''Bilginin en büyük düşmanı bilgisizlik değildir. Bildiğini zannetmektir.''
Küçük, giderek kirlenen ve aşırı kalabalık bir gezegende kendi içimize bakmayı sürdüremeyiz. Bilimsel çaba ve teknolojik yenilik aracılığıyla bir yandan Dünya'daki problemleri çözmeye uğraşırken, diğer yandan dışarıya, evrenin uzak köşelerine bakmalıyız.
Bizler oldukça sıradan bir yıldızın ufak bir gezegenindeki gelişmiş bir maymun türüyüz. Ama Evren'i anlayabiliyoruz. Bu da bizi çok özel yapıyor.
Hamlet şöyle demişti: Bir ceviz kabuğuna bile sığar ve yine de kendimi sonsuz uzayın kralı sayabilirim. Sanırım Hamlet'in bununla kastettiği biz insanların, her ne kadar fiziksel olarak oldukça sınırlı olsa da -özellikle benim durumunda olduğu gibi- zihinleriyle evrenin tamamını keşfetmek ve Star Trek'in bile ayak basmaya korktuğu yerlere cesurca gitmek konusunda özgür olduğudur.
Eğer zamanda yolculuk mümkünse, gelecekten gelen turistler nerede?
Bilginin en büyük düşmanı cehalet değildir. Bildiğini zannetme sanrısıdır.
Tanrı sözcüğünü, Einstein gibi, kişi-dışı anlamda doğa yasaları için kullanıyorum; dolayısıyla Tanrı'nın zihnini bilmek benim için doğa yasalarını bilmektir. Öngörüm Tanrı'nın zihnini bu yüzyılın sonunda bileceğimiz yönünde.