Elâ gözleri sanki mümkün olan her türlü trajediyi görmüş, acı ve ızdırabın tüm basamaklarını adım adım çıkmış, artık insanüstü bir sükûnet ve anlayış düzeyine ulaşmış gibiydi. Kendi yerini biliyor, kabul ediyor, ona razı oluyor gibi bir hali vardı. Ailenin başı, doruk noktasıydı o. Asla fethedilmeyecek kalesiydi. O acıyı ve korkuyu tatmadıkça, yaşlı Tom'la çocuklar da asla tatmıyordu. Bu yüzden, bu duyguları kendi kendine inkâr etmeye alışmıştı. Neşeli bir şey olduğu zaman da ailede herkes acaba o seviniyor mu diye baktığından, önemsiz şeylerden kahkahalar yaratmakta usta olmuştu. Ama neşeden de iyisi sükûnetti. Sakinlik güvenilir bir durumdu. Ailedeki o büyük ve mütevazı yerini gururla, temiz bir güzellik içinde kabullenmişti. Sağaltıcı rolünden ötürü ellerine bir güven, bir soğukkanlılık, bir rahatlık gelmişti. Hakemlik rolü ona mesafeli, hata marjı olmayan tanrısal bir yargı yeteneği vermişti. Kendisi bocaladığı anda ailenin sarsılacağını, umudunu kaybederse devrileceğini biliyordu.
Hiçbir şeyin değişmeyeceğini inananlar, her şeyi olduğu gibi bırakırlar.
“İnsan olmak kolay değildir, hele ki ‘insanca’ yaşanabilecek bir toplum düzeni yoksa!”
Biliyor musun doktor, insanlar kendileri gibi konuşmayanlara kuşkuyla bakar.
'Atla suya' dedim. O da atladı. Ama suda
tek bir kulaç bile atamadı. Neredeyse boğuluyordu, zar zor çıkardık onu sudan. Onu kurtardığım için bana o kadar nazik bir tavırla teşekkür etti ki suya atlamasını ona benim söylediğimi tamamen unutmuştu.
Hiçbir insan diğer insanlar hakkında gerçekten bilgi sahibi değildir. Yapabileceği en iyi şey, onların kendisi gibi olduklarını varsaymaktır.
Ama...Görüyorsunuz ya.bir banka ya da bir şirket bunu yapamaz,çünkü bu yaratıklar hava alamazlar yemek yemezler.Onlar kâr solurlar,paranın faizini yerler.Siz nasıl hava alamadığınız,yemek yiyemediğiniz zaman ölürseniz onlar da bunları bulamadıkları zaman ölürler.Bu iyi bir şey değil.Ama böyledir ne yapalım.