Antik dünyada insanların "aydınlanmak" için katıldığı o meşhur gizli ayinleri, Eleusis Gizemleri’ni düşünüyordum sabah sabah. Binlerce yıl boyunca, bu törenlerde bugün bizim ergot dediğimiz, tahıllarda üreyen zehirli bir mantarı kullandıkları konuşuldu. Ama bu teoride hep bir mantık hatası vardı: Bu mantar sadece halüsinasyon gördürmez; işlenmezse adamı kıvrandırarak öldürür, kasılmalara ve kangrene yol açar. Yani "tanrılarla konuşacağım" derken ızdırap içinde canınızdan olursunuz.
İşte burada insan zekasına, daha doğrusu antik "mutfak kimyasına" şapka çıkartmak gerekiyor. Mekanizma sandığımızdan çok daha sofistike olabilir. Meğer çözüm, en ilkel temizlik malzemesinde, yani odun külünde saklıymış. Külü suyla karıştırıp bazik bir çözelti (bildiğimiz küllü su) elde ettiğinizde ve mantarı bununla işlediğinizde muazzam bir kimyasal reaksiyon oluyor: O öldürücü, toksik proteinler parçalanıyor ama geriye sadece zihni değiştiren, LSD benzeri (LSA) bileşenler kalıyor. Zehri ilaca, ölümü vizyona çeviren basit bir pH değişimi.
Bunu laboratuvar olmadan, molekül yapısını bilmeden, sırf deneme yanılma ve muhtemelen epey trajik kayıplar pahasına keşfetmiş olmaları ihtimali beynimi yakıyor. Bugün fırının derecesini ayarlayamayınca keki söndüren bizler için, ölümcül bir biyolojik silahı "kutsal bir içeceğe" dönüştüren bu hassasiyet büyücülükten farksız.
Tabii hemen gaza gelmemek lazım; bir şeyi kimyasal olarak yapmanın "mümkün" olması, tarihsel olarak kesinlikle yapıldığını kanıtlamıyor. Arkeolojik olarak o kupada ne olduğunu %100 bilmemiz zor. Ama insanın o "görünmeyeni görme" ve sınırları aşma arzusu uğruna, ucunda ölüm olan bir mantarı bile evcilleştirmeye çalışmış olması fikri... Hem çok korkutucu hem de garip bir şekilde hayranlık uyandırıcı.
13 görüntülenme