5G geldiğinde önce istasyonlar yandı. Ama asıl ilginç olan yangın değil, yangını çıkaranlar. Sıradan insanlar. Komşunuz, akrabanız, tanıdığınız biri. Eğitimsiz değil, kötü niyetli değil sadece korkmuş ve o korkuya bir isim bulmuştu. 2020 yılı Nisan'ında dünya karantinaya girerken İngiltere'de baz istasyonları yanmaya başladı. İki teori dolaşıyordu. Ya koronavirüs uydurmaydı ve hükümet insanları evde tutarken 5G kuruyordu, ya da virüsün semptomları aslında 5G'nin oluşturduğu hasardı. Bilimsel dayanağı sıfırdı. Ama Belfast'ta, Birmingham'da, Liverpool'da kuleler yandı. Hollanda'da, İrlanda'da, Yeni Zelanda'da yandı. Tek bir ayda İngiltere'de yaklaşık yüz baz istasyonu hedef alındı. Türkiye'de istasyon yanmadı. Ama teoriler aynıydı. Sosyal medyada 5G-koronavirüs bağlantısı yoğun şekilde dolaştı. Aşıların içine 5G ile aktive olabilen mikro çipler yerleştirildiği iddiası da bu dönemde yaygınlaştı. Eylem farklıydı, zemin aynıydı. Komplo teorileri aptallıktan değil, belirsizlikten büyüyor. Pandemi başlamıştı her şey çelişiyordu, resmi açıklamalara güven sıfıra yakındı. Korkan zihin bir neden arıyor. Neden bulduğunda, o neden ne kadar saçma olursa olsun, belirsizlikten daha iyi hissettiriyor. 5G o boşluğa tam oturdu. Teknolojinin kendisi sıradan aslında. Daha hızlı veri, daha düşük gecikme. Frekanslar yükseliyor ama zararlı türden değil. Belgelenmiş bir sağlık riski yok. Ama bu bilgi o kalabalığa ulaşmadı, ulaşsaydı da o an fark etmezdi. Çünkü mesele 5G değildi.
Her yeni teknolojiyle aynı döngü dönüyor. Elektrikte de, radyoda da, cep telefonunda da aynı korku farklı kıyafetlerle geldi. Bu bir tesadüf değil. Teknoloji hızlandıkça kontrol hissi azalıyor, kontrol azaldıkça korku büyüyor. Kuleler yeniden inşa edildi. Virüs geçti. Ama o korkuyu üreten koşullar hâla yerinde duruyor.