cevap bulabilmesinin ve varlığını sürdürebilmesinin yegane yolu toplumsallığımız olduğundan gönüllü olarak bizcil davranırız. Ustalar buna “zorunluluğun kavranması” der.
Bugün hala ve ısrarla bu zorunluluğu kavramayıp bizcil olmak yerine bencil olmayı tercih edenlerin, toplumumuzu dinamitlemeyişinin yegane nedeni azınlıkta oluşlarından kaynaklı büyük çoğunluk tarafından tolere edilişleridir.
Zira bu tolere etme işi artık taşınamayacak denli topluma her ne zaman egemen olmuşsa o toplum ya iç savaşa sürüklenmiş ya da dağılmıştır. Bu bazen dünya ölçeğinde paylaşım savaşlarına vesile olmuştur. Tarihimiz bu acılarla doludur.
İşte etik, bu tür yıkımların önüne geçebilme sigortasıdır. Etik, evrensel (dünyasal) ölçekte zorunlu toplumsal bir varlık olan türümüzün toplumsallığını (Bir arada yaşayabilmenin) sürdürebilmesinin ortaklaşılmış düşünüş ve davranış normlarıdır.
Bu normların varlığı ve sürekliliği, bizi biz yapan çimentonun etkisini ve sürekliliğini teminat altına alır. Bu nedenle de her ne kadar ilkel komünal toplum sonrası köleci, feodal ve günümüz kapitalist toplumda iğdiş edilmiş olsa da, etiğin en önemli başlıklarından biri olan iyilik karşısında en kötüler bile yaşasın kötülük demekten imtina eder.
Etiğin bir diğer başlığı ise doğruluktur ve önemini en iyi “Yalancı Çoban” hikayesi betimler. Yani doğru bir defa bile şaşar veya şaşırtılır ise, hem artık ayar tutmaz hem de bir arada yaşamanın en başat ilkesi ve zorunlu koşulu olan güven yiter.
Diğer başlık ise adalettir ve adalet toplumsal yapılarda ancak kollektif bir iradenin ürünü olarak var olabilir. Bu iradeyi mümkün kılan en önemli şey de bize toplumsallığı dayatan dayanışma ihtiyacıdır. Ki dayanışma salt duygu birliğinden ibaret değil, aynı zamanda davranış birliğini şart koşar.
Dolayısı ile de etik olmayan(kötü, yanlış ve adaletsiz) bir durum karşısında, kendi çapımızda ve gücümüz ölçeğinde buna maruz kalan ile dayanışmak, yani duygu ve davranış birliğini hayata geçirmek; acımak, üzülmek, öfkelenmek vb. duygu birliğinin yanı sıra itiraz etmek, ses çıkarmak ve dahası mağdur ve mazlumdan yana ve zalimin görebileceği, hissedebileceği ve geri adım atacağı şekilde tavır takınarak davranış birliğinde bulunmak, aslında kendi geleceğimizin ve güvenliğimizin teminat altına alınmasına yönelik atılan bir adım olarak okunmalıdır. Aksi durumda sevgili Mustafa Aral’ın verdiği cevapta geçen “Papaz” hikayesi her an hepimizin öz hikayesi oluverir. Sevgiyle…