Yalnızlık, stres, korku, utanç, üzüntü... Hepsi bir arada üzerime doğru koşuyor. Yenik düşüyorum. Sonsuzluğun içine düşerken, bu hisler fizik kurallarını hiçe sayarak üzerimde zıplamaya başlıyor. Canım yanıyor, nefes alamıyorum, öleceğimi hissediyorum. Sonunda kendimi çığlık atarken buluyorum. Etrafıma birkaç kişi toplanıyor, azarlar bir ifadeyle ne olduğunu soruyorlar. Korkuyla ve çekinerek, "Bir şey yok," demekten başka bir şey yapamıyorum. Onlara neden benimle böyle konuştuklarını sormaya çekinsem de, içimdeki korkuya rağmen gücümü toplayıp bunu soruyorum.
Peki, sonra ne oluyor? Geçmişimin tüm başarısızlıkları, abartılı ve kurnaz bir dille üzerime yığılıyor. Hiç olmadığım kadar tükenmiş hissediyorum. O üzerimde zıplayan tüm kötü hislerden özür diliyor, onlara sıkı sıkıya sarılıyorum.
Bir insanı gerçekten bitirmek, onu aşağılamak ve hatta toplum dışı bir hale sürüklemek istiyorsanız, geçmişteki küçük başarısızlıklarını alın, birleştirin ve sonra kurnaz, çekimser bir ifadeyle, yavaş yavaş ve sürekli olarak üzerine püskürtün. Sonuç olarak, o kişinin kendisini tüm dünyadan soyutladığını göreceksiniz.