O kaç binlerce silahlı insanın korkunç düzenliliği, bunca azgınlık, bunca coşkunluk, bunca yiğitlik... bütün bunların ne boş nedenlerle parlayıverdiği ve ne sudan nedenlerle sönüverdiğini düşününce gülüyor insan.
Kendini olduğundan az göstermek, tevazu değil, budalaklıktır.
Felsefenin güzel öğütlerine gösteriş olsun diye uymuş ya da sarsıcı olaylarla sınanmadığımız için hep sağlam yürekli kalmayı başarmış olabiliriz. Ama ölüm karşısında son rolümüzde, gösterişe yer kalmaz artık, o zaman anadilimizde konuşmak, dağarcımızda iyi kötü ne varsa olduğu gibi ortaya dökmek zorundayız. İşte onun için hayatımızın bütün eylemleri bu son mihenk taşında denemelidir.
En az bildiğimiz şeyler tanrılaşmaya en elverişli olanlardır.
''Hastalıklarımızın en korkuncu varlığımızı hakir görmektir.''
Bizim işimiz kitap doldurmak değil, ahlakımızı yapmaktır; savaşmak memleket kazanmak değil, yaşayışımıza dirlik düzenlik getirmektir. En büyük, en şerefli eserimiz doğru dürüst yaşamaktır. Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır.
Düşüncede saplantı ve azgınlık en açık ahmaklık belirtisidir.
Canlılar arasında eşekten daha kendinden emin, daha
vurdumduymaz, daha içine kapalı, daha ciddi, daha ağırbaşlı
olanı var mıdır?