Öncelikle kutsal kelimesinin tanımını yapmamız lazım;
Sorgulanamaz, dokunulamaz, kendinden meşruiyeti olan. Eleştiri götürmez, yanlışlanamaz ya da yanlışlanmaya çalışılması bile saygısızlık sayılır. Kutsal olan şey tartışmaya açılmaz; açmaya kalkan kişi cahillikle, küstahlıkla ya da kötü niyetle itham edilir. Tarihsel örneklere bakarsak: Kilise'nin kozmolojisi kutsaldı, Galileo bunu sorguladığında aforoz tehditiyle karşılaştı. Kast sisteminin tanrısal düzeni kutsaldı, altını kazmak sosyal değil ahlaki bir suçtu. Devlet ideolojileri kutsallaştırıldığında ise sadece fikirlere değil, o fikirleri sorgulayan insanların varlığına bile tahammül edilemez hale gelindi. Kutsal olan şeyin ortak özelliği şu: meşruiyetini dışarıdan almaz, içeriden taşır. "Neden" sorusu zaten cevapsız bırakılır ya da soruyu sormak ayıp sayılır.
Şimdi bununla bilimi karşılaştır.
Bilim tam tersine yanlışlanabilirlik üzerine kurulu. Popper'ın dediği gibi; bir önerme yanlışlanamıyorsa bilimsel bile değil. Yani bilimin özüne göre hiçbir şey dokunulmaz değil. Her şey masaya yatırılabilir yatırılmalı.
O zaman neden kutsal gibi davranılıyor?
Çünkü bilim kurumlaştı. Yöntem bir kenara, etrafında akademi var, dergi var, kariyer var, prestij var. "Bilim şunu söylüyor" cümlesi artık yöntemi değil, o kurumu temsil ediyor. Ve kurumlar tarihsel olarak hep kutsallaştırılır, sorgulamak sistemi tehdit etmek anlamına gelmeye başlar.
Bir de algı meselesi var. Bilimi anlamayan biri için kuantum fiziği ile mucize arasında fark yok. Anlamadığın şeye ya korkuyla ya hayranlıkla bakarsın. Hayranlık zamanla tapınmaya döner.
Yani bilim kutsal değil, ama insanlar onu kutsallaştırıyor çünkü güçlü olan her şeyi bir noktada tanrılaştırıyoruz. Bu bizim sorunumuz, bilimin değil.[1]
Kaynaklar
- ARİF G.. (). Araştırma Kaynaklı Kişisel Yorum.