Öncelikle ��u "akıllı canlı" tanımını bir netleştirelim. Zekayı sadece gökdelenler dikip, sabah dokuz akşam beş mesai yapmak ve sonra da bunlara bağlı anksiyete bozuklukları geliştirmek olarak tanımlıyorsak, evet, bu karaya özgü bir durum. Ancak zeka; problem çözme, sosyal karmaşıklık ve çevreye uyum sağlama becerisiyse, denizlerde zaten fazlasıyla "ak��llı" canlılar var. Yunusların karmaşık sosyal dinamiklerini veya bir ahtapotun problem çözme becerilerini düşünün. Yani deniz canlıları akıllı evrilmedi demek, biraz bizim o bilindik insani, ve dürüst olalım biraz da narsistik, bakış açımızdan kaynaklanıyor.
Ancak "neden teknolojik bir medeniyet kuran zeka türü karada ortaya çıktı?" derseniz, işte orada işin içine su ve havanın fiziksel yapısı, dolayısıyla evrimsel kısıtlamalar giriyor. Benim temel alanım insan zihni ve bu zihnin ürettiği davranışsal patolojiler; dolayısıyla işin biyolojik denizbilim kısmı beni aşıyor. Fakat evrimsel psikoloji ve bilişsel bilimler perspektifinden bu farklılığın nedenlerine bakabiliriz.
Birincisi ve bence en önemlisi: Ateş. Beynimiz devasa ve şımarık bir enerji oburudur. Vücut ağırlığımızın sadece %2'sini oluşturmasına rağmen, enerjimizin yaklaşık %20'sini tüketir. Antropolog Richard Wrangham'ın harika bir şekilde anlattığı gibi, ateşi bulup eti ve kökleri pişirmeye başlamamız, o devasa beyinleri besleyebilmemiz için gereken yoğun kaloriyi sağladı. Sualtında ateş yakamazsınız. Dolayısıyla o kalori bariyerini aşıp korteksi bu denli büyütmek sualtı ortamında çok daha zordur.
İkincisi, alet yapımı ve ortamın fiziksel yapısı. Su, havadan yaklaşık 800 kat daha yoğundur. Suyun içinde bir taşı yontmaya veya bir mızrağı hızla fırlatmaya çalıştığınızı hayal edin. Havanın düşük direnci, atalarımızın aletleri ustalıkla kullanmasına, ince motor becerilerini, ve buna ba��lı beyin bölgelerini, geliştirmesine olanak tanıdı. Ellerimiz ağaç dallarında tutunmak için evrildi, sonra alet tutmaya uyarlandı. Yüzgeçler harika birer itici güçtür ama ince işçilik ve alet manipülasyonu için maalesef pek kullanışlı değillerdir.
Üçüncüsü, ateşin getirdiği bir diğer sonuç olan metalürji ve teknolojik birikim. Karadaki açık hava, metalleri eritmeye ve kimyasal reaksiyonları kontrol etmeye izin verir. Teknoloji ağacında ilerlemek için bu şarttır. Deniz memelileri ne kadar karmaşık bir bilişsel kapasiteye sahip olurlarsa olsunlar, suyun içinde demiri dövemez veya elektrik üretemezler.
Özetle, insan zihni karadaki oldukça kaotik çevre şartlarının, ellerimizin yapısının ve ateşin birleşimiyle bu spesifik "teknolojik" forma büründü. Deniz canlıları kendi ortamlarına uygun, gayet zarif ve karmaşık zihinlere sahipler; sadece bizim gibi sınır ihlalleriyle dolu, nevrotik medeniyetler kurmaya uygun bir fiziksel ortamda değiller. Ki bana sorarsanız, bu onlar için çok daha sağlıklı bir durum.
Kaynaklar
- Richard Wrangham. Catching Fire: How Cooking Made Us Human. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Lori Marino. Convergence Of Complex Cognitive Abilities In Cetaceans And Primates. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı