Çocukken, Noel Baba'nın gerçek olmadığını öğrendiğimde üzülmemiştim. Aksine, dünyanın dört bir köşesindeki onca çocuğun aynı gece içinde hediye alabilmesini açıklayacak çok daha basit bir olgunun varlığı beni rahatlatmıştı.
Bir şeyin adını bilmek ile kendisini bilmek arasındaki farkı oldukça erken öğrendim.
Felsefeciler, bilim için neyin mutlaka gerekli olduğu hakkında bol bol konuşurlar; görebildiğim kadarıyla söyledikleri her zaman biraz safça, muhtemelen de yanlıştır.
Neden bazı insanların bilimi sıkıcı ve zor, bazılarının da eğlenceli ve kolay bulduğunu bilmiyorum. Bildiğim, özellikle de bir yönünün bana büyük keyif verdiği: Dünyanın gerçekte nasıl olduğunu çözmeye çalışmanın bu denli hayal gücü gerektirmesi.
Neden? sorusunu ne kadar sık sorarsam, işler de o kadar ilginç hale gelir hep. Fikrim bu yönde: Bir olgu derinleştikçe ilginçliği de artar.
Siz bay ve bayanların matematiği kısmen de olsa anlamanızı isterdim. Kaçırdıklarınız, matematiğin mantık ve kesinliği değildir yalnızca; içerdiği şiir de vardır bunların arasında.
Ama cevabı bilmek zorunda değilim ki. Bir şeyleri bilmemek, varlık nedenimi anlamaksızın gizemli bir evrende kaybolmuş olmak- ki anladığım kadarıyla durum gerçekten de böyle- beni ürkütmüyor.