Kredi kartı ekstresini açıyorsun, rakamı görüyorsun, bir an duruyorsun, sonra kapatıyorsun. Ay sonu gelince asgari ödemeyi yapıyorsun ve bir sonraki aya geçiyorsun. Bu döngü o kadar tanıdık ki artık döngü olduğu bile fark edilmiyor. Borç bir kriz olmaktan çıktı, bir yaşam biçimine dönüştü. Ev almak için kredi, araba için kredi, tatil için kredi, bazen market alışverişi için bile taksit. Sistem bunu kolaylaştırdıkça normalleşti, normalleştikçe sorgulanmaz oldu. Birkaç nesil öncesi borcu utanç verici bulurdu. Şimdi borçsuz yaşayan insan istisnai sayılıyor hatta gereksiz yere kısıtlı yaşıyor diye bakılıyor. Ama işin içine girince görüyorsun ki borç sadece mali bir durum değil, psikolojik bir ağırlık. Sürekli bir adım gerideymiş gibi hissettiriyor. Kazandığın para gelmeden gidiyor, gelecekteki emeğin şimdiden harcanmış oluyor, Borç insanı sisteme bağlıyor. İşini bırakamıyorsun, risk alamıyorsun, dur diyemiyorsun. Özgürlük hissi değil tam tersi. Belki asıl sormamız gereken: borcun bu kadar sıradan hale gelmesi bir kolaylık mıydı, yoksa başka bir şeyin faturası mı?