Yeterince zum yaparsak görürüz…
(Bildiğim kadarıyla)
Duygu dediğimiz şey; içeriden ( içeride sadece biz yokuz- ortakçıyız) veya dışarıdan bir uyarana karşı vücudumuzun kimyasal olarak verdiği tepkiden başka bir şey değil. Hangi duyguyu yaşarsak yaşayalım, yaşadığımız esnada ve uygun araçlarla vücudumuzdaki kimyasalların, yaşadığımız duyguya paralel hareketini gözlemleyebiliriz.
Esasında maddi bir evrende somut olarak maddeye, doğrudan veya dolaylı dayanmayan hiçbir soyutluk yoktur, düşünce dahil. Bu, son kertede soyut olarak düşündüğümüz, kurguladığımız, tasarladığımız şeyin somutluğunun illa ki düşündüğümüz, kurguladığımız, tasarladığımız ile bire bir örtüşme zorunluluğunu doğurmaz.
Maddi evrende somut karşılığı ve bizde değişik zamanlarda izdüşümü olan soyutluklar bazen zihnimizde ve duygularımızda rastgele ve parçalı olarak vücut bulabilir. Tıpkı rüyalardakiler gibi, neticede mükemmel değiliz.
Bu durum zihnimizdeki izdüşümün maddi evrenimizde daha önce hiç var olmayan, cin, peri, öte alem figürleri vb. gibi gözlemlenmeyen ve gözlemlenemeyecek olanın da açığa çıkması şeklinde olabilir ve buna dayanarak “hani bunun somut karşılığı, hani soyut diye bir şey yoktu” diyebiliriz.
Bizlere bu soyutlukları yaratmaya vesile olanın arka planını ve evrimsel, diyalektik temelde ancak filmi geriye doğru sardığımızda görebiliriz. Ve ancak bu sayede maddi arka planda parça parça ve dağınık şekilde var olan nedenselliğin somut parçalarını tasnif edip yerli yerine oturttuğumuzda, bu soyutlukların da, iç veya dış bir uyarana karşı vücudumuzdaki kimyasalların duygu formunda maddi temeline ulaşabiliriz. Sevgiyle…