Castro, ABD'ye Hayır demişti fakat Küba'da gerçekten yeni bir toplumsal biçim icat edilmedi. İnsan çelişkili hikâyelerden bıkar: Küba'nın düşmanlarının işaret ettiği ekonomik başarısızlık ve insan hakları ihlalleri ile devrimin dostlarının dem vurduğu eğitim ve sağlıktaki başarılar. İnsan küçük bir ülkenin en büyük süper güce karşı direnişinin (evet, diğer süper gücün yardımıyla) muazzam hikâyesini dahi duymaktan bıkar. Bütün bu hikâyeler, Küba devriminin nihai komünist gelecekle bağlantılı bir toplumsal model üretemediği üzücü gerçeğini değiştirmez. Yenilerde Kübalı bir turist rehberi, bir Avrupalı turist grubuna acı bir yorumda bulunmuştur: Neden burada olduğunuzu biliyorum. Kaderimize terk edildiğimizi, ilginç bir eksantriklik olduğumuzu biliyorsunuz ve ebediyen kaybolmadan önce bu Küba'yı görme fırsatını kaçırmak istemediniz . Bize çoktan öldüğümüzü söyleyen bir bakışın nesnesi olmak, yirminci yüzyıl komünizminin hayal edilebilecek en trajik yorumu değil midir?
Gerilemenin kapitalist ilerlemenin parçası olmasına dair bir diğer bariz vaka, güvencesiz istihdamın muazzam yükselişidir. Güvencesiz iş, bu zamana dek bir refah devleti olarak algılanan her ülkede görülen bir dizi haktan mahrum bırakır çalışanları: Güvencesiz çalışanlar sağlık sigortalarından ve emeklilik planlarından kendileri mesuldür; senelik ücretli izin yoktur; gelecek gitgide müphem bir hâl alır. Güvencesiz iş, işçi sınıfı içerisinde de, kalıcı çalışanlar ile güvencesiz çalışanlar arasında bir antagonizma üretir. Bu artan sömürünün işçi direnişini güçlendirmesi beklenirdi fakat bu vaziyet, direnişi iyice zorlaştırır ve bunun temel sebebi ideolojiktir: Güvencesiz iş, yeni bir tür özgürlük olarak sunulmaktadır. Artık kompleks bir müessesede çarkın dişlerinden biri değil, çalışmamı özgürce idare eden, yeni seçimler yapmaya, yaratıcı potansiyelimin bambaşka yanlarını keşfetmeye, önceliklerimi seçmeye özgür, kendimin patronu, kendimin girişimcisiyimdir...
Küresel kapitalist hukuk sistemi, en temel boyutunda, bizatihi yasallaştırılmış yolsuzluktur. Dolayısıyla, suçun nerede başladığı (hangi finansal ilişkilerin yasadışı olduğu) sorusu hukuki değil, ziyadesiyle siyasi bir soru, güce dair bir sorudur.
Fırsatı kaçırdıktan sonra kadere lanet eden kişi aptaldır.
'Geçmişinizi değiştirebiliyor olsaydınız, neyi değiştirirdiniz?'
Žižek: Doğumumu. Sofokles'le aynı fikirdeyim: En büyük şans doğmamış olmaktır.
Aklın tek kanıtı, insanın zaman zaman irrasyonelliğe kaymasıdır.
Eğer hâlâ varsa, o zaman hiç var olmamıştır.