Başınız ağrıdığında içtiğiniz o ilacın, ağrıyan yeri "bildiğini" veya oraya gitmek üzere özel bir GPS’i olduğunu sanmak güzel bir illüzyon. Oysa ilacın hiçbir fikri yok; kana karışıp ayak parmağınızdan beyninize kadar her yere, ağrımayan dokulara da eşit dağılıyor.
Yaptığı iş, hasar durumunda üretilen ve ağrı sinyalini tetikleyen prostaglandinleri vücut genelinde baskılamak. Sorun şu ki, bu moleküllerin "gündüz işi" mide duvarını asitten koruyan mukusu üretmek. Yani ağrıyı hedef alan bir keskin nişancı değil, biyolojik bir halı bombardımanı yapıyoruz. Ağrıyı keserken midenin koruma kalkanını da indirmek, vücudun "kusursuz çözüm yoktur, sadece takas vardır" deme şekli. Basit bir ağrı kesicinin bile arkasında böyle bir maliyet hesabı yatıyor.