Bengi dönüş (eternal return / ewige Wiederkunft), evrende olup biten her şeyin, aynı düzen ve biçim içinde, sonsuz kez tekrar edeceği düşüncesidir. Bu kavram, Friedrich Nietzsche’nin felsefesinde merkezî bir konuma sahip olmakla birlikte, kökenleri Antikçağ kozmolojisine, özellikle Stoacıların döngüsel evren anlayışına ve Herakleitos’un oluş düşüncesine kadar uzanır. Nietzsche’de bengi dönüş, bilimsel bir hipotezden çok, zaman, varlık ve yaşamın anlamı üzerine yöneltilmiş radikal bir felsefi sınavdır.
Nietzsche, bengi dönüş düşüncesini doğrusal zaman anlayışına karşı geliştirir. Hristiyanlık ve Ortaçağ düşüncesinde zaman, bir başlangıcı ve bir sonu olan, ilahi bir ereğe yönelen çizgisel bir süreç olarak kavranmıştır. Nietzsche ise zamanı ereksiz, döngüsel ve kendi içine kapanan bir yapı olarak düşünür. Bu yaklaşımda tarih, ilerleme ya da kurtuluş fikri içermez; aksine her an, daha önce olmuş olanın yeniden gerçekleşmesidir. Nietzsche bu düşünceyi, “Bu yaşamı, şimdi yaşadığın gibi, bir kez daha ve sayısız kez daha yaşamak zorunda kalacaksın” varsayımıyla formüle eder ve bunu bireyin varoluşuna yöneltilmiş sarsıcı bir soru hâline getirir (Nietzsche, 1882/1974).
Bu çerçevede bengi dönüş, etik bir ölçüt işlevi görür. Nietzsche için önemli olan, bu düşüncenin fiziksel olarak doğru olup olmadığı değil, insanın bu düşünceyle nasıl yüzleştiğidir. Eğer bir insan, yaşamını tüm acıları, eksiklikleri ve hatalarıyla birlikte sonsuzca tekrar etmeye “evet” diyebiliyorsa, o zaman yaşamı gerçekten onaylamış demektir. Nietzsche bu tutumu amor fati (yazgıyı sevme) kavramıyla ifade eder. Bengi dönüş, böylece edilgen bir kadercilik değil; yaşamın her yönünü aktif biçimde sahiplenmeye çağıran bir varoluş etiği hâline gelir (Reginster, 2006, https://doi.org/10.4159/9780674034432
).
Ontolojik açıdan bengi dönüş, amaçlılık fikrini kökten reddeder. Aristotelesçi ve skolastik geleneklerde evren, belirli bir düzen ve amaç doğrultusunda işleyen anlamlı bir bütün olarak tasarlanmıştır. Nietzsche ise varlığı, herhangi bir nihai amaç ya da aşkın anlam olmaksızın, sürekli tekrar eden güç ilişkileri ve oluş süreçleri olarak düşünür. Gilles Deleuze, Nietzsche’nin bengi dönüş kavramını “aynının mekanik tekrarından” ziyade, “yalnızca onaylanan ve olumlanan varoluş biçimlerinin geri dönüşü” olarak yorumlar. Bu yorum, bengi dönüşü edilgen bir tekrar fikrinden kurtararak yaratıcı bir ontolojiye dönüştürür (Deleuze, 1962/1983, ).
Bengi dönüş, aynı zamanda nihilizm eleştirisinin merkezinde yer alır. Nietzsche’ye göre modern insan, geleneksel değerlerin çözülmesiyle birlikte anlam yitimine uğramıştır. Tanrı’nın “ölümü”, yaşamı yönlendiren aşkın değerlerin çöküşünü simgeler. Bengi dönüş düşüncesi, bu boşluğa verilen bir yanıttır: Yaşamın anlamı, gelecekteki bir kurtuluşta ya da aşkın bir düzende değil, yaşamın kendisinin tekrar tekrar onaylanmasında bulunur. Bu nedenle bengi dönüş, nihilizmi aşma girişimi olarak değerlendirilir (Reginster, 2006).
Bilimsel düzlemde bengi dönüş, Nietzsche tarafından kesin bir doğa yasası olarak ileri sürülmemiştir. Nietzsche, bu düşünceyi çoğu zaman “en ağır düşünce” (das schwerste Gewicht) olarak adlandırır ve onun psikolojik ve felsefi etkisine odaklanır. Yine de 19. yüzyılda enerjinin korunumu gibi bazı fiziksel ilkelerin, bengi dönüşü teorik olarak mümkün kılabileceği tartışılmıştır. Bu tartışmalar, Nietzsche’nin kavramı bilimsel bir teori olarak değil, varoluşu sınayan düşünsel bir deney olarak kurguladığı gerçeğini değiştirmez.
Sonuç olarak bengi dönüş, evrimsel süreçlerden bağımsız biçimde ele alındığında, zamanın doğası, varoluşun anlamı ve insanın yaşam karşısındaki tutumu üzerine geliştirilmiş radikal bir felsefi kavramdır. O, ne ilerleme ne de kurtuluş vaat eder; yalnızca yaşamın, olduğu hâliyle, sonsuzca tekrar etmeye değer olup olmadığı sorusunu sorar. Nietzsche’nin bengi dönüşü, bu soruyu yanıtlama cesaretini gösteren bireyi, modern felsefenin merkezine yerleştirir.