Askeri ve siyasal çevrede Mustafa Kemâl, sivil ve entelektüel çevrede de Hasan-Âli irrasyonalizmin hem geleneksel Osmanlı-İslam hem de modern Avrupa türlerini aynı şiddet ve inançla reddettikleri için kendilerini engin bir yalnızlığın içinde buldular. Ulaşabildikleri kulak ve beyinlere genellikle irrasyonalist kanalların açık bulabildiklerinden süzülerek vardılar. Birbirlerini nihayet kişisel olarak buldukları zaman, Mustafa Kemâl ömrünün belki de en zor ve en ıstıraplı yıllarının başında bulunuyordu. Hasan-Âli, Mustafa Kemâl‘in hayallerini gerçek yapabilecek icraatın başına geçebildiğinde ise hiçbir zaman omuz omuza çarpışamadığı “dava arkadaşı” artık aziz bir hatıradan ibaretti.
İşte sevgili okurlarım, bilim insanıyla, uygar insanla, yobaz burada ayrılır: Bilim insanı gerçekten bilmek ister ve bilimin tek kaynağının kendi aklı ve gözlemleri olduğunun farkındadır. Yobaz ise inanmak ister. Onun aklı ve gözleri gerçeğe kapalıdır. Onun derdi inanmaktır. Ama inanmak istediği şey ne kadar zırva olursa olsun fark etmez. Yobaz inanmaya programlıdır. Onun şüphesi, onun acabası yoktur. Hasan-Ali Yücel'in bir yazısında belirttiği gibi, o acaba olmadan demokrat olmak, hatta insan olmak mümkün değildir.
Bir sürü insan türemiş ve coğrafya,bunların hangi ırka veya hangi türe mensup olacağını tayin etme görevini üstlenmiştir.
Deprem ülkemizin en önde gelen sorunlarından biridir.Depremden daha büyük tek bir sorun vardır,o da yöneticilerin korkunç cehaletidir.
Bilimde mühim olan moda yaratmaktır, modanın peşinden gitmek değil.
Düşünmeyi reddederek önündeki sözüm ona doğruları kabul eden insan, yerinde saymaya mahkûmdur.
Her yeni hükümetle biraz daha dünyanın alay konusu oluyoruz; Atatürk'ün bize bahşettiği dünyayı hayran bırakan Türk imajının yerine tekrar Osmanlı'nın hasta adam imajı geliyor. Bunun tek nedeni cehalettir.