Merhaba
Hayatım boyunca çoğu zaman kendimi bir izleyici gibi hissettim bende. Sanki insanlar bir çember içinde ve ben o çemberin dışındayım gibi hissettim. Her anı, her kararı, her duygu dalgasını sanki uzaktan gözlemleyen bir ben vardı içimde. İnsanlar seçim yaparken heyecanlanıyor, korkuyor ya da sevinirken ben sadece izliyordum; bedenim hareket ediyor, mantığım hesaplıyor ama ben gerçekten o anın içinde yoktum. Zamanla fark ettim ki bu sürekli gözlemci mod, bana bir koruma sağlamış olabilir, ama aynı zamanda kendi duygularımı ve seçimlerimi yaşamamın önüne geçmiş.Soruyu üç farklı gözle ele almak gerçekten zengin bir bakış sağlayabilir bence. Ben bunu hem psikolojik, felsefi hem de pratik açıdan yorumlamak isterim.[1]
Psikolojik gözle, sizin yaşadığınız durum, bazı psikologların “disosiyatif gözlemci” olarak adlandırdığı bir deneyime çok benziyor. Yani kişi, kendi hayatında aktif olarak rol almak yerine, olayları ve kararlarını sanki bedeni alıyormuş gibi izliyor. Bu otomatik pilot hali, bir anlamda zihnin kendini koruma veya sürekli analiz etme stratejisi olabilir. Brown ve Ryan (2003) mindfulness üzerine şöyle diyor. “Farkındalık, kişi ile yaşadığı deneyim arasındaki otomatik ayrımı azaltır ve kişinin kendi eylemlerinin aktif farkındalığını artırır.” Siz bunu zaten fark etmişsiniz; bu farkındalık, aslında değişim için ilk adım.
Felsefi gözle, William James’in ünlü sözü çok yerinde. “Düşünen kişi, kendini düşünen değildir; düşünen bir deneyimdir.” (James, 1890) Yani siz, hayatınızı bir gözlemci olarak izlerken, kendinizi karar veren özne olarak değil, deneyimin içinde bir araç gibi hissetmiş olabilirsiniz. Budist ve varoluşçu metinlerde de benzer bir düşünce vardır. “Observing self” sürekli izler ama içine girmez, gerçek deneyim ve duygular bu yüzden bulanıklaşır. Buradan çıkarılacak ders, gözlemciliğin sizi koruduğu ama aynı zamanda duygulara ve seçimlere kapıyı kapattığıdır.
Pratik gözle, durumdan çıkmak mümkün. Jon Kabat-Zinn (1994) şöyle der.“Farkındalık, hayatın otomatik sürüş modunu durdurup, direksiyona geri oturmaktır.” Küçük adımlarla başlayabilirsiniz .Kahvenizi hangi fincanda içeceğinize bilinçli karar verin ve bedeninin tepkilerini fark edin. Duygularınızı adlandırınız. “Ben şu an heyecanlıyım, gerginim, keyifliyim” gibi. Yoga, nefes çalışmaları veya kısa meditasyonlar bedenin otomatik kararlarını bilinçle birleştirir ve gözlemciden aktif katılımcıya geçişi sağlar.
Kısacası, siz bu farkındalığı yaşadığınız için aslında dönüşüme en yakın noktadasınız. Kendinize sabır gösterin; yıllarca gözlemci modda yaşamak, aktörlüğe geçiş zaman alabilir ama mümkün. Carl Jung’un dediği gibi “Kendini bilmek, yaşamın tüm otomatikliğini fark etmek ve kendi özünü seçmektir.” (Jung, 1961)
Benim için en önemli ders, artık sadece izlemek yerine, hissetmeye ve karar vermeye cesaret edebilmek oldu. Yıllarca bedenim ve mantığım kararları otomatik alırken ben sadece gözlemledim; şimdi ise fark ettim ki yaşam, ancak kendi öznel deneyimlerimizi ve duygularımızı yaşadığımızda gerçek anlam kazanıyor. Küçük adımlarla, kendi seçimlerimi ve hislerimi fark etmeye başladıkça, hayatın sadece bir gözlem değil, aynı zamanda katılım ve yaratım süreci olduğunu hissediyorum. Bu süreç bazen yavaş, bazen zor olsa da, kendime olan güvenimi ve yaşamın içindeki varlığımı yeniden inşa etmeye başlıyorum.
Teşekkür ederim.
Kaynaklar
-
Hatice Kutbay. (). Kendime Düşünceler.