Benim arzum yok ya da yeterli değil ya da artık kalmadı. Varsa bile, işletilmeye, aşırı yüklenmeye değmezler. Belki her şeye karşın birtakım arzularım var. Ama uykudalar. Hiç onları uyandırmak niyetinde değilim doğrusu. Ne gibi arzularım var? Rahat bırakılmak isterim. Başkalarının arzuları beni rahat bıraksın, peşlerine takıp götürmeye kalkmasın. Ben, öncelikle hiçbir şey arzulamamayı arzuluyorum.
Ama akşamları, işten sonra, ben bir bistrodan ötekine sürterken, Jacques okuyup kendini yetiştiriyordu. Romanlar ve ideolojik kitaplar okuyordu. Devrimci bir partiye yazılmıştı. Akşamları belli bir öğreti konusunda kendini yetiştiriyor, herhalde uyurken bu bilgileri özümsüyor ve ertesi sabah, hışımla topluma saldırıyordu. Biricik dinleyicisi ben olduğumdan, bakışlarıyla üstüme şimşekler yağdırıyor, işaret parmağını uzatıp öyle bir suçluyor, vicdanımı öylesine rahatsız ediyordu ki, sistemin doğurduğu bütün dertlerden sorumlu tutuyordum kendimi.
Oysa ben de herkes, çağımızdaki herkes gibiyim, kuşkucu, yanıldığını görmüş, yorulabilir ve yorgun, amaçsız yaşayan, elden geldiğince az çalışan azıcık obur biri: Şu evrensel acı ve bıkkınlıktan kurtulabilmek üzere, zaman zaman şöyle güzel bir yemek, içki.