Merhaba. Okuyan birine rast gelmek ne güzel .Serinin tamamını okumuş biri olarak İlk kitap için yorum yapmak benim için mutluluk .İncelememi vakit ayırıp okuyan herkese çok teşekkür ederim.
“Pia Mater 1”, ilk sayfasından son sayfasına kadar seni hem düşündüren hem de merak duygunu sürekli diri tutan bir roman. Sıradan bir hikâye bekliyorsan, hazırlıklı ol bu kitap öyle basit bir anlatı sunmuyor. Beyin, sinir ağları, hafıza, bilinç ,tüm bunları kurguyla harmanlarken, bir yandan da karakterlerin iç dünyasına samimi bir gözlemle bakıyorsun.
Kitabı okurken iki yönlü bir sohbet gibiydi benim için. Bir yanda merak ettiklerimle bilimsel gerçekler çarpışıyor, diğer yanda karakterlerin yaşadıkları sanki kendi içimde yankılanıyordu.
Serkan Karaismailoğlu’nun dili gayet akıcı ve içten. Bilimi ağır ağır, “okuyucuya yük olmasın” der gibi veriyor ama bir bakıyorsun ki aslında senin kafanda bir sürü soru beliriyor. Okurken bazı anlarda durup “Hayır, bunu az önce gerçekten ne anladım ben?” diye düşünmek zorunda kaldım ve bu iyi bir şey! Kitap seni pasif bir okuyucu yapmıyor, bir nevi içine çekiyor.
Bazı bölümler var ki beynin o karmaşık bölgelerini konu ederken bile insan ilişkilerine dair tatlı bir dokunuş bırakıyor. Yani evet, bilim var; ama soğuk, kuru bir ders anlatımı değil. Tersine, insanın kendi zihnini sorgulattıran bir yolculuk.
“Beyin cevap vermez; sadece seni kendinle yüzleştirir.” Bu cümle Pia Mater 1’in hissini çok güzel özetliyor bence. Kitap sana “işte gerçek bu” demiyor; tam tersine, seni kendi zihninin içine bırakıp sorularla baş başa bırakıyor. Ve o yüzleşme kısmı… biraz rahatsız edici ama aynı zamanda çok dürüst.
Bitirdiğimde hissettiğim şey?
Bir yandan kafamın içinde bir sürü yeni bağlantı, bir yandan da “Bunu bir arkadaşıma da anlatmalıyım” hissi.